14 Mayıs 2023 günü 28. Dönem milletvekilliği genel seçimleriyle birlikte, Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için müracaat eden aday adaylarından ciddi anlamda ipi göğüsleyebilecek iki isim vardır.
Bunlardan biri HALEN CUMHURBAŞKANI OLAN CUMHUR İTTİFAKININ ADAYI AKP’Lİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN, DİĞERİ, MİLLET İTTİFAKI’NIN ADAYI CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR!
Muhaliflerinin iddialarına göre Sayın Erdoğan hem üst-üste iki defa Cumhurbaşkanlığı yapmış, hem de yüksekokul diploması yokmuş! Bu yüzden aday olamazmış!
Erdoğan’ın, 10 Ağustos 2014 Pazar günü, Türk siyasi tarihinde ilk kez doğrudan halkın oylarıyla ve ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildiği, 16 Nisan 2017 tarihindeki halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının partili olabilmesinin önünün açılmasının ardından aynı Erdoğan’ın, 21 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirilen 3. Olağanüstü Büyük Kongrede, tekrar kurucusu olduğu AKP'nin Genel Başkanlığına getirildiği ve 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %52.59 oy oranıyla yeniden Cumhurbaşkanı seçildiği bilinmektedir.
Erdoğan’ın, yüksekokul diploması olmadığına ilişkin iddialar ise kayıp diplomanın ortaya çıkmasıyla noktalandı.
Elbette, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı adaylığı için daha ilk müracaatında Yüksek Seçim Kurulu’na diplomasını sunmuştu.
Hem Sayın Erdoğan gibi haktan, hukuktan anlayan, YOLUNU KUR’AN-I KERİMLE, NAS’LA BELİRLEYEN BİRİ
diploması olmadığı halde “Diplomam var” diyecek değildi ya!
Yüksek Seçim Kurulu üyeleri de o diplomayı mübarek gözleriyle görmezlerse, adaylığını nasıl onaylayacaklardı. Buna imkân ve ihtimal var mı. Yüksek Seçim Kurulu’nun anlı-şanlı şerefli üyeleri böyle ağır bir sorumluluğa ve vebale girerler miydi. Marmara Üniversitesi yetkililerinin açıklamalarıyla
Reisin KAPI GİBİ DİPLOMASININ OLDUĞU DA KANITLANDI!
Gelelim, iki defa üst-üste cumhurbaşkanı olduğu bunun için de üçüncü defa aday olmaya hakkı bulunmadığı konusuna. Bilindiği gibi, Sayın Erdoğan 16 Nisan 2017’de kabul edilen Anayasa değişikliği ile hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak 9 Temmuz 2018 tarihinde yemin ederek görevine başladı. Yani, ilk cumhurbaşkanlığı yasadan önce olduğu için sayılmaz. Kilometre sıfırlanmış, taksimetre yeni açılmıştır.
Bu durumda, 14 Mayıs seçimlerini kazanırsa, bir daha seçilme hakkı bile doğabilir. Anayasa hükümleri bu kadar net ve açık!
Sayın Erdoğan’ın iki defa seçilmiş olduğu için aday olamayacağını söyleyenler, bu işi Yüksek Seçim Kurulu’nun çok muhterem ve saygıdeğer hâkimleri kadar mı bilecekler. Yüksek Seçim Kurulunun çok muhterem ve adaletleriyle temayüz etmiş üyeleri ne karar verirlerse odur!
“Türkiye’de hâkimler var!”
unutmayalım!
YAKILACAK KİTAPLAR
Bilindiği gibi her yılın Mart ayının son haftası
(Kütüphane Haftası)
olarak kutlanır. Mart ayının son haftasında olduğumuza göre, aynı zamanda
(KÜTÜPHANE HAFTASI)
içindeyiz. Kütüphane Haftasını idrak ederken, aklımıza geldi. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerini yaşayanlar bilirler. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde kitaplar hep hedef tahtasında olurdu. O yıllarda iki çeşit yayın tehlikeliydi. Aşırı sağ ve aşırı sol içerikli kitaplar, gazeteler, mecmualar yakılmaları gereken yayınlardı. Sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde öyle ulu orta her ev ve iş yerleri aranmazdı. Aşırı sağ ve aşırı sol fikirli olanlar, zaten istihbarat teşkilatlarınca bilinirlerdi. Bu bakımdan, arama yapılacaksa bilinen malum kişilere ait evler, iş yerleri takibe alınırdı.
