Ahmet Arıtürk

SİYASİ TRANSFERLER!

Ahmet Arıtürk

Seçimler yaklaşırken, partiler arası transferler de hız kazandı. Genelde, bulundukları siyasi partilerden yeniden aday gösterilmesi ihtimali olmayanlar, rakip siyasi partilere kapağı atıp tekrar milletvekili seçilmek derdine düşüyorlar. Futbolda ve benzeri spor dallarında olduğu gibi, ehl-i siyasetten de, rakip siyasi partilere kapağı atarak, yeniden milletvekili olmak derdine düşmüş olanlar hep olmuştur. Siyasi partiler de, bu gibilere kapılarını açık tutuyorlar ki, sözde, milletin gözünde büyüyorlar gibi görünsünler.

Futbol takımlarının, rakip takımlardaki ünlü futbolcuların peşlerine düşmeleri misâli, siyasi partiler de, rakip partilerin ünlülerini bir şekilde taraflarına çekmenin hesabını yapmaktadırlar. Hele de seçimler yaklaşırken. Son günlerde, siyasi partiler arası transferlerin hızlanması bunun ispatıdır. Seçimler yaklaştıkça, transferler hızlanacak, bir siyasi partiden, diğer bir siyasi partiye geçişler olacaktır. Parti değiştiren siyasileri, futbolculara benzetmek lâzım. Futbolcu, kim daha iyi transfer parası öderse, o takıma girmekte tereddüt etmez. Örnek olması açısından söyleyelim, Fenerbahçeli olduğu için yıllarca Fenerbahçeli taraftarlar tarafından hararetle alkışlanan bir futbolcu, bir de bakmışsınız Galatasaray’a transfer olmuş. Ya da bunun aksi, Galatasaraylı olduğu için, taraftarların alkışlarını alan biri Fenerbahçe üniforması giymiş.

Profesyonel futbolcular açısından böyle durumların pek sakıncası olmamakla birlikte, yine de yaşamları boyunca top koşturdukları takımlarından, aldıkları cazip tekliflere rağmen takımlarından ayrılmayan futbolcular olmuş, hep aynı formayı gururla taşımışlardır. Siyasette ise, böyle transferler ahlaki açıdan hiç de hoş karşılanmaz. Amma ve maalesef, Türkiye siyasetinde milletvekillerinin partilerini değiştirmeleri olağan bir durum.

Bir milletvekili, partisinden istifa etmek isterse, bunu yasal olarak önlemek mümkün değildir. Aynı şekilde, partisinden istifa eden bir milletvekilinin mevcut siyasi partilerden birine katılmasının önünde de hiçbir yasal engel yoktur.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak görev yapanlar içinde parti değiştirenlerin sayılarının hiç de az olmadığını anımsatmakta yarar vardır. Seçimler yaklaştıkça, kimi milletvekillerinin partilerini değiştirerek, en zıt partiye girdiklerine şahit olursanız, hiç şaşırmayınız. Bu arada, bulundukları siyasi partilerin kötü gidişatlarından duydukları mahcubiyet yüzünden, iyi niyetle istifa edenler yok mu, elbette var. Onları tenzih ederek, dikkatleri çekelim. Partilerinden istifa edip, rakip partilere transfer olanlar unutmasınlar ki, seçmenler kendilerine değil, bulundukları siyasi partilere oy vermişlerdir. Bu bakımdan, bir siyasi partiden seçilmiş milletvekillerinin, kendi menfaatleri doğrultusunda ve perde arkasından pazarlık konusu yaparak başka siyasi partilere transfer olmaları, hiç de ahlaki olmadığı gibi, seçmenlerine de hakarettir! Bunu unutmasınlar!

SARI İNEK!

Günümüze uyarlanabilecek meşhur bir anekdot vardır. Hani şu

(SARI İNEĞİ

VERMEYECEKTİK)

şeklinde

FABL

türü masallarda anlatılagelen, ibret verici anekdot:

Öyle anlatılır ki, vaktiyle aynı ormanda yaşayan bir aslan ve bir inek sürüsü varmış. Aslan sürüsünün gözü inek sürüsünde ama inek sürüsü kendini savunacak kadar kalabalık ve güçlü, imiş!

Açlıktan yorgun, halsiz ve güçsüz bir hale düşmüş olan aslanlar, soruna çare aramışlar. Bilge aslana danışmışlar. Bilge aslan işi sözde barışçı yollarla çözmek istiyormuş gibi davranmalarını ve inek sürüsünü bir şekilde zayıflattıktan sonra işlerinin kolaylaşacağını belirtmiş.

Aslanlar, aralarında konuşup anlaştıktan sonra içlerinden ineklerin sürüsüne sözde bir barış elçi göndermişler. Barış elçisi aslan, ineklere demiş ki:

-Size saldırırsak ne olacağını biliyorsunuz. Mutlaka aranızdan birini alıp yiyeceğiz, buna engel olamazsınız. Gelin, ne kendinizi ne bizi uğraştırmayın, aranızdan birinin rengi çok sarı, sizden de farklı, bizim de gözlerimizi alıyor. Onu bize verirseniz size saldırmadan onu alıp gideriz ve bir daha gelmeyiz. Bundan sonra da güzel güzel geçiniriz.

