Gazeteniz Siirt’in 86. Kuruluş yılını idrak etmişken, yıllarca Mürettip olarak hizmet edenleri anmak babında mürettipliğin ne olduğunu anımsatalım istedik. Mürettip, Türkçe'de
"tertip eden, dizen"
anlamına gelir. Geçmiş yıllarda çok değil, 40-50 yıl öncesine kadar bile özellikle yerel gazetelerin en ağır işçisi konumunda olan MÜRETTİPLİK teknolojiye yenik düşerek, günümüzde tamamen yokolmuştur.
Johannes Gutenberg
(Johannes Gensfleisch zur Laden zum Gutenberg) (1398 - 3 Şubat 1468), 1447 yılında hareketli parçalar ile yazı baskısını icadıyla birlikte MÜRETTİPLİK de bir meslek olarak ortaya çıkmıştı. 19. Yüzyılın sonlarına kadar dünya genelinde yayınlanan gazetelerin, kitapların, dergilerin, mecmuaların hemen hepsinde MÜRETTİPLERİN emekleri vardır.
Matbaacılık tarihinin mühim bir kısmı olan harf dizme işi özellikle Avrupa'da XIX. yüzyılın sonlarına kadar mürettipler tarafından elle yapılmaktaydı. Türkiye'de 20. yy'ın ortalarına değin devam etmiştir. Tek tek harf dizerek metinleri yazmak tabii çok vakit isteyen bir işti. Çıkarılan gazete ve haber bültenlerinin sayfaları çoğaldıkça buna imkân kalmamaya başladı. 1842 yılında birkaç cins harf dizme ve harf ayırma makinesi imal edilse de, mürettiplerin maharetli parmakları kadar seri ve hatasız olamamıştı.
Tipografi terimi ilk kez, Gutenberg'in metal harflerini tanımlamakta kullanıldı. Bugün ise bütün baskı yazıları ve noktalama işaretlerinin sanatsal ve tasarıma dayalı özelliklerini ve üretim teknolojilerini konu alan bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmektedir. Önceden tasarlanan, kalıbı hazırlanarak dökülen ve genel olarak yazılı iletişimin bütün alanlarında kullanılan harf, sayı, sembol, çizgi ve noktalama işaretleri tipografik karakterler olarak anılırlar.
Tipografi, işlevsel olarak 12. yy'da Çin'den doğarak, Gutenberg'in “Hareketli Hurufat” sistemini geliştirmesinden bugüne değin dört önemli teknolojik aşama geçirmiştir. 1448’den 19. yy.'ın son çeyreğine kadar olan süreçte hareketli hurufat sistemi olgunlaşmış, bunlar çeşitli baskı yöntemleri ile geliştirilmiştir. Basımcılık açısından taş baskı yönteminin Alois Senefelder tarafından 1796'da bulunuşu çok önemli bir aşama olmasına karşın, tipografi açısından ikinci asıl önemli süreç 1886'da, o güne kadar her harfin elle dizildiği sistemi, otomasyona dönüştüren dizgi makinesinin yani Linotype makinesinin icadı ile başlamıştır.
Öyle ki bu icat, yalnızca tipografi ve matbaacılık açısından değil, mürettiplikten dizgiciliğe uzanan meslek ve alt mesleklerin doğuşudur; Günümüzde kullanılan ve geliştirilen bilgisayar klavyelerinin de başlangıç noktasıdır. Linotip, muhteşem hesaplar içeren mekanik bir şaheserdir.
Ottmar Mergenthaler adında genç bir saatçi kalfası (Alman asıllı, 16 yaşında), yıllardır süregelen bu meşakkatli dizgi problemini tamamen ortadan kaldırdı. Mergenthaler, 1876 da Birleşik Amerika Hükümeti tarafından Washington'da devlet binalarının saatlerine bakmak üzere Amerika'ya çağrıldı. O şehirde işi bitince, Baltimore şehrine geçen genç saatçi burada yeni bir meslek olan matbaacılığa başladı ve saatçilik konusundaki parlak altyapısı ile 1884'te Linotip adını verdiği yeni bir tip dizgi makinesi vücuda getirdi.
Bu mekanik şaheser, bir kişi tarafından idare edilip ortalama 4 çift elin yaptığı işi kısa sürede üretmekteydi. Mürettipler artık makine ile çalışan birer operatör olarak, sandalyesine oturur ve metal harfleri dizerek değil, önündeki tuşlara basarak daktilo ile yazı yazar gibi çalışarak dizgi işini kolaylıkla yapmaktaydı.
