Ahmet Arıtürk

ZALİMLER VE MAZLUMLAR!

Ahmet Arıtürk

(Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.)

Bugünkü yorum yazıma Milli Şair ve büyük Mutasavvıf Merhum Mehmet Akif Ersoy’un bir şiirinin ilk beytiyle başlamak ihtiyacını hissettim. Çünkü öyle bir toplum olduk ki maalesef zalimleri alkışlayacak durumlara gelmiş bulunuyoruz. Oysa zulmü alkışlamak küfür kadar tehlikelidir. KUR’AN-I KERİM’DE zulümle ilgili çok sayıda ayet vardır. Önce bu ayet-i kerimelerden bazılarının meali alilerini sunalım son sözü sonra söyleyelim:

*O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.

*Kafirler... Onlar zulmedenlerdir.

*Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.

*Allah, zulmedenleri sevmez;

*Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez.

*Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir.

*Böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu.

*Allah zulmedenleri en iyi bilendir.

*Artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

*Böylece Biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.

*Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız.

*Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.

*Allah, zulmedenleri bilir.

*Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.

*Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.

*Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur.

*Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.

*Rableri kendilerine vahyetti ki: "Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz.

*Biz zulmedenlere acıklı bir azap hazırladık.

*Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.

*Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar."

*Zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler.

***

Zulümle ilgili o kadar çok ayet-i kerime var ki, biz bunların ancak çok az bir kısmına yer verebildik. Bu örnekleri özellikle Müslüman geçinip de, zulmedenler içinde yer alanlarla, zalimleri alkışlayanları uyarmak amacıyla sunduk. Zulüm, ancak kudretli kişilerin sergileyebilecekleri küfre eş değer bir davranıştır. Yüce Rabbim toplum olarak hepimizi öncelikle zalim olmaktan ve zulme uğramaktan korusun, derken, yazımızı çok sık kullanılan şu meşhur atalarsözüyle noktalamayı uygun bulduk:

(ZALİMİN ZULMÜ VARSA, MAZLUMUN ALLAH’I VAR!)

CAS EVLER

Bu yazımızda geçmiş yıllarda Siirt evlerinin ana yapı malzemesi olan “CAS” konusunda nostalji yapmağa çalışacağız. Bir zamanlar Şehrimize “BEYAZ KENT” denilmesinin sebebi, Siirt’e özgü bir yapı malzemesi olan CAS’TIR. Çünkü, eski Siirt evlerinin ana yapı malzemesi olan CAS, pudra kadar bembeyazdı. Dolayısıyla, onunla yapılan inşaatlar da bembeyaz olurlardı.

CAS, yöremizde bol miktarda bulunan alçı taşlarının yakılarak öğütülmesinden elde edilirdi. Bizim tanık olduğumuz zaman diliminde biri SÜTÜT, biri de Botan yolu üzerinde cas üretilen iki ayrı yer vardı. Cas üretilen yerlerin adına EVETİN denilirdi. Bu deyim, ETUN kelimesinin çoğulu olarak kullanılırdı. (YAKILAN VE ÖVÜTÜLEN YER) anlamına gelirdi. Stüt mevkiinde olan evetinler HACI MUHYİDDİN adlı şahsa aitti. Botan Yolu üzerinde CAS ÜRETİMİ YAPILAN evetinlerin sahibinin lâkabı ise ABDE ETTUTE’YDİ.

Evetinlerde hazırlanan caslar, sipariş üzerine merkepler sırtında ve çuvallar içinde inşaat mahallerine taşınırdı. Her cas imalatçının, nakliye işinde kullandığı asgari 15-20 merkebi vardı. Kimi merkepler, kiralık olarak tutulurdu. Hatta, sahipleriyle anlaşılarak, taşımacılık görevinin hayvan sahiplerine verildiği olurdu. Yani, hayvan sahibi cas nakliyesi işinde çalışır (çuvalallara cas doldurarak, inşaata götürüp boşaltmak) bunun için ücret alır, hem de hayvanın kirası, günlüğüne eklenirdi. Bu durumda, bir merkebi olan, iş sahibi olmak imkânını bulurdu.

Cas nakliyesi yapanların elleri, yüzleri, elbiseleri cas tozuyla bembeyazdı. Üzerlerinde yük taşınan merkeplerin de durumları aynıydı. Semerleri dahi bembeyaz olurdu.

Yine, son dönem cas işlerinde çalışan ve bu işi meslek edinenlerden aklımızda kalan bazı isimleri sıralayalım. Istet Halil, Istet Heyder, Istet Abdalla, Ibrahim Hıle, Istet Ata, Istet Yusef, Istet Vadalla bizim gördüğümüz ve cas inşatlarında çalıştıklarına şahit olduğumuz ustalardı. Hepsi de Rahmet-i Rahmana kavuşmuş bulunuyorlar. Zaten (ISTET) kelimesi (ÜSTAT) kelimesinden türetilmiştir.

