Tarikat, arapça bir kelime olup, YOL anlamına gelir. Biz Siirtliler Bu kelimeyi genelde (TARİKA
) olarak kullanırız. Aslında, İslamiyete giden yol, tek bir yoldur. O’da Kur’an-ı Kerim ve sahih oldukları yüzdeyüz kanıtlanmış, güvenilen hadis-i şeriflerdir. İslamda, tarikata mensup olmak gibi bir mecburiyet yoktur. Ne farzdır, ne vaciptir, ne sünnettir! Dini yaymak, yaşamak ve yaşatmak adına kurulmuş o kadar çok tarikatlar var ki. Üstelik bu tarikatların da kendi içlerinde bölünmüş olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hadi, İslam dinini yaymayı, yaşamayı ve yaşatmayı amaçlayan tarikatlar konusunda ketüm kalalım. Ancak, İslam Dininin gerçeklerine aykırı o kadar çok tarikatlar, tarikatlara bağlı cemaatler var ki sormayın gitsin. Üstelik tarikatlar ve cemaatler içinde birbirlerini tekfir edenler yani küfürle suçlayanlar bile var.
Hal böyleyken, kimine inanacak, kimine güveneceksiniz. Sözüm ona Fethullahçılar da bir tarikat gibi hareket ediyorlardı. Nurcuların bir kolu gibiydiler. Nurcular ise Nakşibendi tarikatının bir kolu olarak bilinirler. Müslümanların, tarikatlara ve tarikat şeyhlerine zaaflarını iyi tahlil eden dış ülkeler, ajanlar yoluyla tarikatlara nüfus ederek ve tarikat şeyhlerini kullanarak, Osmanlılar ve davamı olan Türkiye üzerinde bir çok oyunlar oynamışlardır. Bu ajanların en tanınmışı Lawrence’dir. Şeyh kılığına bürünerek Müslümanları, Osmanlılara karşı kışkırtmıştır. Kurtuluş savaşlarını başlatan Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının katledilmelerinin vacip olduğu yolunda fetva veren (verdirilen) tarikat şeyhleri bile çıkmıştır. Kurtuluş savaşlarının, tarikatlar yoluyla engellenmek istendiği gerçeğini anımsamakta yarar vardır. Gerçi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına destek vererek, kurtuluş savaşlarına katılmanın vacip olduğunu söyleyen, sapık fetvalara karşı, gerçek fetvalar veren din adamları da olmuştur. Bu açıdan baktığınızda, tarikatlar içinde gerçeği telkin edenler yanında, sapık hareket edenler de hep bulunmuştur. İslam tarihi içinde bu sapık tarikatların en meşhuru, Hasan Sabbah adlı kişinin kurduğu HAŞHAŞİYE TARİKATIDIR.
Tasavvufi anlamda TARİKAT kelimesi ALLAH’A (CELLE CELELÜHÜ)
ulaşmak için uygulanan metot anlamına gelir. Her tarikatın kendisine göre zikirleri, fikirleri, usulleri vardır. Sözlükte
"yol, hal ve gidiş, kat, tabaka"
gibi anlamlara gelen tarîkat, bir tasavvuf kavramı olarak, Hakk'a ulaşmak için tutulan, bir takım kuralları bulunan yol demektir. Mutasavvıflara göre tüm insanlar, hatta bütün yaratıkların alıp verdiği nefesler sayısınca Allah'a giden yol vardır. Bugünkü anlamda tarîkatları organize edilmiş tasavvuf hareketleri olarak yorumlayabiliriz. Tarikatlar arasındaki zıt kurallara örnek olması açısından belirtelim. Örnek olarak Nakşibendi tarikatında zikirler gizli ve sessiz, Kadiri tarikatında tam bunun zıttı aleni ve yüksek sesle yapılır.
Tarîkatlar genelde kurucuları olan şeyhlerin adlarıyla anılırlar.
