7 Temmuz 2023 günü Milli Savunma Üniversitesi mezuniyet töreni vardı. 10. Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi, 5. Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi ve 12. Dönem Karargah Subaylığı Eğitimi, Mezuniyet Töreni'ne katılan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada "Türkiye'nin zaten çok güçlü ve üst düzey olan askeri eğitim standardını, yeni açılımlarla, yeni kazanımlarla yükseltmeye devam edeceğiz" buyurmuş.
Milli Savunma Bakanlığı Üniversitesi mensuplarının mezuniyet töreni bana
MEKTEB-İ HARBİYE’Yİ
anımsattı. (Milli Savunma Bakanlığı Üniversitesi) deyimi ile
(MEKTEB-İ HARBİYE)
deyimi arasında ne kadar önemli bir vurgu farkı var,
(MEKTEB-İ HARBİYE)
başlı başına asalet kokan bir deyim. İnsanın içine adeta ürperti vermekte.
MEKTEB-İ HARBİYE
1834 yılında, Sultan II. Mahmud tarafından; Batı tekniklerine uygun ve çağdaş bilgilerle donanımlı subay yetiştirmek amacıyla kurulmuştu.
Kahraman Türk Ordusuna
1834 yılından bu yana subay yetiştiren ilim, irfan ve meslekî ahlâk ocağı HARBİYE
Başta Cumhuriyetimizin bânisi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, Fevzi Çakmak’ları, İsmet İnönü’leri, Kazım Karabekir’leri yetiştiren okuldur.
Sayısız komutan ve devlet adamının yetiştiği Mekteb-i Harbiyye; Sultan II. Mahmud tarafından çıkarılan bir ferman ile 1834 yılında
"Mekteb-i Ulûm-ı Harbiyye"
adıyla İstanbul'da kurulmuş, 1'inci Dünya Harbi sonuna kadar İstanbul'da Rami Kışlası, Maçka Kışlası, Taşkışla, Selimiye Kışlası, Çinili Köşk, Tophane-i Âmire, Halıcıoğlu Kışlası, Kuleli Kışlası gibi çeşitli mekânlarda ve Pangaltı'da bugün de "Harbiye" olarak anılan semtte Askerî Müze olarak kullanılan esas binasında talim ve terbiyeye devam etmiştir.
İstiklal Harbi sırasında; 1920-1923 yılları arasında Ankara'da Abidinpaşa Köşkü'nde faaliyetini sürdüren Harbiye Mektebi, 1923 yılından 1936 yılına kadar tekrar İstanbul'daki binasında eğitim ve öğretime devam etmiştir. 1936 yılında Ankara'ya intikal eden Kara Harp Okulu, günümüzde de varlığını sürdürdüğü yere kalıcı olarak taşınmıştır.
İşbu Mekteb-i Harbiyye 2016 yılında, diğer harp okulları ve astsubay meslek yüksekokulları ile birlikte Millî Savunma Üniversitesi çatısı altına alınmış, böylece tarihi bir vurgu olan
(HARBİYE)
adı da tarih olmuştur.
Peki, böylesine tarihi bir yönü olan HARBİYE’NİN kapatılmasının amacı nedir. Yoksa, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN adını anımsattığı için mi isim değişikliğine uğratıldı ve kapısına kilit vuruldu.
Mekteb-i Harbiye’nin bir de çok bilinen ve sevilen
(HARBİYE MARŞI)
bulunmaktadır. Maalesef, bu marş da, artık söylenmez, duyulmaz oldu. Gelin, millet olarak yıllarca göğsümüzü gere-gere söylediğimiz bu marşı kâğıt üzerinde de olsa anımsayalım:
Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,
Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,
Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.
Yaşa varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle
Göklerden gelen bir ses sana ne diyor, dinle:
Türk vatanı üstünde sönmez güneşsin sen,
Kartal yuvalarında, hürdür millet seninle.
Yüz senedir Harbiye bu orduya şan verir,
Çıkardığı dehalar semalara yükselir,
Baştan başa tarihtir mektebin her zerresi,
Sarsılmayan azminle çelik kalalar erir.
Şahikalar üstünde meydan okur bu erler,
Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler,
Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti,
Tarihlere sorun ki bize "Ölmez Türk" derler.
DÜNYA HUKUK GÜNÜ
1967 yılından buyana 10 Temmuz günleri
(Dünya Hukuk Günü)
olarak kutlamaktadır.
“HUKUK YOLU İLE DÜNYA SULHU”
konulu konferans 1967 yılında Cenevre’de yapılmıştı. Bunun için de 10 Temmuz günleri Dünya Hukuk Günü olarak kutlanmaya başlandı. Peki, gerçekten Dünyada hukuk var mı. Cesaretimizi toplayarak söylersek, sadece Türkiye’de değil, Dünya genelinde
HUKUKUN (H)si
bile yoktur. Hukuk var ama
EGEMENLERİN
HUKUKUDUR.
Kim kuvvetliyse, hukuk onun lehine işler. Özetleyecek olursak
(Hukukun üstünlüğü
yok, üstünlerin hukuku var.)
Şairin dediği gibi:
Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!..
