Ahmet Arıtürk

SİİRT'TEKİ LOKANTALAR, EMİNE HANIMEFENDİNİN 'PORSİYONLARI KÜÇÜLTÜN' ÇAĞRISINA UYMUŞ GİBİ!!!

Ahmet Arıtürk

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Muhterem Eşi Hemşerimiz olmasıyla gurur duyduğumuz Emine Erdoğan Hanımefendi bir konuşmasında  “Küresel bir seferberlikle bireysel davranışlarımızı değiştirerek insanlığı içine düştüğü bu utançtan kurtarabiliriz. Gelin hep birlikte basit önlemler alalım. Alışverişe çıkmadan önce alınacaklar listesi hazırlayalım. PORSİYONLARIMIZI KÜÇÜLTELİM. Sadece ihtiyacımız kadarını alıp bozulacağını bildiğimiz yiyecekleri istiflemekten vazgeçelim" buyurmuşlardı.

Aileler olarak Emine Hanımefendi’nin bu çağrısına ne kadar uyulduğunu bilemiyoruz ama, bu çağrıya Şehrimizdeki lokantaların büyük çoğunlukla uydukları iddiaları var.

Bekâr olduğu için devamlı değişik lokantalarda yemek yiyen bir hemşerimiz anlattı:

-

El hak, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin bu çağrısına Şehrimizdeki lokantaların büyük çoğunluğunun uyduğu kanaatindeyim. Önüme getirilen porsiyonlara bakıyorum, tabaklardaki yemekler, adeta dörtte bir oranında azalmış gibi. Şimdi, kalkıp lokantacıya “Kardeşim, Emine Hanımefendi’nin talimatına uyarak porsiyonları mı küçülttünüz” diye sormaya utanıyorum. Bu işin bir denetimi de yok. Yani, bir nevi dolaylı zam. Zaten, en ucuz yemeğin bir porsiyonu 40 TL. Bir de normal porsiyonun altında yemek verirsen, gerçekte fiyat 50 TL demektir.

Arkadaşın bu anlattıkları bana bir anekdotu anımsattı. Adamın biri bir meşrubatçının dükkanına girmiş. Bir bardak limonata istemiş. Limonata gelmiş, bardağın üçte biri boş. Ses etmemiş, limonatayı içtikten sonra para ödemek için tezgaha gitmiş. Tezgahtara, içinde limonata olan kabı göstererek.

-Ustam, günde böyle kaç kap satabiliyorsun,

diye sormuş.

Adam:

-Üç kap kadar

deyince müşteri devam etmiş:

-Sana, günde dört kap satmanın yolunu göstereyim mi?

Tezgahtar merak ve heyecanla söylenmiş:

-İsterim tabii.

Müşteri cevap vermiş:

-Bardağı tam doldur…

Anekdot bu. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana sazı soksan az!

GASTRONOMİ PANELİ  VE SİİRT MUTFAĞI

“Türk Mutfağı" etkinlikleri kapsamında bu gün Siirt Üniversitesi Merkez Kampüsünde

“GASTRONOMİ PANELİ”

düzenlenecek. Kadim bir kültür şehri olan Siirt’in aslında çok zengin bir mutfağı vardı. Kimileri Siirt yemekleri denilince sadece Perde pilavı ile Büryan’ı (perive) ön plana çıkarırlar. Oysa geçmiş yıllarda Siirt mutfağının öylesine çeşitli yemekleri vardı ki saymakla bitiremeyiz. Çocukluk ve gençlik yıllarımızda tanıştığımız bu yemeklerin aklımızda kalanları orijinal adlarıyla saymağa çalışalım:

NORMAL YEMEKLER: Perde, perive, valh, kıtel, kıtelbasal, kıtelfum, ırkat, ısmeyket, dolma-yepreğ, zımbılok, ıkruş, keliye, lehemmeksut, lehemtari, cokatımneşfin, severıddeis, rıssuvlehem, severulehem,

ÇORBALAR: Şorbıtzahtar, severbasal, lebeniye, adesiye, ımşevşe, şorbıtrışte, kar’iye,

TATLILAR: Aside, selme, pelpeğine, zerde, şemuniye, rayoşumeketip, keekmıhşi, keektari, ımçerket, helevıtıddıps, helevıtilcavs, helevıtılsımsem, riçenılkavun, herire, mağamis,

ÇEREZLER. Fıstak, levs, cavs, bızerneem, bızerzebeş, gızven, bıtomğıvoor, bıtommelhin, hımmosınniyyin, hımmosılğavğ.

