Ahmet Arıtürk

TÜRKİYE'DE, HALİFE ÜÇÜNCÜ ÖMER DEVRİ!

Ahmet Arıtürk

İslam dininde icraatlarıyla

ADALETİ PARLATAN

İKİ ÖMER VARDIR.

Bunlardan birincisi elbette

ÖMER BİN HATTAP’TIR.

İkincisinin ise

Ömer Bin Abdulaziz olduğu kabul edilir.

YÜCE RABBİM

ikisinden de razı olsun. Hazret-i Ömer’in adaletiyle ilgili sayısız anekdotlar vardır. Halifelik makamında bile yamalı cübbe giyinen, ümmet içinde aç insanlar var düşüncesiyle yarı aç, yarı tok yaşayan, gece saatlerinde çalışırken yaktığı devletin mumunu, kendi işine başladığı zaman söndüren ve kendi parasıyla aldığı mumu yakan Hazret-i Ömer! Halifeliği döneminde bir Yahudi’ye haksızlık yaptığı için Şam Valisi Muaviye’yi

(BEN NUŞİREVAN’DAN DAHA ADİLİM

) diyerek uyaran, yine halifeyken kendisini şikâyet eden bir Yahudi’yi haklı bularak aleyhinde karar veren

Kadı’ya (Allah’a andolsun, beni kayırır ve benim lehime karar verseydin, senin boynunu vurdururdum) diyen HAZRET-İ ÖMER!

Başlangıçta İslam’a karşı olan hatta

Peygamber Efendimiz HAZRET-i MUHAMMED’İ (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun)

cahiliyet taassubuyla katletmeyi bile plânlayan, bunun için sorgulamağa gittiği kız kardeşinin evinde işittiği Kur’an-ı Kerimin ayetleriyle gaflet uykusundan uyanarak Müslüman olan ve bütün yaşamını din-i mübine adayan, Peygamber Efendimizden sonra ikinci Halife olmak saadetine erişen Hazret-i Ömer…

İkinci Ömer ise Emevi halifelerinin sekizincisi olan Ömer Bin Abdilazizdir. Adaletiyle adeta ikinci bir ÖMER olmuştur. Halifelik görevini İslâmî kurallar çerçevesinde yürütmeye çalışan Ömer b. Abdülazîz, uygulamalarında esas almak için Hz. Peygamber’in ve anne tarafından dedesi Hz. Ömer’in yönetimle ilgili karar ve icraatları hakkındaki belgeleri toplattırmış, meşhur âlimleri kendisine danışman seçmiş, çeşitli vilâyetlerdeki âlimlere mektuplar yazarak onlardan kendisine tavsiyelerini iletmelerini istemişti. Saraydaki lüks eşyaları beytülmale veren, bütün köle ve cariyelerini azat eden ve halktan biri gibi yaşayan Ömer Bin Abdulaziz Cuma hutbelerinde sadece halifeler için yapılan duanın halk için yapılmasını emrederek, bugün Cuma hutbelerinin sonunda okunan

“İNNALLAHA YAMURU BİL ADL…”

ayetinin okunmasını emretmiştir. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer B. Abdulaziz idarî, iktisadî ve içtimaî sahalardaki icraatlarıyla da aynı çizgiyi devam ettirmiş, idarî alandaki icraatlarına halka zulmeden ve yolsuzluklara adı karışan valileri ve diğer memurları görevlerinden alarak onların yerine hangi kabileden olduklarına bakmaksızın takva sahibi, dürüst yeni memurlar tayin etmiştir.

Valilik, kadılık, vergi memurluğu görevlerini halifelikle birlikte dört temel esas kabul ederek adeta günümüzde

KUVVETLER AYRILIĞI

olarak tanımlanan sistemi kuran Ömer Bin Abdulaziz özellikle kadılık görevine hukuk bilgisi yanında takvasıyla temayüz etmiş âlimleri getirmiştir.

Valilerin ticaretle uğraşmasını ve hediye almasını yasaklayan, mazlumların yanında olan ve memurlardan şikâyetçi olanları doğrudan dinleyen,  kendisinden önceki halifeler tarafından edinilmiş  gayri menkulleri ve kıymetli eşyaları, hatta hanımının ziynet eşyalarını bile beytülmale devreden de Ömer bin Abdulaziz’dir.