Linotipi makinesinde, üzerinde tipografik karakterlerin bulunduğu bir klavye bulunur. Dizgi operatörü klavyeye bastıkça; dikey kanalların içinde bulunan pirinç harf kalıpları (matris), yukarıdan düşerek bir düzlem üzerinde yan yana dizilir. Bu sırada makinenin kazanında eriyen kurşun metali, dizilen satırın üzerine dökülür. Böylelikle her satır, kurşundan dökülmüş parçalar halinde ortaya çıkmaktaydı. Böylece mürettipler hard değil artık satır dizmeye hem de bunu otomatik bir makine ile yapmaya başlamış oldular. Harf kalıpları, her döküm işleminden sonra yeniden kullanılmak üzere bulundukları kanala geri gönderilir. Linotip makinesi ilk defa 1886 tarihinde "New york Tribüne" gazetesinde kullanılmıştır. Daha sonraları bu dizgi makinesi, aynı prensipte Tolbert Lanston tarafından geliştirilmiş Monotype (monotip) ve ardından Herman Ridder'ın devam ettirdiği Intertype (Entertip) sistemler takip etmiştir.
Türkiye’de, Anadolu Basını olarak tanımlanan gazeteler, yakın bir döneme kadar, düz baskı makinelerinde, hatta el ve ayak pedallarında basılırlardı. Gazetelerde yayınlanacak yazılar, haberler, makaleler, yorumlar ise hurufat kasalarındaki harflerden (kumpas) adı verilen, büyüklüğü nispetinde belli ölçülere ayarlanabilen bir nevi el aletiyle, harf-harf dizilirlerdi. Hurufat kasalarının alt kısmı küçük harfler, üst kısmı ise büyük harfler için dizayn edilmişti. Yazılar dizilirken, en çok küçük harfler kullanıldığı için, hurufat kasalarının büyük bölümü de haliyle küçük harfler için ayrılmıştı. Hurufat kasalarının üst bölümünde büyük harfler, yanında rakamlar, gerekli diğer işaretler vardı. 29 küçük, 29 büyük harf asıl olmak üzere, her rakam ve işaretin konulduğu ayrı-ayrı gözler vardı. Üzerlerinde (^) olan sesli harflerle, yumuşak harflerin de ayrı gözleri bulunurdu. Yazı aralarında ve satırbaşlarına geçilirken oluşan boşlukları doldurmak için harf seviyesinden düşük adına katrat denilen parçalar kullanılırdı. Kelime aralarını ayırmak için normali 6 punto olan, ancak 2 ve 4 puntolukları da bulunan parçalar için de gözler vardı. Bir hurufat kasasında yaklaşık olarak 100’e yakın göz bulunurdu.
İşte, adlarına
MÜRETTİP
dediğimiz matbaa çalışanları, kendilerine dizilsin diye verilen yazıları, önlerine koyar, harf-harf, kumpasa dizerlerdi. Yani, hurufat kasasındaki yüzonsekiz gözün hangisinde hangi harfin, hangi rakamın, hangi işaretin bulunduğunu bilmek zorundaydılar. Daktilo yazar gibi, zaman içinde hâsıl olan tabii bir refleksle mürettibin eli, kendiliğinden alınması gereken harfe uzanırdı. Harfler, sağ elin baş ve işaret parmağı arasına alınır, o şekilde kumpasa konulurdu. Normal Gazete yazıları 10 veya 12 punto olarak tabir edilen harflerle dizilirdi. Bir kumpas, genelde 6 satır alırdı. Satırlar karışmasın ve dökülmesin diye aralarına 2 punto kalınlığında
ANTERLİNLER
konulurdu. Yazılar, genelde 10 veya 12 punto harflerle dizilirlerken, başlıklar için veya daha küçük olmaları gerektiğinde muhtelif puntolarda dökülmüş harfler vardı. En küçük harf, 6 puntoydu. 2’şer punto aralıklarla 120 puntoya kadar çeşitli harf boyutları vardı. Boyutları değiştiği gibi, yazının karakterine göre normal, siyah eğik (italik) harf çeşitleri vardı. Puntosu ve karakteri aynı olan harfler aynı kasaya konulurlardı. En çok kullanılan harf karakterine ait kasa sayısı da hurufatın miktarına paralel olurdu. Hurufat kasaları büyüklüklerine göre tam kasa, yarım ve çeyrek kasa olarak adlandırılırlardı.