Mesleğim gereği, aşırı sağ kadar, aşırı sol yayınları da takip ederdim. Çünkü tek taraflı okumak, daima tehlikedir! Bu bakımdan hem aşırı sağ, hem aşırı sol yayınları devamlı okurdum. Said-i Nursi’yi de bilirdim, Aziz Nesin’i de! Amma, hiçbir döneminde ne evim, ne iş yerim aranmadı!
Bazı arkadaşlarımın arama olur korkusuyla kütüphanelerindeki kitaplarla, gazeteleri, dergileri ve benzeri yayınları
“YAKILACAK KİTAPLAR!”
ve
“YAKILMAYACAK KİTAPLAR!”
olarak tasnif ettiklerini, mevsim kış ise ve evlerinde odun sobası kullanılıyorsa, odun sobalarında, mevsim yaz ise bir çuvala koyup, sahibi tanıdık bir ekmek fırınına götürerek yaktıklarını, tehlikeleri göze alarak yakmaya kıyamayanların da kitaplarını bağlarına götürerek, açtıkları çukurlara, altlarına ve üstlerine naylon örterek toprağa gömdüklerini bilirim!
Sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde yaşanan bu uygulamalar, gerçekten hayret vericiydi. Lâkin kimse sesini çıkarmağa cesaret etmezdi.
“Türkiye’ye demokrasi geldi!”
derken, sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde yaşanmayan durumlarla karşılaşmağa başladık. Henüz basılmamış kitaplar bile bilgisayarların belleklerinden
toplattırılıyor
, yazarları derdest ediliyorlar! Gerçekten Türkiye’de ABD’den daha geniş bir demokrasi ve basın özgürlüğü(!) olduğunun daha canlı bir kanıtı olabilir mi!
İşin tuhaf yanı şu. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal yıllarında yasaklı olan ve
SUÇ ALETİ
olarak nitelenen birçok yayınlar, şimdi kütüphanelerin raflarında yer almakta. Hatta Devletin resmi kütüphanelerinde bile bulunmakta. Bu durumu, demokraside ulaşılan aşamaya delil sayacaktık amma, henüz basılmamış kitapların mahkûm edilmesi, zihinlerimizde istifhamlar uyandırıyor. Şimdi, bir ikilem içindeyiz. Geçmiş yıllarda yasaklı oldukları için toplattırılan bazı yayınların kütüphanelerin raflarında yer almalarını mı, henüz yayınlanmamış bir kitabın bilgisayarların belleklerinden toplattırılmasını mı ölçü alalım!
Bütün bunlar olurken, yine de hiçbir şey olmamış gibi Kütüphane Haftasını kutluyoruz ya!
TAŞLAMA
“ERDOĞAN İÇİN ADAY
OLAMAZ”MIŞ DİYORLAR
BESBELLİ Kİ KAFAYI
YEMİŞ OLACAK BUNLAR
İKİ DEFA ÜST ÜSTE
SEÇİLMİŞ BU İLK SEBEP
DİPLOMASI DA YOKMUŞ
EDEP, BE YAHU EDEP
KAYIP GİBİ GÖRÜNEN
DİPLOMA BULUNMUŞTUR
“DİPLOMASI YOK” DENEN
İDDİA ÇÜRÜMÜŞTÜR
İKİ DEFA ÜST ÜZTE
SEÇİLDİĞİ DOĞRUDUR
YASADAN ÖNCE OLAN
SAYILMAZMIŞ İŞ BUDUR
YSK’DA HÂKİMLER
VARDIR ŞÜPHE YOK BUNDAN
DAHA ADİLLER HEM DE
BERLİN HÂKİMLERİNDEN
SAYGI DUYMAK GEREKTİR
YARGININ KARARINA
“TÜRKİYE’DE HÂKİMLER
VAR” DENMEMİŞ BOŞUNA