Nerede hangi sohbete otursak Siirt'te dedikodunun çok fazla
yapıldığından şikayet ediliyor. Vatandaşlar serzenişte bulunuyorlar. Bu
serzenişlerinde haklı mıdırlar? Evet, ancak bir şartla. O da şu; bizde bir alışkanlık var. Her kötü şeyi
Siirt’e mal ederiz. Sanırız ki o kötü şey yalnızca bizim başımıza gelmiştir.
Başka hiçbir il veya ilçe sorunu yaşamıyordur.
Dedikodu olayı da öyle bir şey. Dedikodu var mı?
Elbette var. Hem de çok var. Ancak hiçbir
zaman bu dedikodu Siirt ölçekli yerleşim birimlerindeki dedikodulardan çok daha
fazla değildir. İnsanların büyük bir çoğunluğunun işsiz olduğu, gezecek
yerlerin az olduğu hobi alanları derseniz, hiç olmadığı bir yerleşim biriminde
elbette dedikodu olur. Hem de en alasından. Çünkü insanlar oyalanmak
ister, iyi ya da kötü zamanlarını
değerlendirecek şeyler ararlar. Bunu da en kolay şekilde dedikodu sağlar.
Doğru ya da yanlış, çok da fark etmez bir konu, bir
iddia ortaya atılır toplum günlerce bu
iddiayı tartışır durur. Hatta zaman-zaman hayali olan bir konu için dostlar
arasında ufak tefek tartışmalarda çıkabiliyor. İnsanlar olmayan hayali bir konu
nedeniyle birbirlerinin kalbini kırabiliyorlar.
Siirt’te de olan budur.
Memlekette en ufak bir olay, çok kısa bir sürede hemen bütün kente yayılabiliyor.
Hatta bu yüzdendir ki affınıza sığınarak Arapça bir deyimimizi hatırlatacağım.
Arapça da bir deyimimizde birbirimizin annelerinin iç çamaşırında kaç tane yama
olduğunu biliyoruz diyoruz. Ya da Türkçe de ki deyimiyle birbirimizin cemazül
evvelini biliyoruz.
Ancak baştan beri söylediğim gibi dedikodu yok değil, var.
Ama onu yalnızca Siirt’e mal etmeyelim. Siirt ve Siirt ölçeğindeki her yerleşim
biriminde benzer dedikodular oluyor, olmaya da devam edecektir. Yerleşim birimi
küçüldükçe dedikodu artar, büyüdükçe de azalır. Ta ki insanların iş veya hobi
olarak oyalanacakları imkanlara kavuşmalarına dek. İnsanlar iş, uğraş sahibi
olduklarında ya da hobilerini gerçekleştirme imkanı bulduklarında dedikodu
doğal olarak azalır.
Bol uğraşlı, az dedikodulu günlere kavuşmak dileğiyle.