Yüksek Seçim Kurulu şaşırtmadı, yine tarih yazdı. Bilindiği gibi 14 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için müracaat edenlerden 4 adayın müracaatları kabul edilerek ilan edilmişti. Bunlar alfabetik sıraya göre Millet İttifakının adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Cumhur ittifakı adayı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ATA ittifakı adayı Sinan Oğan’dı. Yüksek Seçim Kurulunca aday olmaları uygun görülen dört kişinin adları Resmi Gazete’de yayımlanmış ve itiraz süresi başlatılmıştı.
Yapılan itirazları değerlendiren Yüksek Seçim Kurulu dört kişiden üçü için yapılan itirazların değerlendirildiğini, itirazların haksız olduğu için her dört adayın da adaylıklarının kesinleşmesine OY BİRLİĞİYLE karar verildiğini açıkladı.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Ahmet Yener’in açıklamasına göre ATA ittifakı adayı Sinan Oğan dışında diğer üç adaya da itirazlar olmuş, kurul itirazları yerinde bulmayarak, dört kişinin de adaylıklarının kesinleşmesine oy birliğiyle karar vermişti.
Millet İttifakının adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin adaylıklarına itirazın sebebini bilmiyoruz ama Cumhur ittifakının adayı Recep Tayyip Erdoğan için yapılan itirazların anayasanın 101 ve 116 maddeleri çerçevesinde yapıldığını biliyoruz.
Anayasanın, Cumhurbaşkanı adaylarıyla ilgili 101. Maddesi:
“Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” der.
Anayasanın 116 maddesinde ise:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır” hükümleri yer almaktadır.
Cumhur ittifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan 2014 ve 2018 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir ve halen görev yapmaktadır. Yani iki defa cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Üçüncü defa aday olmasında Anayasanın 101. Maddesi hükmüne göre aykırılık vardır.
Anayasanın 116. Maddesinde ise:
“Cumhurbaşkanlığı seçiminin erkene alınabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tam sayısının beşte üçünün oylarıyla karar verilebilir.” Denilmektedir. Oysa seçimin erkene alınması Meclis tarafından değil, doğrudan Cumhurbaşkanının kararıyla olmuştur.
Bu bakımdan Yüksek Seçim Kurulunun kararı tartışmalara yol açmıştır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuk kitaplarında okutulacak ilk kararı da değildir. Daha önce Anayasada mühürsüz oyların kabul edilmeyeceğine dair açık hüküm varken, Yüksek Seçim Kurulu 16 Nisan 2017 referandumunda mühürsüz oyları geçerli saymıştı. İşin ilginç yanı, sayıları 2 milyon olarak ifade edilen mühürsüz oyların hepsinde de (EVET) oyu kullanılmıştı.
“Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir” deyiminde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları olarak Yüksek Seçim Kurulunun Erdoğan’ın adaylığına yapılan itirazlar için vereceği kararın ne olacağını zaten biliyorduk. Muhalefet tarafından da itirazların amacı
“TARİHE NOT
DÜŞMEK”
olarak açıklanmıştı.
Evet, Yüksek Seçim Kurulu kararında yine şaşırtmadı ve yine tarih yazdı!
DEPREMLER, JEOLOJİ BİLİMİNİN VE
JEOLOGLARIN ÖNEMİNİ KANITLARKEN
Nisan aylarının ilk Pazar günü
“Jeologlar Günü”
olarak kutlanır. Böyle bir günün ihdas edilmesinin amacı kariyerlerini jeoloji ile ilişkilendiren insanların faaliyetlerinin anlamını ve önemini vurgulamak içindir. Bu yıl 6 Şubat 2023 günü itibarıyla ülkemizde yaşanan ve maalesef artçıları hala devam eden depremler, Jeoloji biliminin ve Jeologların öneminin kanıtı oldu. En önemli bilim dalları arasında jeolojinin geldiğini yaşayarak öğrendik.
