Ahmet Arıtürk

ZAM VE VERGİ ANEKDOTLARI

Ahmet Arıtürk

2022 yılında temel ihtiyaç maddelerine peş-peşe gelen zamlar halkımızın yüzde 90’ını derinden etkileyecek boyutlarda. Bu zamlarla ilgili ne yazarsak, halkımızın çektiği sıkıntıyı anlatmak konusunda hafif kalacaktır. Hem zaten zamlardan, vergilerden bunalan vatandaşlar, durumu bizatihi yaşamaktadırlar. Özellikle de elektriğe, doğalgaza ve akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlar, sözün tam anlamıyla milleti bunalttı.

İyisi mi, bugünkü yorum yazımızı zamlarla ve vergilerle ilgili olarak tarihin akışı içinde anlatılmış birkaç anekdotu anımsatarak, okuyucularımızı acı-acı da olsa gülümsetelim istedik.

İŞTE ANEKDOTLARIMIZ:

Sürekli vergiler koyarak veya mevcut vergileri arttırarak halkı bunaltan Padişah, her zamdan sonra, Vezirine:

-Halk yeni vergiler için ne diyor!

diye sorar ve hep şu cevabı alırmış:

-Padişahım, kızmayın ama, benim görevim gerçekleri söylemek. Halk, çok öfkeli. Size de, başta ben olmak üzere bütün vezirlerinize de küfrediyorlar!

Padişah da hep aynı cevabı verirmiş:

-Bu vergilere, bu zamlara da alışırlar!

Zaman böyle akıp geçerken Padişah yapılan son vergiler ve zamlar konusunda tebaasının ne düşündüğünü yine aynı vezirine sormuş. Vezir, hayret içinde olduğunu belirten bir ses tonuyla cevap vermiş:

-Padişahım, doğrusunu söylemek gerekirse, çok şaşırmış durumdayım. Son zamlar ve vergiler konusunda halk birbirine takılarak, kahkahalarla gülüyor!

Vezirin verdiği bu cevap üzerine Padişah:

-Yeni vergileri ve zamları hemen geri alın. Halk, gülüp dalga geçtiğine göre, durum çok tehlikeli demektir!

***

Uyguladığı vergilerle tebaasını bunaltın Padişah baş danışmanı konumundaki vezire söylenmiş:

-Bana uygulayacağımız öyle bir vergi adı bul ki, tebaamız bu vergiyi ödemek için birbiriyle yarışsınlar.

Biraz düşünen Vezir, cevap vermiş:

-Buldum Padişahım. Hem de herkesin seve-seve vermek isteyeceği çok güzel bir vergi adı buldum.

Padişah, büyük bir merak içinde yine sormuş:

-Nedir bulduğun yeni verginin adı?

Vezir:

-Padişahım (AKIL VERGİSİ) adı altında bir vergi uygulamaya koyalım ve diyelim ki, bu vergi sadece akıllılardan alanacak! Herkes kendisini çok akıllı zannettiği ve öyle tanınmak istendiği için, seve-seve verecek!

Vezirin bu teklifi karşısında Padişah gülümseyerek cevap vermiş:

-Seni, bu vergiden muaf tuttum!

***

(AKIL VERGİSİ)

anekdotunu Fransız Krallarından 15’inci Lui ile ilişkilendirenler de vardır. O anekdotta şöyledir:

Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye:

-Majesteleri, Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder

demiş, bunun üzerine Kral, alaylı alaylı gülerek:

-Hakikatten enteresan bir fikir! Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.

Cevabını vermiş.

***

(HAVA VE GÜNEŞ VERGİSİ)

adı altında bir verginin uygulandığını hiç duymuş muydunuz! İşte o anekdot:

1854'de, İngiliz Parlamentosu yüz altmış yıl boyunca uygulanmış olan Pencere Vergisi'ni kaldırmıştı. Verginin halk arasındaki adı

Güneş ve Hava Vergisiydi.

Vergi, pencere adedine göre hesaplanıyordu, önceleri pek keseye zarar bir şey değildi, fakat 1780'de Kral III.William'ın Başbakanı Pitt'in imzasıyla pencerenin fiyatına oranlı vergi uygulanınca, matrah yüzde 300'e fırladı.

Ev sahipleri biriket-tuğla örerek pencereleri kapattılar, evlerin birer tane penceresi kaldı. İngiliz Doktorlar Birliği ateş püskürüyordu, güneş ve hava girmeyen eve ölüm girer diye; ama dinleyen kim!

Sonunda verem başta olmak üzere hastalıklar çoğalınca bunun sosyal maliyeti vergi toplamını aştı, vergi iptal edildi.

Bizimkilerin akıllarına böyle bir vergi uygulamak hiç mi gelmiyor, dersiniz!

BOŞALAN KÖYLER VE İŞSİZLİK SORUNU!

Türkiye’mizin en önemli sorunlarından biri de yüzde 25 dolaylarına ulaşan işsizliktir. İşsizlikte gençlerin oranı ise yüzde 30’lar düzeyinde telaffuz edilmektedir. Elbette, işsizliğin bu boyutlara ulaşmasında önemli etkenler vardır. Bunlar arasında, sanayi alanına yapılan yatırımların yetersizliği başı çekmektedir. Tabii, işsizliğin en önemli etkenlerinden biri de köylerin giderek boşalmalarıdır.  Köylüler, çeşitli etkenlerle köylerini boşaltırken haliyle işsizliğin tavan yapmasında önemli rol oynamaktadırlar. Köylünün, toprağını terk etmesi, üretimin düşmesi yanında, işsizliğin artması sonucunu da doğurmaktadır.

