Bundan bir süre önce yine bu sütunlarda
(TELEFON NOSTALJİSİ)
başlığı altında bir yorum yazım yayınlanmıştı. Peki, telefonların nostaljisi var da telgrafların ve özellikle mektupların bir nostaljisi yok mu. Günümüz gençlerinin çoğu mektup yazmanın, telgraf çekmenin ne demek olduğunu belki bilmezler. Günümüzde insanlar, mektup yazmayı, telgraf çekmeyi neredeyse unuttular. Köroğlu’nun
“Delik tüfek icat oldu, mertlik bozuldu”
beytinde olduğu gibi,
“Telefon icat oldu mektup yazmak, telgraf çekmek nostalji oldu!”
diye bir türkü çığırmak geliyor içimden. Hele, günümüzün olmazsa olmazı gibi algılanan ve giderek yaygınlaşan
CEP TELEFONLARI VAR YA!
Evet, doğayı katleden teknoloji, bir çok güzellikleri de katletti. Nostalji yaptı. Mektupların, telgrafların nostaljisini yapmak, belki bizim kuşak insanlara kalacak. Bundan sonra mektubun, telgrafın ne olduğu, ne olmadığı belki hiç bilinmeyecek, anlaşılmayacak. Çocuklarımız mektubun, telgrafın nostaljisini bile yaşayamayacaklar.
Mors alfabesiyle bir merkezden karşı merkeze iletilen telgrafların ELT, ACELE ve YILDIRIM olarak tanımlanan türleri vardı. Yıldırım telgraflar, 1 saat içinde karşı taraftaki muhatabının eline geçmiş olurdu. Acele telgrafların muhataplarının ellerine geçme süresi azami 12 saat ile sınırlıydı. ELT telgrafların ise muhataplarına azami ulaşma süresi 24 saatti. Tabii, telgraf ücretleri,telgraflarda yer alan kelime sayısı yanında türüne göre değerlendirilirdi.
Mektuplara gelince onların da türleri vardı. APS (Acele Posta Servisi) olarak tanımlananlar yanında, iadeli taahhütlü. Taahhütlü ve normal olarak tabir edilen türleri vardı.
Mektup yazmak, edebiyatımızda adeta bir kültür kolunun oluşmasına yol açmıştı. Sürgüne gönderilen siyasilerin, entelektüellerin, edebiyatçıların mektupları yanında asker mektupları, aşk mektupları, iş mektupları, öğrenci mektupları, dostluk, kardeşlik mektupları! Bunların hepsi nostalji oldu. Askere gittiğimizde, ailelerimize, dostlarımıza mektuplar yazardık. Onlardan gelen mektupları dört gözle beklerdik. Bazen, mektup yazacağımız kâğıdın köşesini süsler, hatta, karikatürler çizerek mesajlar verirdik. Birbirine âşık sevgililer, büyük itinayla yazdıkları aşk mektuplarını bir şekilde sevdiklerine ulaştırmak için ne uğraşılar verirlerdi. Sevdiğine yazdığı mektubu defalarca okuyan ve her okuyuşunda, kurduğu cümlelerde, yazdığı şiirlerde bir yanlışlık var mı, yok mu diye tekrar, tekrar gözden geçiren âşıklar! Her biri, edebiyat alanında belki de şaheser olabilecek aşk mektupları!
Şimdi, birine âşık mısınız, telefon numarasını bilmeniz yeterli. Cep telefonunu arıyorsunuz, o anda aklınıza gelen sözcükleri sıralıyorsunuz. Söylediklerinizi, hava alıp götürüyor. Veya su üstüne yazılmış yazı gibi hemen kayboluyor. Kalıcı bir iz kalmıyor. Aldığınız mesajlar da öyle! Amma, mektuplar kalıcı, mektuplar, bazen birer şaheser olabiliyor. Olaylara, tarihlere tanıklık ediyorlar. Telgrafların, mektupların kıymetlerini dillendiren türküler, şarkılar bile var. Bir zamanlar, dillerden düşmeyen:
TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR
HERKES SEVDİĞİNE YAVRUM BÖYLE Mİ YANAR
YANIMA GEL, YANIMA DA OTUR YANI BAŞIMA
ŞU GENÇLİKTE NELER GELDİ BENİM BAŞIMA
Diyerek sevdamızı çığırdığımız türkümüz bile vardı.
Mektup için de yazılmış nice şiirler var. Örnek olarak bir dörtlük sunuyorum:
EY YAR, BU MEKTUBU ALDIĞIN DEMDE
KARA TOPRAKLARA VERDİM KENDİMİ...
HERŞEY BANA ENGEL OLDU ALEMDE,
BİR ÇOŞKUN NEHİRDİM, YIKTIM BENDİMİ.
Bir asker mektubundan da örnek verelim. Silâh altına alındıktan kısa süre önce evlenmiş bir genç, ailesine yazdığı mektuba şöyle bir dörtlük düşmüş:
“YÜRÜ MEKTUBUM YÜRÜ”
“EVDEN HABER AL DA GEL”
“BİR İKEN İKİ OLDUK”
“ÜÇ OLDUK MU, SOR DA GEL”
Gönderdiği mektubunda, eşinin hamile olup olmadığını şiir diliyle soran askere, kendisi gibi şâir olan babası cevabi mektubunun sonunda şöyle bir dörtlük düşmüş:
“Bu mektup, güzel mektup”
“BÖYLE MEKTUP YİNE YAZ”
“TOHUMUN ÇÜRÜK ÇIKTI”
“İZNE GEL DE, YENİ KAZ!”
Evet mektuplar, telgraflar bizim için artık nostalji oldu. Telefon ve özellikle cep telefonları mertliği bozdu. İçimde, birilerine mektup yazmak için öyle bir istek var ki…
TAŞLAMA
ASGARİ ÜCRET İÇİN
KOMİSYONA NE GEREK
CUMHURBAŞKANIMIZIN
ONDA BİRİ YETECEK
ASGARİ ÜCRET DEĞİL
AS-KER’İ ÜCRETTİR BİL
(KER) NE DEMEK BİLİRSEN
BU TANIM YANLIŞ DEĞİL
ASGARİ ÜCRET BU YIL
NE KADAR OLACAKTIR
ASGARİ ÜCRETLİLER
NE KÖLE, NE TUTSAKTIR
ÇAY VE SİMİT ALMAĞA
BİLE YETMİYOR GERÇEK
ASGARİ ÜCRETLİLER
YİNE AÇ MI KALACAK
ASGARİ ÜCRET TESPİT
KOMİSYONUNDA KİM VAR
SORUSUNUN CEVABI
BİL YANDAŞ SENDİKALAR
BÖYLE BİR KOMİSYONDAN
İŞÇİ LEHİNE KARAR
ÇIKMAZ GAYETLE BELLİ
BEKLEYEN AVUÇ YALAR
KOMİSYON ALDATMACA
GERÇEK OLAN BU BİLİN
ALINTARİNİ YİNE
SÖMÜRÜRLER İŞÇİNİN