Jeologların tespitlerine göre Dünyanın çekirdeği başta olmak üzere birçok değişik katman yeryüzüne kadar ulaşır. Bu katmanların önemli bir kısmı hala insanoğlu için bir bilinmez olarak sırrını korumaktadır. İşte bu sırrı ve bilinmeyenleri öğrenmek ve açığa çıkarmak için araştırma yapan bilim dalına jeoloji denmektedir. Yani diğer bir deyişle yeryüzünü ve yerküreyi inceleyen bilim dalıdır. Bu bilimle uğraşanlara da JEOLOG denilir. Bir başka ifadeyle jeologlar olmasaydı “FAY HATTI” denilen ve depremleri oluşturan bir hattın varlığından haberdar olamayacaktık.
Jeoloji biliminin kurucusunun
James Hutton
olduğu kabul edilir. Jeologlar Günü'nün Tarihi ise Jeolojinin, kayaların, toprağın ve diğer malzemelerin bileşimini incelemesi Antik Yunan zamanlarından beri var olmuştur. Kayaların nasıl oluştuğunu merak eden Yunan bilim adamları, etraflarındaki dünyayı anlama arayışlarında, fosilleri incelemeye fikirlerine ve araştırmalarına uygun teoriler üretmeye başladılar. Daha sonra, Orta Çağ'da, bilimin Katolik Kilisesi'ne meydan okuduğu düşünüldüğünde, jeoloji alanında daha fazla ilerleme oldu. Bu süre zarfında, Leonardo da Vinci insan vücudunun işlevlerini araştırdı, ancak daha az bilinen arayışlarından biri de jeolojide öncü olmasıydı. Da Vinci'nin ilginç araştırmalarından biri fosillerle ilgiliydi. Da Vinci ve ekibi dağ tepelerinde gömülü buldukları fosillerin, eski bir deniz yatağında yüzen hayvanlara ait olması gerektiği sonucuna vardı. 17. yüzyıl boyunca, bilim adamları okyanuslardaki belirli tortul birikintiler ile kaya oluşumlarında gözlemlenen tabakalar arasında önemli bağlantılar kurmaya başladılar. Bununla birlikte, bunun nasıl olduğuna dair açıklamaların çoğu, James Hutton ve William 'Strata' Smith ortaya çıkana kadar bir sır olarak kalmaya devam etti. Bu iki tanınmış jeolog dünyanın binlerce yıl boyunca uzun ve yavaş gelişiminin açıklamasını bulma konusunda öncü oldu. Smith ayrıca İngiltere’nin ilk jeolojik ulusal haritasının yaratıcısı olarak kabul edildi. Jeologlar Günü’nün yaratıcıları, 1966 Nisanı’nda ortaya çıktı ve onlar bir grup Sovyet jeoloğuydu. Gün ilkbaharda seçildi, çünkü kışın bittiğini gösteriyordu. Jeologların çok aktif olduğu yaz sezonu ve saha çalışmalarının başladığı bir dönemdi. Bugün, Rus Mineraloji Derneği'nin favori günü olmaya devam ederken, ilerleyen dönemlerde günün önemi, Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, diğer ülkelerdeki jeologlar, jeofizikçiler ve jeokimyacılar tarafından da benimsendi ve tüm dünya tarafından kutlanmaya başlandı.
Depremle ilgili söylemleri gerçekleşen Türk Jeolog Celal Şengör’ü ve diğer jeologları saygıyla anarken, ülkemiz yöneticilerinin birer bilim adamı olan jeologlara kulak vermelerini temenni ediyor ve bilim adamı bütün jeologların günlerini kutluyoruz.