Örnek olması açısından İlimizde yaşanan bir anekdotu anımsatalım. Olağanüstü hâl yıllarında, Olağanüstü Hâl bölge Valileri sık-sık bölgeye bağlı illeri gezer, halkın sorunlarını bizzat halktan dinlemeye çalışırlardı. İlk Olağanüstü Hâl Bölge Valisi, aynı zamanda Diyarbakır Valisi olan Hayri Kozakçıoğlu’ydu. En uzun süreyle de bu görevi O yürüttü.

İşte, bu Olağanüstü Hâl Bölge Valilerinden biri, bir gün Siirt’e gelmiş. Vatandaşların yoğun olduğu Tillo Caddesi üzerinde, iş hanının bulunduğu alanın karşısındaki çayhanelerden birine girmiş. Hemşerilerimizin hallerini, hatırlarını sormuş. Tabii, “fırsat bu fırsat” diyerek hemşerilerimiz de sıkıntılarını anlatmağa başlamışlar.

İçlerinden biri, terör olayları sebebiyle arazilerini, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini  bırakarak, köyünü terk ettiğini ve Şehre yerleştiğini söylemiş. Çocuklarıyla birlikte, işsiz, güçsüz ve ekmeğe muhtaç duruma düştüğünü yana, yakıla anlatmış, kendisi ve çocukları için iş istemiş.

Olağanüstü Hâl Bölge Valisi:

-Kaç çocuğun var?  diye sormuş, köylü vatandaştan:

-On çocuğum var!  cevabını alınca:

-E be kardeşim, hiç on çocuk yapılır mı? Yapanın hali işte böyle olur! Nüfus plânlaması denilen bir şey var!  diyecek olmuş. Köylü cevap vermiş:

-Vali Paşa Hazretleri, vallahi, köyde 10 çocuk yetmiyordu. Çocuklardan biri bağı  bellerdi, diğeri bahçeye ektiğimiz sebzeleri sulardı. Biri, tarlayı sürerdi. Bir diğeri hayvanların sütünü sağar, yoğurt yapardı, biri sağılan sütü, yapılan yoğurdu şehre getirir satardı. Biri dağa gider, odun getirirdi. Biri Botan çayına gider, balık tutardı. Biri hayvanları sıvamaya götürürdü. Emin ol Vali Paşa Hazretleri şimdi cebimde bir paket sigara alacak param yok. Ama, terör yokken, ben köyde 10 çocuğumla ve aileleriyle birlikte yaşarken, Köyümüze gelseydin, senin şerefine 2-3 koyun, kuzu keser beraberinde gelenlerle birlikte size ziyafet çekerdim. Zaten, köy yerindeyken, misafirimiz hiç eksik olmazdı. Yoldan gelen geçenleri bile durdurur, ağırlardık. Köy yerinde çocuk güçtür, kuvvettir. Ne kadar çocuğun varsa, o kadar güçlüsün demektir!

Köylü vatandaşın verdiği bu cevap karşısında, Olağanüstü Hâl Bölge Valisinin cevabı şu olmuş:

-Ne diyelim! Allah, bu terör afetini milletimizin başına salanların belâsını versin. Köylü yurttaşlarımızın, yeniden köylerinde yaşayabilecekleri huzurlu günler  bir an evvel geri gelsin!

Evet, işsizliğin tırmanmasında, elbette köylerin giderek boşalmalarının rolü büyüktür. Peki, köylüler neden topraklarını terk ediyorlar, bir de bunu sorgulayalım. Sebep, sadece terör olsa, işsizlik bölgemizin sorunu olurdu. Ama bütün Türkiye’de bu sorun yaşanıyorsa kusuru, hükümetin çiftçilere, hayvancılıkla uğraşanlara yeterince destek vermemesi yanında, köylere gerekli alt yapıları yapmamasından kaynaklıdır. Devlet kırsal kesimde çiftçilikle, hayvancılıkla uğraşanlara destek olsa, köylerin alt yapılarını güçlendirse yol yapsa,  okul, sağlık ocağı ve benzeri tesisleri kursa, elbette köylerden şehre göç önemli derecede frenlenecek ve bu sayede işsizlik konusunda böylesine devasa rakamlara çıkılmayacaktı.

Son yıllarda, işsizliğin artmasına bir de Ülkemize gelen ve 10 milyon kadar oldukları tahmin edilen sığınmacılardır.

Evet, iddia ediyor ve diyoruz ki, işsizliği önlemenin yolu, kırsal kesimdeki vatandaşların, topraklarına sahip çıkmalarından geçer. Köylü, toprağına sahip çıksa, ekip-biçse, hayvan beslese hem işsizlik azalır, hem de bolluk ve bereket olur! Bunun için, köylüleri köylerinde tutmanın formülleri üzerinde durulmalıdır.

TAŞLAMA

DOĞALGAZA YENİ BİR

ZAM YAPILDI YÜZDE ON

YAPILAN BU ZAM ELBET

NE İLK ZAMDIR, NE DE SON

DONUNU DA SOYACAK

BU İKTİDAR , MİLLETİN

BAŞA TÜRBAN TAKMASI

BU SEBEPLE BİL KESİN

BAŞA TÜRBAN GEÇİRDİ

AYAKTA DON KALMADI

DAHA ÖNCE BÖYLE BİR

ÇELİŞKİ YAŞANMADI

ZAM ARSIZI OLMUŞUZ,

GÜLÜP GEÇERİZ ZAMMA

SANDIKLARI VURACAK

GÜNÜ GELİNCE AMMA

Yazarın Diğer Yazıları