İç barışa da büyük önem veren Ömer b. Abdülazîz idareye muhalif gruplara karşı âdil bir yönetim uygulamış, Hulefâ-yi Râşidîn’in anlayışını ihya ederek din âlimlerinin ve halkın sevgi ve desteğini kazanmış, Hz. Ali evlâdı ve Hâricîler’in de yönetimle barış içinde yaşamasını sağlayarak Muaviye devrinden beri devam eden, hutbelerde Hz. Ali’nin lânetlenmesi edepsizliğine son vermiş,  evlâtlarına ve taraftarlarına karşı çok iyi davranarak ellerinden alınan mülklerini geri vermiştir

Adaletiyle Hz. Ömer’e, zühd ve takvâsıyla Hasan-ı Basrî’ye, ilim bakımından Zührî’ye benzetilen Ömer b. Abdülazîz halifeliği sırasında çok sade bir hayat sürmüş, saraylarda oturmayıp Halep civarındaki Hunâsıra’ya yerleşerek zamanının çoğunu orada geçirmiş, resmî ve sivil heyetleri genellikle orada kabul etmiştir. Kamu mallarını yetim malına benzeten, beytülmali kendisine bırakılan bir emanet kabul eden, hazineden maaş almayan, Ömer bin Abdulaziz de tıpkı birinci Ömer gibi  şahsî işlerini yürüttüğü sırada devlete ait mumu dahi kullanmazdı.

İslam Dinin adaleti parlatan iki Ömer’ini çok kısa bir şekilde tanıttıktan sonra, gelelim. ÜÇÜNCÜ ÖMER’E! Türkiye’de 2002’li yıllardan bu yana adeta

ÜÇÜNCÜ BİR HALİFE ÖMER

devrinin yaşandığını söyleyenler bulunmaktadır. Bunlar serdettikleri deliller ise şöyle:

*100 yıllık reklam arasına son verildi. Türkiye’ye İslam dini yeniden geldi!

*Vesayet rejimi son buldu,

*Adalette zirveye ulaşıldı. Mahkemelere talimat, savcılara, hâkimlere emir veren kalmadı.

*”Devletin malı deniz, yemeyen domuz” zihniyeti son buldu. Artık Devlet Hazinesine BEYT-ÜL MAL gözüyle bakılıyor, kimse, 85 milyon insanın hakkı olan devlet hazinesinden haksız yere BİR KÖR KURUŞ bile alamıyor.

*Devletin gayrimenkulleri, vakıflar, tesisler haraç mezat satılmıyor, birilerine parsel-parsel peşkeş çekilmiyor.

*Devletin kurum ve kuruluşlarına personel alımından adil davranılıyor, hiçbir şekilde, hiç kimseye torpil yapılmıyor. Hele RÜŞVETLE İŞE ALMAK kapısı tamamen kapanmıştır. Bu bizdendir, bu diğer yüzde 50’dendir ayırımı yok!

*Milyonlarca işsiz gencimiz varken, birilerine kayırarak 3-5 maaş vermek gibi geçmişte yapılan haksızlıklara asla geçit verilmiyor.

*Özellikle üst düzey makamlar nâ ehillere değil, ehliyetli, kabiliyetle, vatansever insanlara veriliyor!

*Mahkemelere, hâkimlere, savcılara talimat devri kapanmıştır! Mahkemeler, kararlarını hür iradeleriyle ve yasalara uygun bir şekilde vererek tatbik ediyorlar!

*Han-ı Yağma misali ihaleler son bulmuştur. Devletin resmi kurum ve kuruluşlarının ihaleler gayet şeffaf bir şekilde yapılmaktadır!

*Ülkemizde Avrupa standartlarının üzerinde  özgür bir basın var! Yapılan yanlışları korkusuzca dile getirmekte, halkımızın bilgilenmesini sağlamaktadır.

*Seçimler şeffaf bir şekilde yapılmakta, hatta vatandaşların tercihlerine halel gelmesin diye, mühürsüz oylar bile GEÇERLİ SAYILMAKTADIR.

*86 yıldan beri müzeye çevrilen AYASOFYA’YI bile tekrar CAMİYE ÇEVİRDİLER. Yapanları, Fatih Sultan Muhammed Han’ın lanetinden kurtardılar!

*Büyükelçilikler, MONŞER kılıklılardan kurtararak alnı SECDE GÖRMÜŞ TAKVA EHLİNE TEVDİ EDİLDİ.

*Bu ülkenin yönetiminde artık ALNI SECDE GÖRMEMİŞ NE BİR BAKAN, NE BİR VALİ, NE BİR PAŞA, NE BİR GENEL MÜDÜR BULAZSINIZ!