KANSER HAFTASI (1-7 NİSAN)
Yıl içinde 1-7 Nisan günleri KANSER Haftası olarak belirlenmiştir. 4 Şubat günleri ise (Dünya Kanser Günü)dür. Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) ve ortak kuruluşların birlikte yürüttüğü, milyonlarca ölüme neden olan ve pek çoğu önlenebilir bu hastalığa karşı toplumsal bilinci artırmak amacıyla tüm dünyada kampanyalar düzenlenmektedir.
Dünya Kanser Günü ilk kez 2005 yılında Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) tarafından düzenlenmiştir. Aynı yıl ülkemizde de Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği tarafından başlatılmış, Dünyada ve ülkemizde kanser konusundaki en büyük kampanyalardan biri olmuştur. Kansere karşı artık her zamankinden daha uyumlu ve koordineli bir mücadeleye ihtiyaç vardır.
Dünya kanser gününde, 150‘ye yakın ülkede gerçekleşen binlerce kampanya, milyonlarca tweet, çok sayıda sivil toplum örgütünün ve devletlerin katıldığı kampanyalarla bu sinsi hastalığa dikkatler çekilmektedir.
(KANSERDEN KORKMA, GEÇ
KALMAKTAN KORK)
deyimi çok gerçekçidir. Kansere yol açan etkenlerin büyük çoğunluğu tanımlanmıştır. Bu etkenlerden uzak kalırsanız, menhus hastalığa düşme riskini büyük ölçüde azaltmış olursunuz.
Kanser illeti, maddi ve manevi açıdan bir yıkımdır. Rahmetli eşim bu hastalık sonucu genç sayılacak bir yaşta yaşamını yitirdi. 10 yıla yakın süre tedavi için hemen-hemen ayda bir Adana’daki Balcalı hastanesine gittik, geldik. Ameliyatlar, ışın tedavileri sonuç itibarıyla fayda vermedi. Bütün hastalıklar ıstırap vericidir ama kanser hastalığı çok daha vahimdir. Refakatçi olarak kaldığım Onkoloji servisinde ıstırap içinde kıvranan hastaların durumlarına şahit oldum. Allah, kimseleri düşürmesin. Sözün özü olarak diyeceğim şudur. (KANSERDEN KORKMA, GEÇ KALMAKTAN KORK) deyimi gerçeğin ifadesidir. Kanserle mücadelenin en geçerli yolu, kansere yol açtığı bilinen etkenlerden mümkün mertebe korunmaktır. Bu menhus hastalık, musallat oldu mu, kurtuluş ihtimali yüzde 10 bile değildir. Yapılan tedaviler, tam anlamıyla bir iyileşme sağlamaz. Ancak, ıstırabı hafifletir ve ölümün gecikmesini sağlar.
Bütün hastalara acil şifalar dileyerek yazımı noktalarken, bu vesile ile kanser illetine mağlup olarak vefat eden Eşim
Leyla Arıtürk’ü
rahmetle anıyorum.
TAŞLAMA
YÜKSEK SEÇİM KURULU
YİNE TARİH YAZMIŞTIR
MÜHÜRSÜZ OYLAR GİBİ
TAYYİP ONAYLANMIŞTIR
ANAYASANIN HÜKMÜ
GAYET SARİH VE AÇIK
VERİLEN KARARA BAK
GEL İŞİN İÇİNDEN ÇIK
İKİ DEFADAN FAZLA
REİSLİK OLMAZ DENMİŞ
YÜKSEK SEÇİM KURULU
KILIFINA UYDURMUŞ
BAĞIMSIZ ERKLER NERDE
YASAMA VE YÜRÜTME
YARGI ERKİNİ ALMIŞ
SİNDİRMİŞTİR İÇİNE
ANAYASAYA KARŞI
SUÇ İŞLENMİŞ OLMAKTA
YÜKSEK SEÇİM KURULU
ELBET BUNU BİLMEKTE
TEK ADAM REJİMİNDEN
KURTARMALI ÜLKEYİ
PARLAMENTER SİSTEMDE
KİMSE EZMEZ KİMSEYİ