Matbaa harfleri, kurşun ve antimon karışımı bir eriğin kalıplara dökülmesinden elde edilirdi. Büyük şehirlerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana) dökümhaneler vardı. Döktükleri hurufat çeşitlerini tanıtmak için kataloglar bastırır, matbaacılara gönderirlerdi. Harfin iyisi karışımı en kaliteli olan, çabuk aşınmayanıydı. Aşınan ve artık randıman vermez hale gelen harflere
(EZİK HARFLER)
denilirdi. Bunlar, bir tenekede veya bir sandıkta toplanır, yeni harflerle mübadele edilirdi. 4 kilo ezik harfe karşılık, dökümhaneler 1 kilo yeni harf verirlerdi. Zaten, dökümhanelerin seyyar ekipleri, Anadolu’yu il-il, ilçe- ilçe gezer, matbaa olan her köşeye giderek hem mübadeleyi gerçekleştirir, hem yeni harflerini tanıtarak, satarlardı.
Mürettipler, genelde ayakta hurufat kasasının başında yazıları kumpaslara dizerlerdi. En iyi mürettip, en süratli, ama en hatasız yazı yazabilendi. Tabii, yazılanların bir de
DAĞITILMASI
(Gazete basıldıktan sonra, kasalara geri konulması) vardı.
DAĞITMA
işi, yazı yazmaya göre çok daha kolaydı. 1 saatte dizilen bir yazının dağıtması, normal olarak 15 dakikalık süre alırdı. Tabii, dağıtmada da sürat önemli olduğu kadar, harfleri yanlış gözlere atmamak esastı. Amma, muhakkak hatalar olur, bazı harfler kendi gözlerine gideceklerine yandaki gözlere veya bir alt, ya da bir üst göze gidebilirdi. Mürettipler bu duruma
(Komşuya misafire gitmiş)
diyerek şakasını yapardık.
Siirt’te, ilk Siirtli mürettipler,
SİİRT GAZETESİ’NİN
kurucu ailesi olmaları açısından
KILIÇÇIOĞLU AİLESİ
ile Gazetenin Kurucusu Merhum Mehmet Emin Kılıççoğlu’nun Dayımız olması sebebiyle
ARITÜRK AİLESİ
mensuplarıdır. Yine Siirt Gazetesinde bizlerden öncede çalışan ancak, birçoğu yıllar önce Ankara’ya, Batman’a, hatta ABD’ye giderek yerleşmiş olan
YARGICIOĞLU VE
İZGİ
aileleri de, Siirt’in en eski mürettipleri sınıfına dâhildirler. Dayım Merhum Mehmet Salih ile Dayım Hüseyin, Dayıoğlum Cumhur, İkiz kardeşim Merhum Mehmet Metin, ben ve Çocuklarım Muhammed Fatih ile Muhammed Mustafa, Siirt’in en eski mürettipleriyiz. Şimdilerde SONSÖZ Gazetesini çıkaran Şakir Dede ve Atilla Durak ile Birlik Gazetesini yayınlayan Merhum Mustafa Yarayan, Merhum Fereç Yarayan ve Nihat Emrağ da Siirt’in son mürettipleri arasındadır. Batman Gazetesi Sahibi Nizamettin İzgi, Alamettin İzgi kardeşler de Siirt Gazetesinde mürettiplik mesleğini icra edenler arasında yer alırlar.
Gazetecilik mesleğiyle
MÜRETTİP
olarak tanıştık. İnanır mısınız, hurufat kasalarının başında, yine müsvedde yapmadan yazılar yazmayı, ilham alarak şiirler dizmeyi, hurufat kasaları içindeki harfleri ve özellikle ne kadar yıkasak yine de mürekkep izi taşıyan sağ elimin başparmağıyla, işaret parmağımdaki mürekkep kokusunu zaman-zaman öylesine özlüyorum ki…
TAŞLAMA
MECLİS OLAĞANÜSTÜ
TOPLANACAK DİYORLAR
(AÇ-KAPA) OLACAK BU
PEKALA BİLİYORLAR
AKP VE MHP
TOPLANTI İSTEMİYOR
YAŞANILAN ZAMLARDAN
BAHSEDİLMESİN DİYOR
MUHALEFET İSTEDİ
DİYE MECLİS TOPLANSA
İKTİDAR YAN ÇİZECEK
BİLMEK GEREKTİR ANLA
MİLLET CENDEREYKEN
MECLİS TATİL YAPIYOR
MİLLETİN VEKİLLERİ
SORUNLARDAN KAÇIYOR
MECLİS TOPLANSIN ARTIK
GÖRÜŞÜLSÜN SORUNLAR
VE DİLE GETİRİLSİN
YAŞANAN SIKINTILAR
HERGÜN YENİ BİR ZAM VAR
ZAM ZULÜME DÖNÜŞMÜŞ
MİLLETİN VEKİLLERİ
KENDİ ZEVKİNE DÜŞMÜŞ