Biz böyle bir toplum değildik.. Siirt deyince akla hoşgörü, sabır, metanet ve yardımlaşma gibi her biri diğerinden daha faziletli kavramlar akla gelirdi.
Ama ne oldu bize bilemiyorum? Tahammül sıfır, sabır sıfır, hoş görü sıfır.. Belki yardımlaşma duygusu açısından henüz sıfır alacak düzeye gelmedik.. Orada da olsa-olsa ancak bir geçer not alabiliriz sanırım.
Gerçekten durum vahim.. Bir dost sohbetinde oturduğunuzda bir anda birden çok kişinin başkalarıyla tartışmalı durumda olduğunu öğreniyorsunuz.. Hatta birçoğunun kavgalı olduğunu.. Üstelik bunların büyük bir bölümü ya akraba ya da yıllarını birlikte geçirmiş kardeşten öte bir duruma gelmiş insanlar.
Kardeşlerin dargınlığı bize olağan gelmeye başladı.. Baba-oğul, ana-kız dargınlıklarını ve hatta kavgalarını sık bir şekilde işitmeye başladık.
Kimse kimsenin bir lafına tahammül edemez hale geldi.. Hemen tavır koyulmaya başlanıyor.. Kimse yahu ben bu insanla yıllarca beraber yaşadım, ben bunun iyi niyetine inanıyorum demiyor.. Hemen bir art niyet aranıyor.
Aynı durum basın içinde söz konusu.. Yıllarca bir insanın iyi yönlerini sergileyin, bir gün kasıtlı olarak yaptığı değil de çaresizlikten kaynaklanan bir eksiğini dile getirin, hemen kötü adam olursunuz.. Kötülük adına ne kadar sıfat varsa size uygun görülür.
Eğitimde de durum aynı.. Öğretmen yavrunuza yıllarca eğitim versin, ona emek harcasın bir gün bir eksiğinden dolayı istemediği bir iki söz söylesin hemen bilindik mekanizma harekete geçer; o öğretmenin ne öğretmenliği kalır ve ne de insanlığı ve her şey ters yüz olur.
Kamu kurumlarında da durum farklı değil.. Yıllar boyu personelinin eksikliklerine hatalarına hoşgörü ile bakan yönetici, tek bir gün uyardığı andan itibaren kötü yönetici oluverir.. Gaddar olur, zalim olur.. Mobbing yapan yönetici olur.
Bu gidiş, gidiş değildir.. Bizim kendimize gelmemiz, eski benliğimize kısa bir sürede kavuşmamız gerekiyor.
Hoşgörü, sabır ve metanet bizim en önemli özelliklerimizdi.. Bizi biz yapan da bu ve benzeri özelliklerimizdi.