Memleketimizin içinde bulunduğu üzücü durumunu ele alan makaleyi bugünde sürdürüyoruz.
Bir memleket düşünün;
Yine asırlar boyu geniş bir coğrafyanın ticaret merkezi, kervanların yol güzergahında olsun, hatta başka illere de tüccar ihraç etsin, ancak bugün ticari alanda söz sahibi olmasın.. Burada 30-40 yıl öncesine kadar Bitlis, Van, Ağrı, Muş ve Bingöl gibi illerinin ticaretlerinin Siirtli tüccarların elinde olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.
Bir memleket düşünün;
Ülke genelinde ilk duble yol çalışması topu topu 30 kilometrelik bir bölümünde başlanmış olsun, ancak aradan geçen 20 yıla ve ülke genelinde yapılan duble yol uzunluğu on binlerce kilometreye ulaşmasına rağmen, minnacık uzunluğa sahip yolu bitirilememiş olsun.
Bir memleket düşünün;
Yaklaşık 80 yıldır demiryolunun 30 kilometre uzaklıktaki Kurtalan ilçesinden il merkezine getirilmesinin hasretini yaşasın.
Bir memleket düşünün;
Ülke genelinde havaalanı sayısının neredeyse bir elin parmak sayısını geçmediği dönemde bir havaalanına sahip olsun, ancak aradan geçen bunca yıl da neredeyse bütün iller modern ve işlev gören havaalanlarına sahip olmasına rağmen, havaalanında seferler sık sık iptal edilsin ya da başka illere kaydırılsın.
Bir memleket düşünün;
Bilinen isimler kadar bilinmeyen ve ülke sıralamasının ötesinde dünya sıralamasına girebilecek kadar güçlü bir sermayeye sahip iş insanları olsun, ancak yatırımdan neredeyse hiç nasibini almamış olsun.
Bir memleket düşünün;
Milletvekili ve başbakan çıkarsın, sayın Emine Erdoğan Hanımefendi gibi etkin, çalışkan ve donanımlı bir insana sahip olsun ve durumu bu halde olsun.
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.. Ancak madalyonun bir diğer yüzü de acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Bir memleket düşünün:
İnsanları hep birbirleriyle uğraşsın, çekiştirsin.
Bir memleket düşünün;
O memleketin insanları istemeyi, hele hele toplumun genelini ilgilendiren konularda istemeyi hiç bilmesin.
Bu özelliklere sahip bir memleket, oturup bugünkü haline bile şükretsin.. Hiç sitem etmesin ve şikâyetlerde bulunmasın.