Timsahların avlarını tek lokma da yedikten sonra arkasından göz yaşı döktüğü anlatılır.
Arapçada buradaki düşünceye paralel bir deyim var.” Alle ijreyk de epki aleyk .“ Yani öldükten sonra arkandan ağlayayım.
Bu duruma günlük hayatımızda çok sıkça rastlıyoruz. Daha doğrusu var iken, değerini bilemediğimiz birçok şeyi kaybettikten sonra göz yaşı döküp, feryat figan ağlıyoruz.
Sahip olduğumuz tarihi ve kültürel eserler konusundaki tutumumuz tam da bu durumu yansıtıyor.
Var oldukları sürece tabiri caizse dönüp yüzlerine bakmıyor, korumak için bir çaba harcamadan onları zamanın yıpratıcılığıyla karşı karşıya bırakıyoruz.
Bir bir gözlerimizin önünde yıkılıp gittikten sonra da timsah gözyaşlarını bolca akıtmaya başlıyoruz.
Örnek mi istiyorsunuz?
İşte il merkezinden bir kaç örnek.
Yakın zamana kadar Ulu Camiini külliyesinde yer alan, medrese, hamam ve imarethane bu gün yok. Bu büyük külliyeden günümüze kadar gelebilen bir tek cami oldu.
Sanırım buna da şükretmek gerekiyor.
İkinci bir örnek Çarşı Camiinin yer altında olan tarihi abdest yeri ve buraya su sağlayan kanal.
1980'lere kadar burada kışın ılık, yazın serin olan suyuyla sayısız kereler abdest aldık.
Soyut kültürümüzden de birkaç örnek verelim.
1980'lere kadar ilimizde oynanan onlarca çocuk oyunu artık günümüzde bilen olmadığı gibi kayıt altına da almadık.
Masal ve hikayelerimizin de akıbeti aynı şekilde.
Yakın zamanda bunlara ve bunlar gibi onlarcasına yenilerinin eklendiğini göreceğiz.
Sabatlar…
Yani üstü altı geçit olan yerler. Yazın sıcağında azıcık soluklanabileceğiniz, kışın kar ve yağmurdan korunabileceğimiz mekanlar.
Bir zamanlar onlarca sabat vardı. Bir bir yok olup gittiler. Kala kala üç tane kaldı.
Bari onları koruyalım…