Bunlar, sadece aklımıza gelenler. İnanır mısınız, saydığım bütün bu yemekleri, çorbaları, tatlıları, çerezleri yaşı 80’e ulaşmış bir Siirtli olarak çocukluk ve gençlik yıllarımda tatmak fırsatını bulmuşumdur. Ahir ömrümüzde, çarşı yemeğine kaldığımıza bakmayın…

ANEKDOTLAR

Bir kıtlık yılını takip eden çok şiddetli kış mevsiminde Nasrettin Hoca, eşeğine verdiği arpadan, samandan kısmağa başlamış, derken bir gün ağıra gidince bir de ne görsün, zavallı hayvan açlığa dayanamayarak nalları dikmemiş mi. Hoca büyük bir üzüntü içinde can çekişmekte olan eşeğinin başını okşayarak söylenmeğe başlamış:

-Ölme eşeğim ölme. Bahar gelecek. Toprak yeşerecek. Her yer çayır çimen olacak. Goncalar bitecek. Seni çayır çimene salacağım. Bol bol yiyecek, besleneceksin!!!

***

İnsanlık hali bu ya! Nasrettin Hoca da yıllardan bir yıl ekonomik yönden büyük sıkıntılara düşmüş, komşularından, tanıdıklarından borç-harç alarak geçimini sürdürmek zorunda kalmış. Ancak, aldığı borçlarını da bir türlü ödeyemiyormuş.

Nasrettin Hoca’nın alacaklarından biri arsızlık edip ikide bir Hoca’nın evine giderek kapısını çalıyor ve borcunu ödemesini istiyormuş. Zavallı Hoca, olsa zaten alacaklısının istemesine gerek kalmadan gidip kendiliğinden ödeyecek. Bir gün yine arsız alacaklı, Hoca’nın kapısını çalmış.  Hoca’ya öfkeli bir ses tonuyla:

-Hoca, artık alacağımı ver. İkide bir kapına gelmekten usandım!

deyince, Hoca, daha önceden kafasında tasarladığı cevabı vermiş:

-Hiç merak etme, paranı yakında ödeyeceğim!

Arsız alacaklı:

-Nasıl olacak?

diye sorunca Hoca cevap vermiş:

-Evimizin yoluna çalı-çırpı koyacağım. Biliyorsun, köyün koyun sürüleri, bizim evin kapısının önünden geçer. Sürü geçerken, yünleri çalı-çırpılara takılacak. Ben de bu yünleri toplayıp eve getireceğim. Hanım da topladığım yünleri önce yıkayıp, iplik haline getirecek. Sonra da ipliklerden çoraplar, eldivenler işleyecek. Ben de çorapları, eldivenleri pazara götürüp satacağım. Sattığım eldivenlerin, çorapların paralarını biriktirip, sana olan borcumu ödeyeceğim

Aldığı bu cevap üzerine kahkahalarla gülmeğe başlayan alacaklısına Hoca söylenmiş:

-Gülersin köftehor, gülersin tabi. Hazır parayı gördüğün ya!!!!

TAŞLAMA

BU ÜLKENİN SORUNU

İŞSİZLİK VE TERÖRDÜR

TERÖR ÖNLENMEDİKÇE

İŞSİZLİK KALKMAZ, ZORDUR

ÖNCE TERÖR BİTECEK

ARDINDAN DA İŞSİZLİK

İKİSİ ARASINDA

VARDIR BİR PARALELLİK

DOLAR MİLYARDERLERİ

KATLANIYOR NE HİKMET

FAKİRLER VE YOKSULLAR

DAHİ KATLANIR ELBET

HER DOLAR MİLYARDERİ

BİR MİLYON YENİ YOKSUL

YARATMADA ÜLKEDE

SEBEBİNİ DÜŞÜN, BUL

MİLLET FERYAT EDERKEN

İŞSİZLİKTEN AÇLIKTAN

DOLAR MİLYARDERLERİ

ARTMAKTA DİĞER YANDAN

ORTA SINIF SİLİNDİ

ÇOK ZENGİN, ÇOK FAKİR VAR

ORTA DİREK ÇÖKMÜŞTÜR

YIĞIN-YIĞIN ENKAZLAR

Yazarın Diğer Yazıları