AKP’nin, dinimizi istismar ettiği konuların başında TÜRBAN gelir. Bu partinin iktidar olmasından sonra bakanlar, milletvekilleri, valiler, savcılar, hâkimler ve devletin her kademesinde türbanlı bayanlar yer almağa başladı. Bayan subaylara ve polislere bile türban takma serbestisi getirildi. Yanlış anlaşılmamak açısından belirteyim ki, rahmetli annem ve eşim de türban değil, başörtüsü takarlardı. Yani, başörtüsüne karşı asla bir karşıtlığım yoktur. Ama, konu, devletin kurum ve kuruluşları olunca, işin rengi değişir.
Dini konulardaki bilgileriyle temayüz eden Siirtli Hocalara, resmi kurum ve kuruluşlarda türban takarak çalışanların durumunu sordum. Aldığım cevap şu oldu:
-İster türban taksınlar, ister takmasınlar, kadınların, erkeklerle iç-içe bir ortamda çalışmaları dinen zaten caiz değildir!
Yani, bu türban konusundan bir pay çıkarmak istiyorsanız, din bilginlerinin ifadelerine göre, türbanlı-türbansız fark etmez, kadının, namahremlerle iç-içe bir ortamda çalışması dinen caiz değil. Belki, Siirtli din adamları yanlış değerlendiriyorlar, konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Fetva Kuruluna sorun ve cevabı açıklayın, biz de gerçeği öğrenelim.
Bugün, bu konuda bir yorum yapmak gereğini neden duydum, diye sorarsanız el cevap derim ki, Danıştay’ın en üst karar organı İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), yapılan başvuru üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) türban serbestliğine izin veren kararın iptal edilmesi talebini önce usulen reddetmişti. Karara muhalif kalan üye Z.Ö., “Laiklik ilkesi varlığını korudukça, hukuken kabul edilemez” diyerek karara şerh düşmüştü.
Bilindiği gibi Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 15 Şubat 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği’nde değişiklik yaparak, Düzenlemeyle birlikte kadın subay, astsubay ve askeri öğrencilerin resmi kıyafetlerinin üzerine türban takabilmelerinin yolunu açmıştı.
Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), söz konusu yönetmelik maddesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay’da dava açmış, düzenlemenin orduyu ve subayları bir din devleti yapılanmasına götüreceği belirtilen dilekçede, düzenlemenin laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı savunulmuştu.
Danıştay 2. Dairesi, 20 Aralık 2017’de yürütmenin durdurulması talebini bire karşı 4 üyenin oyu ile ardından da 19 Kasım 2020’de ise TSK’de türban serbestliğine izin veren yönetmeliğin iptalini usulen oy çokluğuyla reddetmişti.
HKP avukatları, Danıştay 2. Dairesi’nin başvuruyu reddetmesi üzerine davayı Danıştay’ın en üst karar organı İdari Dava Daireleri Kurulu’na taşımış, konuyu görüşmek üzere toplanan 12 kişiden müteşekkil kurul, 1 muhalif oya karşı 11 oyla HKP’nin isteğini yine reddetti.
Karara muhalif olan olan Z.Ö. ise muhalefet şerhine şu notu düşmüş:
“Tarafsızlık ve eşitlik ilkesine bağlı kalmakla yükümlü bulunan kamu personelinin, hizmetin yürütümünde taraflı davrandığı yönünde şüpheye neden olmaması, siyasi görüşlerini, dinsel aidiyetlerini hiçbir şekilde belli etmemesi gerekir. Kamu görevlilerinin, din ve vicdan hürriyetinden bahisle dinsel mensubiyetlerini öne çıkarmalarına olanak sağlayacak şekilde kural getirilmesi, anayasanın 2. maddesinde yer alan ‘laiklik ilkesi’ varlığını korudukça hukuken kabul edilemez. Din ve vicdan özgürlüğü bağlamında kamu personelinin dinsel aidiyetini göstermesine imkân tanınmasının; kamu görevini yerine getirirken ne kadar tarafsız davranırsa davransın, hizmetten yararlanan kişilerde şüpheye yol açabileceği ve bundan da kamu hizmetinin zarar göreceği açıktır.”
Türban serbestisini getirmek, insanların dini hissiyatlarına saygılı olmak ise, bir KIZILBAŞ çıkar (inancıma göre alnıma kırmızı bant çekmem gerekir) der. Bir Hristiyan çıkar (Kepimin üzerine haç takmak istiyorum) diyerek dini hassasiyetini gösterir. Velhasıl din ve mezhep hassasiyetleriyle ilgili talepler sıralanır!
Evet, bir tarafta TÜRBAN üzerinden dini siyasete alet eden, diğer taraftan, türbanlı bile olsalar, kadınların, namahrem erkeklerle iç-içe olmalarına cevaz vermeyen bir zihniyet. Her konuya maydanoz olan Diyanet İşleri Başkanlığının konuyla ilgili görüşünü açıklamasını bekliyoruz. Ama, sorumuz değişik. İster türbanlı, ister türbansız olsun İslami açıdan, kadınların, namahrem erkeklerle iç-içe bir ortamda çalışmaları caiz mi, değil mi!