Cas inşatları bir ekip işiydi. Ustadan sonra gelen kişiye PEŞKAR DENİLİRDİ. Peşkar, usta yardımcısı demekti. Ustanın olmadığı hallerde, ustalıkla ilgili işleri de o yapardı. Geleceğin ustası sayılırdı. Casın harç yapılması, CEBBEL adı verilen işçilerin işiydi. Önlerine koydukları KIS’A denilen leğenimsi bir tahta içine cas koyar, kullanılacak yere göre dozajını ayarlayarak su döker, harç haline getirirlerdi. Her ekipte asgari 2 CEBBEL olurdu.

Usta ile cebeller arasında cas taşıyan işçilere ise FE’EL (ÇOĞUNLUĞU IF’UL” denilirdi. Harç haline getirilen cebelden, ustaya kadar, elden ele avuçlarla (KEF) ustaya ulaştırılırdı. Usta, kullanacağı cas harcının kıvamını belirtmek için zaman-zaman (CİP KEF ŞEDİT=SUYU AZ HARÇ VER) derdi. Cebbel de ona cevaben (CELOK KEMEL HEDİT=DEMİR GİBİ HARÇ GÖNDERİYORUM) diye cevap verirdi. Veya Usta (CİP KEF LEYYEN=İNCE BİR HARÇ GÖNDER) derse, cevap olarak (CELOK KEMEL HIBEL=MÜREKKEP KADAR YUMUŞAK GÖNDERİYORUZ) diye cevap verilirdi.

Cas inşaatlarda çalışanlar, işi adeta ZİKRULLAHA dönüştüren nakaratları da dillerinden düşürmezlerdi. Onlar için (ÇALIŞTIKLARI SÜRECE, AYNI ZAMANDA, ZİKİR YAPIYORLARDI) demek bile mümkün. (YA ALLAH! NEVEL EBİ, NEVEL!) nakaratlarını dillerinden düşürmezlerdi. Yani, BEYAZ KENTİ İNŞA EDENLERİN YÜREKLERİ, GÖNÜLLERİ DE KİRDEN UZAK, BEMBEYAZDI…

Yapılacak inşaatlar için çizilmiş bir proje de yoktu. İnşaat sahibi, ustaya mesela “üç odası, bir mutfağı bulunan bir ev istiyorum” derdi. Gerisini ustaya bırakırdı. Usta, kendi kafasında canlandırdığı şekilde inşaatı gerçekleştirirdi.

İnşaatın tamamlanacağı günün son anlarında, inşaat sahibinin varsa küçük oğlu çağırılır, “elini buraya koy” denilerek, bileğinin üzerine harç dökülürdü. Bu durum genelde KIDE denilen Kubbenin son halkasında gerçekleştirilirdi. Sonra, ev sahibine haber salınarak “inşaat bitti. Çocuğun elini harçtan çıkarmamız için HEDİYEMİZİ gönderin” denilirdi. İnşaat sahibi hediyeyi gönderir, çocuğun eli de harçtan çıkarılırdı. Gönderilen hediye genelde bir kutu şeker, ustanın hanımı için entari olarak dikilecek bir kumaş ve ekibe bahşiş olarak dağıtılacak bir miktar para olurdu. Buna, Siirtçe tabiriyle PERRUVE denilirdi.

Evet, bu yazımızda Siirt’e BEYAZ KENT denilmesinin sebebi olan CAS konusunu bir nostalji olarak gelecek nesillere aktaralım.

TAŞLAMALAR

ASGARİ ÜCRETLİNİN

AYLIĞI BİR HAFTALIK

GEÇİMİNE DE YETMEZ,

İNSAF EDİNİZ ARTIK

KİMİNE ÇAY KAŞIĞI,

KİMİNE KEPÇE İLE

BÖYLE Mİ SAĞLANACAK,

SOSYAL ADALET SÖYLE

ESNAFIN İŞİ ZOR DA,

ASGARİ ÜCRETLİYE

NE VERECEK HÜKÜMET,

KALKINMA PAYI DİYE

ASGARİ ÜCRET İŞİ

GERÇEKTEN BİR KOMEDYA

NEDEN SESSİZ KALIYOR

BU KOMEDYAYA, MEDYA

SENDİKALAR SUSUYOR

PATRONLARIN İŞİ İŞ

KİMİ AÇTIR, KİMİ TOK

BİLİN HEP BÖYLE GELMİŞ

TÜRKİYE’DE MİLYARDER

SAYILARI ARTIYOR

HER MİLYARDER ÜLKEDE

KAÇ FAKİR YARATIYOR

Yazarın Diğer Yazıları