Bu konuda daha önce yazdığım 4 yazıda, hayırlısıyla 1 Nisan’dan itibaren göreve başlayacak olan belediye başkanı ve ekibini nasıl bir belediye beklediğini çeşitli yönlerden ele alarak anlatmaya çalıştım.
Bugünde zabıta hizmetlerini ele almaya çalışacağım. Öncelikle şunu belirteyim, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında belediye başkanı olan Edip Turhan’dan bu yana ilimizde gerçek anlamda zabıta hizmetleri verilmiyor veya el birliği ile hepimiz yetkililerle birlikte verilmemesi için gayret harcıyoruz.
Birkaç örnek vereyim. O dönemde evlerin su veya kanalizasyon şebekelerindeki bir arıza için sokak veya caddenin kazılması gerektiğinde mutlaka belediyeden izin alınır ve belirli bir harç yatırılırdı.
Her mahalleden sorumlu bir ya da iki zabıta memuru vardı. Pencereden veya damdan sokağa çöp, su veya benzeri bir atık atıldığında görevli zabıtalar hemen uyarır ve cezayı keserlerdi.
Yine yağmur suyunu veya evin yıkanmasında kullanılan suyu cadde ve sokağa dökenlerin gözünün yaşına bakılmaz gerekli ceza yazılırdı.
Mahallerdeki bu düzenin bir benzeri çarşılarda da söz konusuydu. Çarşılardan sorumlu zabıtalar sürekli görev alanlarında dolaşır ve mevzuata ya da insan sağlığına aykırı bir durum tespit ettikleri anda gerekli müdahaleyi yaparlardı.
Kaldırım işgalinden iş yerleri tabelalarına kadar her şey kontrol altındaydı.
Zabıtaya itiraz etmek, karşı çıkmak mümkün değildi. O dönemlerde başkanlar haklı oldukları pozisyonlarda mutlaka personelinin arkasında durur, onu desteklerdi.
Bir zabıtanın tuttuğu bir tutanağı iptal etmek, deveye hendek atlatmak kadar zordu. Neredeyse imkânsızdı.
Bugün yukarıda belirttiğim hususların neredeyse hiç biri uygulanmıyor veya çok nadir uygulanıyor.
Günümüzde zabıtanın görev yapma alanı kısıtlanmış. Adeta görme ve duyma moduna gir deniliyor.
En can alıcı nokta da görev yapan ve mevzuata aykırı durumlar hakkında tutanak zabıtaların bu çalışmalarının karşılıksız bırakılması ve o tutanakların sumen altı edilmesidir.
Yeni ekip bu hizmetleri tıpkı eskiden olduğu gibi rayına oturtabilecek mi?