Dünyanın genel durumuna bakınız. ABD adındaki
TERÖRİST DEVLET,
bütün dünyanın hukukunu ayaklarının altına almış, küçük devletleri ezip sömürmüyor mu! Dünya genelinin durumu bu iken, en küçük toplumlarda bile değişen bir durum yok. Güçlüler, güçsüzleri ezmekte, sömürmekte, süründürmektedirler. Tabii, yine de fark vardır. Kimi pestili çıkarılırcasına ezilirken kimi hafif bir travmayla atlatır. Yani hak, hukuk, adalet var diyen yalan söyler. Öyle bir dünya hiç olmadı ve hiç olmayacak. Daima güçlüler, zayıfları ezecekler. Hukuk kavramı kişiler için hayati önem arzettiği gibi uluslararası topluluklar ve devletler için de hayati önem taşır. Hakkaniyeti ve adaleti ifade eden ve kapsayan hukuk; gücün sınırlarının ötesine geçmeyi engeller. Hukuk esas alındığında ve hâkim kılındığında ne kişiler, ne de devletler güçlerinin sınırlarını zorlayamazlar. Özellikle 2. Dünya Savaşına kadar devam eden savaş ve mücadelelerde insanlık adına çok büyük dramlar yaşanmış pek çok insan hayatını, ailesini, yurdunu, özgürlüğünü kaybetmiştir. Bugün de Ortadoğu ülkelerinde aynı dramlar yaşanmaktadır. Evrensel yargı yetkisi yeterince genişletilememiş, bütün devletleri bağlayıcı bir sistem kurulamamıştır.Kurulan sistemler ve uluslararası kuruluşlar, boğazına kadar çifte standardın içine batmışlardır. Adil ve objektif olmayan bir hukuk düzeni insanlığa barışı getiremez. Çifte standartlı bir hukuk huzuru anlayışı da barışı da sağlayamaz. Zorbalığı önleyecek uluslararası gücü temsil eden Birleşmiş Milletler Gazze’de, Bosna’da, Karabağ’da, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de yaşanan katliamları izlemekle yetinmiştir.Hukuk ve hukukun üstünlüğü her şeye rağmen ulusal manada ve uluslararası alanda barış için tek şanstır. Hiç temenni etmeyiz ama savaşın bile bir hukuku vardır. Kimyasal silahların kullanılmaması, esirlere kötü muamele edilmemesi, yaralılara yardım edilmesi, ibadethanelere, hastanelere dokunulmaması gibi! Hukuk barışa olduğu kadar, savaşa da katkıda bulunan bir kavramdır. İnsanlık; kolay olmasa da barışa hukukun katkısını sağlayabilmek için çifte standartlarından arındırılmalıdır. Güçlünün hukuku değil, hukukun gücü geçerli olmalıdır.
ADALET, HUKUKUN BİR ÜST
KAVDRAMIDIR.
Hukuk, belli kurallar sistemiyken, adalet ise bu kuralların insan hakları açısından en ideal şekilde saptanmış olması durumudur. Hukuk kuralları, adaletle çelişebilir, ama adalet, hukukla çelişmez.Dünya hukuk gününü kutlarken, gelin Türkiye’den bazı saptamalar yapalım ve hakka, hukuka, adalete ne kadar önem verildiğini sorgulayalım:
*Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye, 140 ülke arasında 116’ıncı sıradadır.
*Basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 151. sıradayız. Afganistan bile bizden yukarılarda.
*Küresel Cinsiyet Eşitsizliği" raporuna göre 144 ülke arasında 131. sırada bulunuyoruz.
*En huzurlu ülkeler sıralamasında 150 ülke arasında 112. sıradayız.
*Huzur ve güvenlik sıralamasında 163 ülke arasında 145. sırada yer alıyoruz.
Bütün bu gerçeklerden sonra (Türkiye’de HUKUK VAR) DİYEN VARSA, AKLINA ŞAŞMAK GEREK.
TAŞLAMA
NE VERECEKSEN VER ARTIK
FITIK OLDUK BEKLEMEKTEN
SEN SARAYDA RAHAT UYU
DÖRT DÖNERKEN YATAKTA BEN
BİR DAİRENİN KİRASI
ON BİN LİRAYA YÜKSELMİŞ
EMEKLİ NASIL KİRALASIN
ZAVALLININ İŞİ BİTMİŞ
ÇOCUKLARA YUVA KURMAK
EVLENDİRMEK HAYAL OLDU
KİMLER NASIL EVLENDİRSİN
ÇOLUĞUNU, ÇOCUĞUNU
HERGÜN YENİ BİR ZAM İLE
UYANIYORUZ UYKUDAN
ZAM ÜSTÜNE ZAM YAĞMAKTA
SERSEM OLDUK BU ZAMLARDAN
EKABİRİN RAHATLARI
YERİNDE Mİ YERİNDEDİR
BİR ELLERİ YAĞDA İKEN
BİR ELLERİ DE BALDADIR
DEVLET BABA, BABALIK YAP
ÜVEY EVLAT MIYIZ BİZLER
BEŞ-ON MAAŞ ALAN VARMIŞ
OY VERENSE, BİZ KERİZLER
NE AÇLIK DERDİN VAR SENİN
NE DE BARINMA SORUNUN
YARI AÇ, YARI TOKUM BEN
SORUMLUSU KİMDİR BUNUN
ÇOCUKLARI OKUTMAKSA
İMKANSIZDIR BU DURUMDA
HEM BİR İŞ Mİ VERECEKSİN