Birçok proje ilimizde bir saman alevi gibi sönüyor, bir anda parlıyor veya parlatılıyor. Herkesin dilinde yer alıyor, konuşuluyor tartışılıyor, getireceği artılar dile getiriliyor. Ama çok kısa bir süre sonra da bir kenara itiliyor ve unutuluyor. Buna ilişkin onlarca, hatta yüzlerce örnek rahatlıkla sıralanabilir.
İşte size iki örnek. İki eski Siirt evi, iki cas ev. İlki 2005 yılında İl Özel İdaresi tarafından satın alınan ve Siirt evi olarak bilinen iki katlı, küçük bir avlusu ve bahçesi olan bir bina. Kazım Karabekir Ortaokulunun hemen altında bulunan ve gerçekten de tam bir Siirt Evi özelliklerini taşıyan bu bina satın alındıktan sonra dev bir bütçe ile restore edildi. Siirt kent müzesinin ilk temellerini atma adına Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından kap kaçak ve eski dönemlerde kullandığımız araç ve gereçlerle donatıldı.
Ancak bu güzelim binayı ve içindeki eşyaları koruyamadık. Hırsızlıklara karşı koruyamadığımız bu bina da bir de bir yangın durumu yaşandı ve daha sonra amacından çok uzak işlerde kullanıldı. Şimdi ki hali mi? Ahşap kapısının önüne metalden ikinci bir kapı taktırılmış ve kaderine terk edilmiş durumda. Üzülmemek mümkün değil.
İkinci bina Hacı Abdullah'ın evi olarak bilinen bina. Merkez Cumhuriyet Polis Merkezinin tam karşısında yer alan bir bina. Bu da castan iki katlı ve bununda biraz genişçe bir bahçesi bulunuyor. Siirt'in çok önemli bölümünü gören bir konuma sahip. 30 yıla yakın bir süre ile ilimizde görev yapan valilerimiz tarafından valilik konutu olarak kullanılmış. Valilikçe satın alındıktan sonra Dicle Kalkınma Ajansı tarafından 2014 yılında İl Özel İdaresi aracılığıyla baştan aşağı restore edildi ve Valiliğe teslim edildi. Bunun da akıbeti diğerinin aynısı. Kapısı yıllardan beri kapalı, öylece uzanacak bir eli bekliyor.
Her iki binadan, bir değil birçok nedenden dolayı yararlanmamız ve onları bulundukları atıl durumdan kurtarmamız gerekiyor. Öncelikle bunlar ilimize özgü mimariyi ve bu mimarinin temel maddesi olan cas'ı yansıtıyor. İkincisi bu halleriyle ilimize ve bulundukları mahallelere yarar değil zarar veriyor. Üçüncüsü de ülke olarak böyle binaları satın alıp bir kenarda kaderlerine terk edecek kadar zengin değiliz.
Bu iki binanın nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin önerilerimizi de yarınki yazımızda ele almaya çalışacağız.