Pandemi de aşılamanın başladığı Ocak ayından neredeyse Haziran ayı sonlarına kadar çok ağır giden aşılama çalışmaları gerçekten tam bir seferberliği andıran müthiş bir çaba ile hızlı bir şekilde yükseltildi.
Son iki ayda yayla, mezra, köy ve mahalleler başta olmak üzere, her yerde aşı istasyonları kuruldu.. Bununla yetinilmedi evler ve işyerleri ziyaret edildi.. Konunun önemi ve toplum sağlığı açısından sağlayacağı yararlar anlatıldı.
Bu çabalar meyvesini verdi ve iki aylık bir sürede aşılama oranları %30’lardan iki kattan fazla bir artışla %68’lere çıktı.. Bu süre içerisinde günlük ayılmama oranları %1 civarında bir artış gösteriyordu.
Ancak son zamanlarda bu oranlarda bir yavaşlama görülüyor.. Günlük aşılama oranları %0.5’in altına düştü.. Bu oran hafta sonlarında daha da düşüyor ve %0.2’lere kadar inebiliyor.. Üzücü ama doğal bir durum.
Çünkü aşı gönüllüleri koyarak aşı olmaya gittiler.. Ha bu gün ha yarın gidip aşımı olayım diyenler yanı başlarına kadar gelen imkanı değerlendirerek aşı noktalarında aşılarını yaptırdılar.. Tereddütte olanlar yapılan ev ve işyeri ziyaretleri sayesinde ikna oldular ve onlarda aşılarını yaptırdılar.
Geriye daha çok aşı karşıtlarının bulunduğu, bir anlamda kemikleşmiş kitle olarak nitelendirebileceğimiz bir kitle kaldı.. Doğal olarak hem hedef kitlenin sayı olarak azalması hem de bu kitlenin bu özelliğinden dolayı aşılama oranları düşüyor.
Moral bozmadan ve büyük bir sabırla, iğne ile kuyu kazar gibi bu kitle içerisinde bulunan insanları aşı olmaya ikna etmek zorundayız.. Bunda alınan PCR zorunluluğu kararı da mutlaka etkili olacaktır sanırım.. Çünkü bu karar tam anlamıyla uygulandığı takdirde hayat aşı olmayanlar için gerçekten çok zor olacaktır.. Ücretsiz olsa bile, belirli periyotlarla gidip PCR testini yaptırmak çekilecek bir şey olmasa gerek.. Hele ki bu ortamda.