*Dinsizlik, imansızlık propagandası yapan medya susturuldu, artık sadece dindar medyanın borusu ötmektedir.

*Resmi kurum ve kuruluşlarda İSRAF SON BULMUŞ, SADELİK ÖN PLÂNA ÇIKMIŞTIR. Hiç kimse, bu ülkenin yöneticilerinin sadelikten uzak ve İSRAF içinde olduklarını iddia edebilir mi!

***

Özetle, Ömer Bin Hattap ve Ömer Bin Abdulaziz’den sonra bir İslam ülkesi olan Türkiye’de Halifelik Makamında bir ÜÇÜNCÜ ÖMER’İN bulunduğunu söyleyenlerin öne sürdükleri delillerden sadece bir kaçını yazabildik. Devam etsek, sayfalara sığmaz. Türkiye’nin gerçekten de HALİFELİK AÇISINDAN ÜÇÜNCÜ ÖMER DEVRİNİ YAŞADIĞINA İNANIP İNANMAMAK SİZE KALMIŞ!!!

ANEKDOT

Söz Hazret-i Ömer’den, Muaviye’den ve Nuşirevan’dan açılmışken içimden geldi, tarihi bir anekdotu anımsatarak okuyucularımla paylaşmak istedim. İkisi de adaletleriyle ün bulmuş tarihi iki şahsiyet. Biri Kisra Kralı Nuşirevan, diğeri Müslümanların ikinci Halifesi Hazret-i Ömer. Adaletleriyle nam kazanmış bu iki tarihi şahsiyet arasında, bir bağ mevcuttur. İşte, bu bağı kanıtlayan anekdotu sunarak, adaletin önemine vurgu yapacağız. Hazret-i Ömer Halife ve Muaviye Şam Valisiyken yaşanan anekdotu nakledelim. Kararı siz veriniz:

Muaviye, Şam’da yapılacak bir camii için, camiin bitişiğinde bir Yahudi’ye ait arsayı istimlâk etmek ister. Yahudi, arsasını parasıyla da olsa camiye vermek istemez. Ancak, Muaviye, arsanın değerinin üzerinde de bir ödeme yaparak bugünkü kamulaştırma yasası gibi, Yahudi’nin arsasını cami için satın alır.

Yahudi, adaletiyle nam bulmuş olan Halife Hazret-i Ömer’e durumu şikâyet etmek için Medine’ye gider. Hazret-i Ömer’i sorar. O saatlerde, Hazret-i Ömer’in mutadı veçhiyle Medine’nin varoşlarındaki bir ağacın altında uyumakta olabileceği belirtilir. Yahudi, tarif edilen yeri bulur. Hazret-i Ömer gerçekten bir ağacın altında uyuyor gibi görünmektedir. Ağacın altındaki şahsa bakan Yahudi, yamalı elbiseli, çok sade bir görünüşü olan Hazret-i Ömer’i, içinden Şam’da debdebeli bir saltanat sürmekte olan  Muaviye ile kıyaslar ve kendi kendine:

-Ağacın altına uzanmış, bu elbiseleri yamalı, kişi, Muaviye’ye ne yapabilir!

düşüncesine kapılarak uzaklaşmak ister. Ancak, baş gözü kapalı, gönül gözü açık Hazret-i Ömer o anda uzandığı yerden doğrulur ve gitmek üzere olan Yahudi’ye seslenir:

-Söyle bakalım ey yabancı, dileğin nedir?

Yahudi, gerçeği saklamak istese bile, Hazret-i Ömer:

-Doğruyu söylediğine beni ikna etmezsen, seni cezalandırırım!

diyerek gelişinin gerçek sebebini ve şikâyetini söyletir. Yahudi’nin meramını öğrenen Hazret-i Ömer, bunun üzerine bir kemik parçasına:

“Ene adilun min

Nuşirevan!”

Cümlesini yazar ve Muaviye’ye götürmesini söyler. Bu mesajı Muaviye’ye götürmemesi durumunda, kendisini cezalandıracağını özellikle ve özerine basa, basa tekrarlar.