Kadiri tarikatının kurucusu Şeyh Abdulkadir el Geylani, Hacı Bayram Veli'nin kurduğu tarîkata Bayramiyye, Hacı Bektâş Veli'ninkine Bektaşiyye, Bahaüddin Nakşibend Hazretleri'nin kurduğu tarikata Nakşibendiyye adları verilir.
Bir de SAPIK oldukları tescillenmiş tarikatlar vardır ki, bunların en meşhurları Hasan Sabbah’ın kurduğu haşhaşiyedir. Günümüzde Fetöcüler, IŞİDÇİLER de aslında birer tarikat gibi hareket etmektedirler. Ortak özellikleri CIA ile bağlantılı olmalarıdır.
Tarikatların ne olup, ne olmadıklarını kendimize göre yaromladıktan sonra, gelelim asıl konumuza. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak hepimizin kendimize Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN gerçek medeniyet yolunu yol edinerek buyurduğu gibi ilim yolunu seçmemiz gerektiğini belirtelim. Kısacası TARİKAT arıyorsak bu millet için tek yol vardır. O da ATATÜRK’ÜN gösterdiği istikamette, ilke ve inkılapları doğrultusunda olan medeniyet yoldur.
Bu gerçekler ışığında diyorum ki DİNİM İSLAM, ÖNDERİM HAZRET-İ MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) tarikatım ATATÜRKÇÜLÜK şeyhim ise MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TÜR.
ANEKDOT
Bir Siirtli ticaret hayatına atılarak iş yeri kurmuş. İş yerinde misafirlerini ağırlayacağı yazıhane bölümündeki fonun üzerine bir de
ATATÜRK
portresi koymuş. Kendisini tebrike gelen softa takımından bir iş adamı,
ATATÜRK
portresini görünce feverana gelerek:
-Aman bu portreyi hemen kaldır, iş yerinin bereketi kaçar! demiş, bunun üzerine muhatabı:
-Neden?
diye sorunca da, bilgiç bir edayla cevap vermiş:
-Fotoğraf asılı olan yerlere melekler girmez de ondan!
Arkadaşının bu telkininin tesiri altında kalan yeni yetme tüccar da (Ne olur, ne olmaz, ticarethanemin bereketi kaçmazsın!) düşüncesiyle portreyi indirmiş.
Gel zaman, git zaman, yeni yetme tüccar, kıdemli tüccar arkadaşının ziyaretine gitmiş. Bir de bakmış ki, yazıhanesindeki fonun üzerinde bir portre. Portrede bir değil, 10’a yakın cübbeli, sarıklı zevatların fotoğrafları yer alıyor. Dayanamayarak sormuş:
-Hani sen, “fotoğraf asılı olan yere melekler girmez” diyordun. Senin fonun üstüne astığın portrede bir değil, on zatın fotoğrafı var…
Muhatabı cevap vermiş:
-Ama bu farklı. Bu fotoğraflardaki zevatlar tarikat şeyhleri…
Zaten, ATATÜRK’ÜN portresini içine sinmediği halde indirmiş olan yeni yetme tüccar söylenmiş:
-Benim de ŞEYHİM (büyüğüm anlamında) ATATÜRK’TÜR. Emin ol, şimdi gidip indirdiğim portreyi tekrar yerine asacağım…
TAŞLAMALAR
İ
TİRAF EDİYORUM,
BEN BİR TARİKATÇIYIM,
ŞEYHİM ATATÜRK’TÜR VE
ZIMNEN ATATÜRKÇÜYÜM
BUNUN İÇİN DE SUÇUM
ÇOK BÜYÜK BİLİYORUM
BU SUÇA MÜPTELAYIM
BİLEREK İŞLİYORUM
FETÖCÜ MÜ OLAYDIM
YA DA IŞIDÇİ Mİ DERSİN
HAŞHAŞİLİK VAR BİR DE
HANGİSİNİ SÖYLERSİN
MEDENİYET YOLUDUR
ATATÜRK’ÜN YOLU BİL
(İLİM, İLİM BİLMEKTİR)
SAFSATA, İLİM DEĞİL