Ah o eski Ramazanlar nerede?
Nerede o insanın gönlüne huzur, yüreğine merhamet ve yufkalık duygularını veren Ramazanlar.
Ramazanlar değişmediğine göre değişen bizleriz.
Ama yine de gelin eski Ramazanları hatırlayalım.
Daha önce Ramazanın adeta Siirtte ki simgesi olan Melede ateşini anlatmaya çalıştık.
Ancak eski Ramazanlarla ilgili olarak anlatılacak o kadar şey var ki.
Ramazan için hazırlanan yağlı yumurtalı ve hatta sütlü bakısmayatlar yani çörekler özlenmez mi?
İftar saatine yakın vakitlerde başları üstünde yemek dolu tepsilerle ya mahallenin yoksul bir ailesine “Eşetıl ımmat” yani ölmüş aile bireylerinin payını götüren çocuk ve gençleri
Ya da mahallede bulunan medrese öğrencilerine giden ve “ratop” olarak adlandırılan yemeği götüren medrese öğrencilerini insan tekrar görmek istemez mi?
Ya da henüz çalar saatlerin yaygın olmadığı dönemlerde davulun sesiyle uyanmak özlenmez mi?
Özellikle yaz aylarında damda sahur yapma zevki on yıllar geçse de unutulur mu?
Yine o vakte ayrı bir zevk ayrı bir güzellik katan ve minarelerin şerefelerinde müezzinlerin okuduğu “tabor “ diye adlandırılan ilahilerin sesi kulaklardan silinebilir mi?
Eski Ramazanlara ilişkin anlatacak daha çok var.