Asırlardan beri dünya genelinde tartışma konusu olan şeylerden biri de cezaların ne ölçüde caydırıcı olabildiğidir.
Bazı alanlarda caydırıcı olabilen ceza sistemleri trafik ve diğer bazı alanlarda aynı etkiyi göstermeyebiliyor.
Trafikte bunca denetim,ceza ve artık günümüz teknolojisinin sağladığı imkanlarla dünyanın öbür ucundaki bir kazayı tüm detayları ile sanki gözümüzün önünde olmuş gibi görmemize rağmen ibret almıyoruz.
İster yaya, ister sürücü olalım bütün yollar bizim anlayışıyla hareket ediyoruz. Kural tanımamamın ötesinde başkasının hakkına da rahatlıkla tecavüz edebiliyor ve işin ilginç tarafı bunun farkına da varmıyoruz.
Böyle olmasaydı, şehir içinde 70-80 km. hızla gidenler çıkabilir miydi? Ya da kaldırım kenarında, ikinci hatta üçüncü sırada park edebilir miydik? Bir başka örnek; böyle davranmamış olsaydık, arabalarımızı yüzümüz kızarmadan kaldırımlara park ederek yayaların yürüme alanlarını kapatarak onları tehlikelerle dolu yollarda yürümek zorunda bırakır mıydık?
Bunların hiçbirini yapamazdık. Peki, bunları yaparken ceza yemiyor muyuz? Her zaman olmasa da zaman-zaman ceza yiyoruz. Ama, aslanlar gibi cezayı ödüyor ve aynı şekilde yapmaya devam ediyoruz.
Cezalar tek başına yeterli olmadığına göre, yapılması gereken bu kültürün toplumda yerleşmesini sağlamaktır ve bunu yolu da eğitimden geçiyor. Bunu yaptığımız takdirde trafik sorunu rahatlıkla çözülür.
Eğitim ise yalnız okullarımızda çözülecek bir sorun değil, bu konuda toplumun tümünü kapsayacak bir eğitim seferberliği şarttır. Orada da hepimizin gönüllü olması ise bir başka şarttır.