Ahmet Arıtürk

TENCEREDE TAŞ KAYNATAN KADIN VE HAZRET-İ ÖMER KISSASI

Ahmet Arıtürk

Hani birileri

“Hazret-i Ömer’in ‘ALLAH ONDAN RAZI OLSUN’ ADALETİNİ

GETİRECEĞİZ”

diye iktidara talip olup yirmi yıldan beri iktidardadırlar ya! İbret olması açısından  meşhur kıssayı tekrardan anımsatalım istedik.

Kıssa şu:  Hazreti Ömer, Halife olduktan sonra, halkın sorunlarına aynel yakin şahit olmak için Medine sokaklarında yalnız başına dolaşır, özellikle gece vakti, köşe  mahallelerde gezinirdi. Bir gece vakti yine böyle gezinirken kuytu bir mahallede geç saatte ışık yanan bir çadır gözüne çarpmış, böyle geç vakitte ışık yanan bir çadırın varlığından kuşkulanarak ve belki de bir ihtiyaçları vardır diyerek çadıra yönelmiş. Çadırın yakınına geldiğinde feryat-figan eden çocuk sesleriyle irkilmiş. Çadırın girişini biraz aralayıp içeriye bakmış, yaşlı bir kadıncağız ateş üzerinde olan bir kazanı karıştırıp durmakta. Hazret-i Ömer yaşlı kadına seslenerek müsaade isteyip çadıra girmiş. Bir de ne görsün, kadının ateş üzerine koyduğu kazanın içinde sadece su ve taş var. Kadına durumu sormuş. Kadın cevap vermiş:

-Çocuklar üç günden beri aç! Yemek pişiriyormuşum gibi yaparak, onları avutuyor ve uyumalarını bekliyorum.

Bu cevabı alan Ömer, kendisini tanıtmadan kadına söylenmiş:

-Peki, neden Halife Ömer’e gidip, durumunu anlatmıyorsun!

Kadın, günümüz yöneticilerine ibret olması gereken şu cevabı vermiş:

-Eğer Ömer, Medine’nin bir mahallesinde üç yetim çocuğun açlıktan feryatlarından habersiz ise ne demeye HİLAFET MAKAMINDA OTURUYOR!

Evet, Hazret-i Ömer ile Medineli dul kadın arasında yaşanan ve asırlardan beri dillerde dolaşan

(TENCEREDE TAŞ KAYNATAN KADIN VE HAZRET-İ ÖMER) kıssasının özeti bu…

Şimdi biz, günümüz yöneticilerine seslenerek soruyoruz. Ey Hazret-i Ömer’in adaletini ikame etmek iddiasıyla iş başına gelenler. Yönettiğiniz bu ülkede evlerinde taş kaynatacak suyu ve ateşi dahi bulamayanlar olduğundan habersiz misiniz.

Bırakınız hiçbir gelirleri olmayanları, bu ülkede asgari ücretin yarısı kadar maaş alan emekliler var. Emekliler için tavan aylığı 2500 TL yaptınız ya! Şimdi cevabını verin bakalım. Aylık 2500 TL ile geçinmek zorunda bıraktığınız emekli ailesinin tenceresinde TAŞ DEĞİL de ne kaynasın! İnsafınız kurusun! 2500 TL ile bir emekli ailesi nasıl geçinecek, ne yiyecek, ne içecek, ne giyinecek. Hele

ALLAH KORUSUN

kirada oturuyorsa ne yapacak!

Diyebilirsiniz ki, Devletin imkânları bu kadar. Peki, ya 5-10 yerden aylık alan ve maaşlarının toplamı 500 bin TL’ye ulaşanların varlıklarına ne diyeceksiniz!

İşsiz bıraktığınız için İNTİHAR EDENLERİN VEBALİ KİMDEDİR.

Bugün böyle bir yorum yapmak gereğini neden duydum derseniz, asgari ücretin arttırılacağı konusunda çalışmalar olduğu söyleniyor. Evet, 4.253 TL asgari ücret sözün tam anlamıyla

SEFALET ÜCRETİDİR.

Ama, bunun yarısı kadar aylık alan ve lütfedip, aylıklarını 2500 TL’ye çıkardığınız onbinlerce emekli var. Bunların vebali kime aittir. Hazret-i Ömer, şahit olduğu ana kadar, tenceresinde taş kaynatan kadından habersizdi. Ama siz, bir lütuf gibi ayda 2500 TL maaşa bağladığınız emeklilerin varlığından haberdarsınız! Eğer biraz insafınız varsa,

HİÇ BİR EMEKLİNİN MAAŞINI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA BIRAKMAYINIZ!

Türkiye, değil 100 milyon, 500 milyon nüfusu besleyecek kaynaklara sahiptir. Yetir k birine ÇAY KAŞIĞI İLE, BİRİLERİNE KAPÇKEPÇE DAĞITILMASIN…

VESSELÂM…

DÜNYA DENİLEN TİYATRO VE BİZ FİGÜRANLAR!

27 Mart, Dünya Tiyatro Günü olarak kutlanır. Amaç, tiyatroyu tanıtmak ve sevdirmektir. Gerçekte, dünya hayatının kendisi tiyatrodan ibarettir. Bu tiyatro, Hazret-i Adem’le başlamıştır ve kıyamete kadar devam edecektir.