Yahudi, çar naçar aldığı mesajı Şam Valisi Muaviye’ye götürür. Muaviye, Yahudi’nin elinden Hazret-i Ömer’den geldiği belirtilen mesajı içeren kemiği alıp okuyunca sapsarı kesilir ve titremeğe başlar. Yahudi’ye:

-Yeter ki şikâyetini geri aldığını giderek Hazret-i Ömer’e arzet. Arsanı istimlâkten vazgeçtim!

der. O ihtişam sahibi Muaviye’nin kemik üzerine yazılmış bir cümleden nasıl olur da böyle korktuğunu merak eden Yahudi,  Muaviye’ye:

-Eğer, bu korkunun sebebini ve aldığın mesajın mahiyetini anlatırsan, arsamı kendi dileğimle ve bedelsiz olarak cami inşaatı için bağışlayacağım

deyince, Muaviye anlatmağa başlar:

-Devr-i cahiliyede ben ve Ömer, birlikte ticaret yapardık. Bir gün yine bir ticaret kervanıyla birlikte Kisra’ya gitmiştik. Ömer’in çok güzel bir atı vardı. Kisra’nın veziri, aynı zamanda Kayınbiraderi olan bir şahıs, Ömer’in atını satın almak istedi. Ömer satmak istemeyince, zorla aldı amma, değerinin üzerinde bir ödeme de yaptı. Ancak, şikâyet etmek için bir yolunu bulup Ömer’le birlikte adaletini duyduğumuz Kisra Kralı Nuşirevan’ın huzuruna çıktık. Biz Arapça konuşuyorduk. Nuşirevan ise Arapça bilmiyordu. Bunun için yine kendi adamlarından birini tercümanlık etmek üzere huzuruna çağırttırdı. Biz, şikâyetimizi söylüyorduk, tercüman da güya Kral’a sözlerimizi tercüme ediyordu.

Konuşmalarımızın sonunda Nuşirevan her birimize birer kese altın verdi. Tercüman da bize

“haydi parayı alıp da gidin!”

dedi. Biz, keseleri almadık ve atımızı istediğimizi tekrarladık. Nuşirevan bir şeylerin döndüğünü hissetmiş olacak ki, başka bir tercüman çağırttı. Yeni Tercümana derdimizi anlattık. O da Nuşirevan’a gerçeği olduğu gibi anlattı. Meğer ilk tercüman, Kisra’nın kayınbiraderi de olan vezirini korumak için yanlış tercümede bulunmuş, yardım istemek için huzuruna çıktığımızı söylemiş.

Durumu anlayan Kisra bunun üzerine derhal alınan atın getirilerek iade edilmesi emrini verdi. Ancak, tercümanı aracılığıyla bize bir ricada bulunarak:

-Biliyorsunuz Şehrin iki kapısı var. Kisra’dan ayrılırken, her biriniz bir kapıdan çıkın, Şehrin dışında istediğiniz yerde birleşip yolunuza devam ediniz!

dedi. O an için sebebini pek anlayamamıştık. Ama verilen emri yerine getirmemiz gerekiyordu. Birimiz doğu kapısından, birimiz de batı kapısından Şehri terk ederek, buluşma yerine geldik. İkimizde de büyük bir heyecan vardı. Birbirimize:

-Ne gördün, ne gördün!

diyerek hayretimizi dile getirdik. Terk ettiğimiz kapıların birinin üzerinde Nuşirevan’ın veziri ve kayınbiraderinin, diğerinde ise tercümeyi saptıran kişinin idam edilmiş cesetleri asılıydı.

Yahudi’ye, bu anekdotu anlatan Muaviye, sözlerine devamla şöyle konuştu:

-Hazret-i Ömer’in bana gönderdiği mesaj gayet açık. “Zorla aldığın arsayı geri ver, yoksa seni astırırım!” demek istiyor…

İşte, demokrasi kelimesinin bilinmediği yargı reformu denilen bir olgunun olmadığı çağlara ait örnek adalet anlayış

TAŞLAMALAR

ERDOĞAN’IN MÜJDESİ

NE OLACAK ACABA

ZONGULDAK’TA BULUNAN

DOĞALGAZMIŞ GALİBA

TÜM MİLLETE FAYDALI

MÜJDE OLSUN VERİLEN

DİLERİZ Kİ DAĞ, FARE

DOĞURMASIN YENİDEN

CUMA GÜNÜ HAYIRLI

BİR GÜN OLDUĞU İÇİN

MÜJDEYİ DE CUMA’YA

BIRAKMIŞTIR BİLİNSİN

DOĞU PERİNÇEK İŞİ

ACELEYE GETİRDİ

MÜJDEYİ (DOĞALGAZ

BULUNMUŞ) DİYE VERDİ

Yazarın Diğer Yazıları