Yaptığımız görev ve hasbelkader bulunduğumuz makam hiç önemli değil.. Arada bir kendi kendimize ben başarılı mıyım sorusunu yöneltmemiz gerekiyor.. İşin püf noktası, bu sorunun kendisinden çok sorunun kime ve nasıl sorulduğunda yatıyor.
Çoğumuz dev bir aynanın karşısında durup, boydan profilimize bakarak bu soruyu cevaplandırmayı tercih ediyoruz ya da makamımızın ihtişamına ve albenisine bakarak bu soruya cevap arıyoruz.. Sonuç itibariyle olduğumuzdan daha iyi bir görüntü elde ediyoruz.
Bu yanlış bir yöntem ama daha büyük yanlışlıklara yol açan bir yöntem daha vardır.. O da bu soruyu çevremizi saran, bizden ve görev yaptığımız kurumdan yararlananlara ve özellikle de maiyetimizde çalışan insanlara sormak.
Bu şekilde sorulacak bir sorunun hiçbir faydası olmadığı gibi büyük zararı da var.. Çünkü soruyu yönelttiğimiz kitleden bize yanlışımızı söyleyecek bir kimse çıkmaz.. İstisnalar hariç hiç kimse konumu itibariyle başarısızlığımızı veya eksik yönlerimizi yüzümüze karşı söylemez.. Özelliklede Siirt’te.. Çok yanlış ama gerçekten Siirt’te bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyimini genel bir prensip olarak kabullenmişiz.. Doğruya doğru derken, çoğu zaman yanlışa yanlış demekten kaçınıyoruz.. Hele hele o yanlışı yapan kişi, biraz zengin veya önemli bir makamı işgal ediyorsa, hiçbir şey görmemiş, hiçbir şey duymamış oluruz.. Bir anda kör, sağır ve dilsiz rolünü oynamaya başlarız.
Bu durum, zenginliğe ve görev yapılan makamla da orantılı bir durumu oluşturuyor.. Parasal varlığımız arttıkça ve görev yaptığımız makam yükseldikçe, doğruları gerçekleri yüzümüze söyleyenlerin sayısı azalıyor ve herkes bizi övme yarışına giriyor.
Bu nedenle gerçek performansımızı öğrenmek istiyorsak, yöntemimizi değiştirmemiz gerekiyor.. Kendimizi gerçekçi bir şekilde değerlendirmeliyiz.. Lunaparklardaki cisimleri büyük gösteren aynalara değil de, olduğundan daha küçük gösteren aynalara bakarak kendimizi değerlendirelim.
Engelleyemediğimiz yağcı ve yalakaların yanı sıra çevremizde bize gerçekleri hiç çekinmeden, reklamda olduğu gibi tüm tük yüzümüze söyleyecek kişilerde bulundurmaya çalışalım.. Ya da çevremizdeki kişilerde, gerçekleri öğrenmekten hoşnut olacağımız algısını yayalım.
Burada çoğumuzun bildiği dönemin valisi Atilla Koç’un kendisini traş eden berberin; “Sayın valim çok yakışıklısınız” söylemine verdiği cevabı hatırlayalım.
Unutmayalım ki, Arapça’da sıkça kullandığımız bir deyimde; ”Güldürdükleri yere değil ağlattıkları yere git” diyoruz.