Tiyatrolarda olduğu gibi, dünya hayatında da başrol oyuncuları, yardımcılar ve figüranlar vardır. Bu uzun soluklu tiyatro evre-evredir. Geçmişte Başrollerde oynayanların adları Firavun, Kral, Padişah, imparator, diktatör ve benzeri isimlerle  anılmışlardır. Günümüzde başrol oyuncuları Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve benzeri yetkilere sahip olanlardır. Onların maiyetinde olanlar ise yardımcıları hükmündedir. Biz, normal düzeydeki insanlar ise bu tiyatronun FİGÜRANLARI durumundayız.

Türkçe’de:

“DÜNYA BİR PENCEREDİR

HER GELEN BAKAR GEÇER,

CİSMİ ADEM BİR FENERDİR

ELBET BİRGÜN SÖNER”

Şeklinde dillendirilen bir tekerleme vardır. Kürtçe’de ise:

“DÜNYA BI DAVRANA,

HIN ÇO, HIN MANA

HEMMU MIHVANA,

MIHVANE KABRİSTANA”

Tekerlemesi, dünya tiyatrosunun özeti gibidir.

Bu Kürtçe tekerlemeyi Türkçe olarak şöyle tercüme edebiliriz:

“DÜNYA BİR DEVRANDIR

BİRİLERİ GİDER, BİRİLERİ GELİR

HEPSİ DE MİSAFİRDİRLER

KABRİSTANA GİDECEK MİSAFİRLER!”

Belki vardır amma, doğrusunu isterseniz ben bu Türkçe ve Kürtçe tekerlemelerin karşılığı olabilecek Arapça bir tekerleme bulamadım. Ancak, bunu anımsatan bir deyimimiz var. Geçmişte (ID DINYE İYE SİNEME) denildiğini çok duyduk. Bu Siirtçe deyim (DÜNYA BİR SİNEMADIR) anlamına gelir.

Kur’an-ı Kerim’de ise Dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğuna vurgu yapan âyet-i kerimeler vardır:

*“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”

*”İyi bilin ki, şu dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsalardı!”

*”Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanıp Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız Allah size mükâfatınızı tastamam verecektir. Üstelik Allah sizden cihâd için bütün malınızı da istemiyor.”

*”İyi bilin ki dünya hayatı ancak bir oyundan, bir eğlenceden, bir süs ve gösterişten, aranızda bir öğünmeden, mal ve evlatta çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği ekinler çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kuruyuverir de sen onu sapsarı kesilmiş görürsün. Ardından da çerçöp hâline gelirler. Âhirette kâfirlere şiddetli bir azap, mü’minlere ise Allah’tan bir bağışlama ve rızâ vardır. Evet, dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.”

Görüldüğü gibi, Dünya hayatının kendisi bir TİYATRODUR. Baş rol oyuncuları, yardımcılar ve figüranlar vardır. Bizim gibilere düşen bu tiyatroda figüranlıktır…

BEN KİMİM!!!

Ben kimim, gerçekten de ben kimim. Bak, sana gerçekten kim olduğumu söyleyeyim:

*Ben, bir din istismarcısı, insanları Allah ile Kur’an ile Hazret-i Muhammed ile aldatanım!!!

*Ben, saraylara, lüks arabalara, şatafata düşkün, itibarı varlıkta, parada, şöhrette, arayanım!

*Ben, bir elinde Kur’an, bir elinde bayrak, ama gönlünde iman olmayanım!!!

*Ben hakkı hakikati gözetmeyen, liyakate önem vermeyen, yandaşını kayıranım!

*Ben, komşusu açken, tok yatanım!

*Ben, hırsızları, arsızları, vurguncuları, talancıları gözetip, kollayanım!

*Ben, işçisini, hizmetçisini, çalışanını aç bırakanım!

*Ben, alın teri yıllardır kurumuş olan işçisinin alacaklarını ödemeyenim!

*Ben, tartıyı kendime göre kullanan, verdiğimde eksik tartanım!

*Ben bir nasuh-u layantasihsihim: (Başkalarına nasihat verip, kendisi uygulamayan)

*Ben, Musa maskeli Firavun, Harun gibi görünen Karun’um!

*Ben, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyenim!

Evet, ben buyum işte. YA SEN KİMSİN!!!

TAŞLAMA

(EVDE YEMEK OLSUN) İSE

BİR ÇOCUĞUN HAYALİ

SÖYLER MİSİNİZ KİMDE

BUNCA AÇIN VEBALİ

HAZRET-İ ÖMER İLE

KIYASLAR KENDİSİNİ

BÖYLE Mİ GETİRECEK

ÖMER’İN ADALETİNİ

350 BİN MAAŞ

ALAN VARSA GERÇEKTE

BÖYLE BİR TAKSİMATI

KURT DA YAPMAZ ELBETTE

TENCEREDE TAŞ BİLE

KALMAMIŞTIR KAYNATAN

TAŞ KAYNATMAK İÇİN DE

PARA LAZIM DA ONDAN

Yazarın Diğer Yazıları