Ülke olarak, il olarak rehavete kapılmayı çok severiz ve en ufak bir gelişme oldu mu hemen rahatlamaya başlar, çalışıyorsak çalışma bırakırız. Önlem almışsak o önlemleri hemen yok ederiz ve bir an da eski tas, eski hamam durumuna geçeriz.
Neredeyse bütün dünyayı bir yıl, on aydan beri de ülkemizi ve ilimizi etkileyen pandemi konusunda aldığımız önlemlerin başına gelen de budur. Önce çok sıkı önlemler alır, iyi yönde en ufak bir gelişme oldu mu aldığımız o önlemlerin tümünü unutuveririz.
Bu durum birkaç kezdir başımıza geliyor.. Bir hafta, on gün kadar denetimler arttırılıyor. Gerek denetimlerin gerekse denetimlerin toplum içerisinde gündem olması nedeniyle herkes önlemlere sarılıyor. Bunun sonucunda Covid-19 vatkalarında belirgin bir azalma görülüyor.. Ama bunun sonucu bir an da o aldığımız önlemlerin tümünü unutuyoruz. Ardından bir sürpriz diyemeyeceğimiz bir sonuç bizleri bekliyor ve Covid-19’un görülme oranı hızlı bir yükseliş trendine giriyor.
Oysa bu illet şakaya gelmiyor.. Cüzzam gibi, çiçek hastalığı gibi kökü kazınıncaya kadar teyakkuzda olmak ve alınması istenilen önlemleri titizlikle almak gerekiyor.. Aksi halde kazanan virüs kaybeden de bizler olacağız ki, daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere bu virüsle mücadele üç açıdan zorunludur. Yasal açıdan, dini açıdan sevap, yani mücadele yapılmaması günah, insani açıdan da gerekli olan bir mücadeledir. Başka bir ifadeyle bu mücadeleye canı gönülden katılmayan bir kişi her üç açıdan da zararlı durumdadır.
Özetlemek gerekirse, hepimizin ama hepimizin bu konuda duyarlı olması ve en ufak bir gevşekliğe meydan vermemesi, rehavete kapılmaması gerekiyor. Toplu ve sıkı bir şekilde mücadele ettiğimizde çok daha kısa bir dönem içerisinde bu hastalıktan kurtuluruz.