İşte, TÜRBAN İSTİSMARINA asıl cevap olacak görüş budur…
ERDOĞAN, VATANDAŞLARA YİNE
(SABIRLI OLMAYI) TAVSİYE ETTİ!
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, artık kendisini iyiden iyiye hissettiren ekonomik buhran karşısında vatandaşlara yine sabırlı olmayı tavsiye etti…
Yüzde doksan dokuzu Müslüman Türk halkını dini hassasiyetler üzerinden avlamaya çalışan Erdoğan'ın, özellikle ekonomide yaşanan büyük sıkıntılara karşı sık-sık sabır tavsiye etmesine vatandaşlar olarak alıştık. Sabır iyi de, nereye kadar sabır!!!
(BEŞLİ ÇETE) olarak nitelendirilen birileri memleketin kaymağını yerlerken, vatandaşların yüzde doksanına ayranın suyunun suyu bile düşmüyor. Yanı, Bir elleri yağda, bir elleri balda olanlar, millete SABIRLI OLMAYI, TEVEKKÜL ETMEYİ, KADERLERİNE(!) RAZI OLMAYI ÖNERİYORLAR. Oh, ne alâ memleket. Bir yanda ayda 5-10 maaş alanlar, beri yanda asgari ücreti dahi bulamayanlar. Bir yanda çocuklarına 4-5 GEMİCİK alanlar, öte yanda, çocuklarına iş bulamayanlar, evlerine aş alamayanlar!
Mahalli lisanlarımızdan Kürtçe’de bir deyim vardır. (CIHE SABBIRİYE, FATTIKIYE) denilir. Bu deyimi, Türkçe’ye (SABIRDAN FITIK OLMAK) şeklinde tercüme edebiliriz.
Sabırlı olmamızı öğütleyenler, BİZİ DERVİŞ Mİ SANIYORLAR! Sabır dediğin, derviş işidir. Yunus Emre’nin (DERVİŞ ADIN EDİNDİM - DERVİŞ DONUN DONANDIM – YOLA BAKTIM UTANDIM – HEP İŞİM YANLIŞ BENİM) buyruğunu anımsayıp, kendi durumlarına bir baksalar da, sonra, fakir ve yoksul halka sabırlı olmayı önerselerdi, BELKİ YANLIŞ İŞLERİNDEN VE MİLLETE SABIRLI OLMAYI ÖNERMELERİNDEN AZICIK UTANIRLARDI.
Adalet terazisi bunca sapmışken, bir yanda MİLYONLARLA VATANDAŞ sefilleri yaşarken, beri yanda bir ALYANSTAN, MİLYARLAR VURANLAR VARKEN. VATANDAŞLARA SABIRLI OLMALARINI ÖĞÜTLEMEK HİÇ DE İNANDIRICI GELMİYOR…
Hadi, diyelim ki bir ailenin reisi durumunda olan kişi sabırlı çıktı. İş, onunla bitmiyor ki, eşi var, çocuğu var, anası var, babası var. danası var! Onlara sabırlı olmayı nasıl kabul ettirsin!
Şunu anımsatmakta yarar var. Türkiye’de yaşanan boşanma olaylarının yüzde 90’ı, geçim sıkıntısı kaynaklıdır. Geçim sıkıntısı yüzünden aileler dağılıyor, çocuklar savruluyor! Kadınlar, çocuklar zengin komşularına, akrabalarına gıpta ile bakarlar (onların var da, bizim neden yok) derler.
Adil bir düzende, sabretmek önerilebilir. Ama, adil olmayan düzenlerde sabırlı olmayı önermek, milletin aklı ile alay etmektir.
İnsanların, insanlara zulmünü KADER olarak görmek, safdilliktir. Yine mahalli lisanlarımızdan SİİRTÇEDE (HEBNE HEVE, SIRNA SEVE) deriz. Bu deyimi (BİR HAVA ESSE DE HEPİMİZİ EŞİT DURUMA GETİRSE) şeklinde türcüme edebiliriz. Halkın yüzde 90’ı HARUN, YÜZDE 10’u KARUN OLAN TOPLUMLARDA, halka sabırlı olmayı, tevekkül etmeyi kabul ettirmek, BOŞ HAVANDA SU DÖVMEKTİR!!!
TAŞLAMA
TÜRKİYE’Yİ TÜRBANA
DOLAYAN BİR ZİHNİYET
İSLAMİYETSE DÂVA
İSLAMİ DEĞİL ELBET
SUBAY, POLİS TÜRBANLI
OLURSA GÜVEN OLMAZ
BAŞKA DİNDEN OLANLAR
ONA İTİBAR ETMEZ
(TÜRBANLI SAVCI-HÂKİM)
SÖZDE MÜSLÜMAN DEMEK
GAYRİ MÜSLİM OLANI
ELBET TEFRİK EDECEK
TÜRKİYE’Yİ TÜRBANA
DOLAMAYI BIRAKIN
RABBİMİZİN İLK EMRİ
ADİL OLMAKTIR, BAKIN
ADALETİ EMREDER
BİL Kİ ALLAH KUR’AN’DA
TÜRBAN BİR EMİR DEĞİL
SADE TAVSİYE ANLA
DİNİ REFERANS ALSAN
KADIN HÂKİM OLAMAZ
DAVALARI KOTARIP
SUÇLU, SUÇSUZ DİYEMEZ