Sanırım Siirt’in kaderidir. Siirt, nasıl diye sorduğunuz her yüz kişinin 70-80 ‘i kötülemeye başlar. Hatta bunlardan küçük bir bölümü kötülemekle ve sitem etmekle de yetinmez başlar, beddua etmeye. Birbiri ardına beddualarını sıralar.
Çok az bir bölümü memnuniyetini belirtir ve dua eder. Bunlara teşekkür ederek öbür gruba gelecek olursak, bunların büyük bir bölümünün öncelikle bu memlekete olan vefa borçlarını ödemediklerini görüyoruz.
Elbette bunun istisnası var. Elinden gelen her türlü gayreti harcayan ve hatta bu memleket için ticari hayat başta olmak üzere, riskler alanlar ve hatta büyük zararlara uğrayanlar var. Ancak bunlar istisna kabilinden sayılırlar ve istisnalar kaideyi bozmaz.
Geri kalan bölüme dönecek olursak, ister özel sektörde ister kamu sektöründe olsun, beddua edenlerin önemli bir bölümü vefa borçlarını ödeme ve memleketlerine görevin ötesinde bir katkı yapma bir yana en zorunlu görevlerini yerine getirmediklerini görüyoruz. Kendisi görevini yapmadığı halde en iyi hizmeti en iyi memleketi istiyor.
Yaptığı görevi layıkıyla yerine getirmediği için ortaya çıkan sorunlardan sitem etmekten çekinmeyen ve bundan dolayı da bu memlekete beddua eden çok insan var. Hele bir grup var ki, burada kazandığı parayla il dışında iş hayatına atılmış veya yine burada edindiği deneyimle kamuda bir makama gelmiş ve bu sayede hayatlarının keyfini yaşarken, bu memleketi kötülemekten çekinmiyorlar. Bulundukları ilde sürdükleri keyfin maddi ve manevi temelinin burada atıldığını unutuyorlar.
Bunların kimliklerini belirtecek açıklamalar yapmak istemiyorum. Hepimiz il dışındaki tanıdıklarımızı gözümüzün önünde getirdiğimiz de bu durumda olan birçok kişinin bulunduğunu görürüz.
Ne diyelim? Başta da belirttik, beddua almak bu memleketin kaderidir. Ama kader mutlaka bir gün değişecek. Buna inanıyorum, daha doğrusu inanmak istiyorum.