İnekler düşünmüşler, taşınmışlar, bilge ineğe fikrini sormuşlar;

“Olmaz”

demiş bilge inek,

“Aman, sakın ha! Aramızdan hiçbirini vermeyin”

demiş. Ama aslanlar ısrarlı. En sonunda razı olmuş inekler, nasıl olsa saldırırlarsa birimiz gidecek, hem biz de çok yorulacağız. En sonunda peki demiş inekler, bir inekten ne çıkar? Biz büyük bir sürüyüz, bize bir şey olmaz. Vermişler sarı ineği, aslanlar da sarı ineği bir güzel yemişler, karınlarını doyurup kendilerine gelmişler.

Bir kaç gün sonra aslanlar gene acıkmışlar, yine gelmiş aslanların elçisi ineklerin yanına;

-Aranızda boynuzu kırık bir inek var, sinirimizi bozuyor, verin onu, ne kendinizi ne bizi uğraştırmayın demiş…

Barış yanlısı inekler, ikinci tavizi vermişler, o inek de verilmiş. Artık işi öğrenen aslanlar, benekli inek, kuyruğu kısa inek, şöyle inek, böyle inek deyip inekleri bir bir almışlar sürüden. Sürü de günden güne iyice azalmış. Artık aslanlar elçiye gerek kalmadan açık açık saldırmaya, istedikleri ineği sürüden götürüp yemeye başlamışlar.

Sürünün ileri gelen inekleri, panik içinde tekrar bilge ineğe koşmuşlar.

“Biz nerede hata yapıyoruz, sürümüz yok olacak!”

demişler.

Bilge inek cevabı vermiş,

“Siz hatayı sarı ineği verirken yaptınız…”

Son 20 yıldır yaşananlar ortada. Önce

(mağduriyet, demokrasi, hak, hukuk, adalet)

dediler, akıllarımızı çeldiler. İnandık, oy verdik!

2007’de (Bu anayasa, dar geliyor, daha çok demokrasi için değiştirelim) dediler.

21 Ekim’de sandık başına gittik, Cumhurbaşkanını halk seçsin diye Anayasayı değiştirdik.

Ergenekon, balyoz, poyraz ve benzeri kumpas davalar kurgulandı. Devletin haremi ismeti hükmünde olan kozmik odaya dahi girdiler. Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genelkurmay Başkanını

TERÖRİST

diye yaftalayarak cezaevine tıktılar.

(Oh ne ala, ordunun, meclis üzerindeki vesayeti

kalkıyor)

denilerek ses çıkaran olmadı.

2009 ile 2011 yılları arasında Türkiye ve PKK arasında başta Oslo olmak üzere bazı Avrupa şehirlerinde görüşmeler gerçekleştirdiler.  Abdullah Öcalan ile görüşmelerle başlayan süreç 2013 yılında çatışmaların sona ermesine  ve bu yılın 28 Şubat’ında da Dolmabahçe mutabakatının imzalanmasına kadar uzandı. Barış türküleri okudular,

(Oh ne ala ülkemize nihayet barış gelecek) diye saf-saf bekledik.

2010 yılı referandumunda o yıllardaki ortakları okyanus ötesinden seslenerek “

mezarlardaki ölülerinizi ayağa kaldırın, götürün oy versinler, 'evet' versinler”

dedi.

Asrın Mehdisi(!)

böyle buyuruyorsa doğrudur, denilerek yine gittik

(EVET)

oyu verdik.

Sonra, parlamenter sistemle işler çok ağır gidiyor, bu böyle olmaz, topal eşek misali çağdaş ülkeler konumuna ulaşılamaz, dediler. Başkanlık sistemi gelirse ekonomi uçacak, şaha kalkacak dediler, oy istediler.

16 Nisan 2017’de Başkanlık için yapılan referandumda da öyle veya böyle, bir şekilde

(EVET)

oyu çıktı. Artık, istenecek veya verilecek başka bir şey de kalmamıştı.

Anlayacağınız, 2002 genel seçimlerinde

SARI İNEĞİ VERDİK. HALA BEDELİNİ ÖDEMEĞE DEVAM EDİYORUZ.

TAŞLAMA

MEBUS PAZARI YİNE

KURULUR MU DERSİNİZ

TURFANDA HIYARLAR VAR

BU PAZARDA ŞÜPHESİZ

MİLLETVEKİLLERİNİN

İSTİFA İRADESİ

OLMALIDIR ELBETTE

BUNU KABUL ETMELİ

MENFAAT İÇİN DEĞİL

DEMOKRASİ İÇİNSE

BÜYLE TRANSFERLERİ

YERME GEREK, BENİMSE

SİYASET İŞİ DAHİ

BİR NEVİ SAVAŞ GİBİ

HİLE DEĞİL TAKTİKTİR

BU SAVAŞAN HİLESİ

Yazarın Diğer Yazıları