İnsan oğlu genelde geride bıraktığı zamanları ve olayları özlemle hatırlar. Hatırladıkça da bir ah çeker.
On bir ayın sultanı Ramazan ayı da ibadetleri ve gelenekleri ile bundan nasibini alıyor.
Özellikle yaşları 50'nin üstünde olanların o eski Ramazan aylarını özlemle ve iç çekerek hatırlamamaları mümkün mü?
Ramazan ayına ilişkin olarak en fazla özlenen konu şüphesiz “ Melede” ateşidir.
Ramazan ayı başlamadan yaklaşık 15-20 gün öncesinden her mahallenin çocuk ve gençleri kendine has ritüeller eşliğinde topladıkları çalı çırpıları arife günü ikindiden sonra mahallenin meydanında kule halinde dizerek tutuştururlardı.
Çocuk ve gençlere Ramazan ayını ve oruç ibadetini sevdirmenin yanı sıra çevrede ki yerleşim birimlerine mübarek ayın başlayacağını müjdelemeyi amaçlayan bu güzel geleneği son 40 yılda göremiyoruz. Ama hep özlemle anıyoruz.
Ramazan ayı için baksmayat olarak adlandırdığımız bir nevi simidin yerine Ramazan pidesi tüketiyoruz. Ama baksmayatların tadını arıyoruz.
Sahur esnasında bir kaç camide müezzinlerin minarelerin şerefesine çıkarak okudukları ve “ tabor” olarak adlandırılan o insanın içinde derin izler bırakan ilahilerin kulaklarda çınlamaması mümkün mü?
İftara yakın saatte varlıklı her evde pişen yemeklerin mahallenin yoksul ailelerine veya medrese
talebelerine götüren çocukları gözler aramaz mı?
Teravih namazlarının arasında hep bir ağızdan okunan “ Ya Hennen uye Mennan” ilahilerini insan bir kez daha duymak istemez mi?
Kısmet olursa bu konuyu ele almaya devam edeceğiz.