Orman İşletme Müdürü Mehmet Ali Dedeoğlu, orman haftası nedeniyle yaptığı açıklamada; ilimizin sahip olduğu toprakların 232.238 hektarlık bölümünün orman arazisi olduğunu belirtmiş. Bu da % 38'e tekabül ediyor. Türkiye ortalaması ise %30'dur. Geçmişle kıyasladığımız zaman tamam diyemezsek dahi Türkiye ortalamasını baz aldığımızda buraya kadar tamam diyebiliyoruz.
Ancak açıklamanın bundan sonrası hepimizi kara-kara düşündürtecek cinsten. Çünkü sahip olduğumuz toprakların ancak % 20'lik bir bölümü gerçek orman vasfını taşıyor. Gerisi bozuk ormanlık alanlardan oluşuyor ve verimi çok düşük miktarda.
İsterseniz gelin geçmişten günümüze bu olaya bir bakalım. Evliya Çelebi Seyahatnemesinde Diyarbakır'dan Siirt'e gelirken balta girmemiş ormanlardan geçtiğini anlatıyor. Bugün bu yoldan geldiğinizde inanın tam anlamıyla yüz tane ağaç bulamıyorsunuz. Gözleriniz yeşile hasret yol boyu ilerliyorsunuz.
Daha yakın zamana gelelim. 1920'li yıllarda Siirt’te askeri doktor olarak görev yapan Kilisli Ahmet Bey, hatıralarında Botan Vadisi boyunca ancak iki-üç kişinin sarabileceği büyüklükte ağaçlardan bahsediyor. Bugün bunlardan söz etmek mümkün değil ve belirttiği yerlerde tek bir ağaç dahi kalmamış durumda.
Biraz daha yakın bir zaman dilimine gelelim. 50-60 yıl önce Kızlartepesi Parkı olarak adlandırdığımız alanda yüzlerce asırlık bıttım ağacı vardı. Biraz daha yakına gelelim 50-60'lı yaşlarda olanların çocukluk yıllarından hatırlayacakları Bıttımlık semtindeki ağaçlardan eser kalmadı.
Bozuk orman alanlarına gelince, doğal olarak onlar kendiliklerinden bozuk ormanlık alan olmadılar. Acımasızca baltayı vurduk. Son yıllarda baltayla yetinmedik motorlu hızarları devreye soktuk. Onlara hiç acımadık, körpecik dallarını kesmekten hiç ama hiç geri durmadık. Yani yine bizler, onları bu hale getirdik. Hem de %80'ler düzeyine kadar. Bu vebal hepimizin. Vatandaşı ile ormancısı ile basını ile toplumun hemen her kesiminin vebali olan bir konu. Hepimizin bu konuda ihmali ve hatası var. İster bilinçli olarak yapmış olalım, ister bilinçsizce yapmış olalım. Hepimiz bu hatada ortağız.
O nedenle hepimizin bu konunun üzerinde dikkatle durması ve uzun süreli olarak yaptığımız hataları düşünmesi gerekiyor. Bunu yapmak zorundayız; hem bizler hem de gelecek nesiller için. Bu bizim için zorunlu bir görev.