20 Temmuz ve 14 Ağustos 1974 günleri tarihimiz açısından çok önemlidir. Çünkü 20 Temmuz’da 1. Kıbrıs Barış harekâtı, 14 Ağustos tarihinde ise 2. Kıbrıs harekâtına başlatılmıştır. O günleri yaşayan biri olarak gururla anımsıyorum. Türkiye genelinde olduğu gibi, İlimizde ve Şehrimizde de heyecan doruk noktadaydı. Genç, yaşlı hemşerilerimiz (bizi de askere alın, savaşa gönderin) diyerek, askerlik şubesinin önünü doldurmuş, harekâta gönülden destek vermişlerdi. Yine harekâta yakın günlerde ben ve kardeşim Metin mitingler düzenleyerek, her iki harekâtı da fiilen desteklemiştik.
Yunanistan’ın uzlaşmaz tutumu ve Ada’da Türklere karşı giriştikleri katliamlara (DUR) demek açısından, Türk Silahlı Kuvvetleri 20 Temmuz’da Kıbrıs’a çıkarma yapmıştı. İkinci harekât ise 14 Ağustos günü sabah saatlerinde başlatılmıştı. Harekâtlar, Yurt genelinde büyük bir heyecan yaratırken genciyle, yaşlısıyla, kızıyla. kızanıyla milyonlarca insanımız, savaşa katılmak için gönüllü olmak konusunda askerlik şubelerine yığılmışlardı.
O yıllarda, Kıbrıs’ta Türk Kuvvetleri Alayı vardı. (1968 yılında ben de bu Alayda 1 yıl süreyle vatani görevimi yaptım) Alay, Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla görevlendirilmişti.
Dünya, Kıbrıs’taki katliama seyirci kalınca, Başbakan Ecevit, bunu kabullenemeyeceğimizi söyledi ve ‘Ayşe’ kod adlı barış harekâtı için düğmeye basıldı.
Ada’ya, 1964 Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla gönderilmiş bulunan BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk’lerine karşı yürütülen sistemli katliam, yoğun ekonomik kısıtlamalar ve aralıksız sürdürülen terör hareketleri karşısında etkisiz kalmıştı. Türklerin, 11 yıl sürecek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması, olumsuz etkisini her alanda gösterdi. Göçmen olan 30 binden fazla Türk, çadırlarda, sinema salonlarında okullarda barınmak zorunda kalmıştı.
Kıbrıslı Rumlar, uyguladıkları bütün bu ekonomik abluka ve diğer baskı yöntemleriyle Kıbrıslı Türklerin direnişini kıramayacaklarını anlayınca, 1967’de tekrar saldırıya geçmiş, Adaya gizli yollardan sokulan ve sayıları 20.000’i bulan Yunan birlikleri de, Türk köylerine karşı yapılan bu saldırılarda rol alıyorlardı. Saldırılar karşısında Türkiye müdahale hakkını kullanacağını söyledi.
Bu arada Yunanistan’daki Cunta 1974’te Rum lideri Makarios’a karşı bir darbe düzenledi. Geçici bir süre için ‘Türk kasabı’ olarak bilinen Nikos Samson, Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Ve Kıbrıs Türk halkına karşı katliamları devam ettirdi.
Başbakan Bülent Ecevit, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olan İngiltere’den birlikte hareket etme desteği istedi ama alamadı. Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki girişimlerden de bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine Türkiye hükümeti; 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını kullanarak, 20 Temmuz 1974’te Mutlu Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi. Sabah saatlerinde uçakların bombardımanından sonra, Türk ordusu 06:15’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma başlattı. Denizden çıkarma Karaoğlanoğlu plajına yapıldı. Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi adaya müdahale edemeyeceğini düşünmüş bu yüzden ilk başta etkili müdahale edememişlerdi.. Ancak akşama doğru karşı harekâta başladı. Türk kuvvetleri 22 Temmuz’da Girne’yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada’da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükumeti de yıkıldı.
8 Ağustos’ta II. Cenevre Konferansı’nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin ‘iyi niyet jesti’ olarak Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Rum EOKA-B işgal ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi, ellerindeki esirleri de serbest bırakmadı. Cenevre konferansına katılan Dışişleri Bakanı Turan Güneş, anlaşmanın mümkün olmadığı anlamına gelen
‘Ayşe Tatile Çıksın’
parolasını Başbakan Bülent Ecevit’e bildirdi. Ayşe, Turan Güneş’in kızının adıydı.
13 Ağustos’ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı ve 16 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’nın kurtarılmasıyla sona eren üç günlük II. Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi.
Milli Selamet Partisi ateşkesi değil, Kıbrıs’ın tümünün alınmasını istiyordu. Böyle bir duruma, dünya kamuoyunun müsaade etmeyeceği ortadaydı. Başbakan Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi kanadına ateşkesi kabul etmemeleri halinde hükümetin bozulacağını ifade etti. Bu ateşkes ile Erbakan’ın planı hayata geçmemiş oldu. Harekât neticesinde bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi. İki hareâatta toplam 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit oldu. Artık Kıbrıs; kuzey ve güney olmak üzere ikiye bölünmüştü…
(DEVAMI YARINA)
TAŞLAMA
15 TEMMUZ KIYAMI,
LAİKLİĞE KARŞIYDI
LAİKLİK KARŞITLARI
FETÖ’NÜN KARDAŞIYDI
DARBE HENÜZ GEÇMEDİ
ZİHNİYET BU ZİHNİYET
EY LAİKLİK DÜŞMANI
YAŞASIN CUMHURİYET
LAİKLİK BU DEVLETİN
TEMELİNİN HARCIDIR
LAİKLİK DÜŞMANLARI
ÜLKENİN DÜŞMANIDIR
SENİN DİNİN SANADIR,
BENİM DİNİM BANADIR
GERÇEK İSLAM BU İŞTE
GERİSİ TERANEDİR
15 TEMMUZ GÜNÜNÜ
BAYRAM İLAN ETTİLER
ÇANAKKALE ZAFERİ
GİBİ ZAFER DEDİLER
BİZDE BAYRAMLAR ÇOKTUR
(DELİYE HER GÜN BAYRAM)
15 TEMMUZ’DA MİLLET
FETÖ’YE OLMADI RAM
(DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK)
GERÇEKTEN GÜZEL SÖZLER
ÖZGÜR MÜYÜZ GERÇEKTEN
ADALET VAR MI BEYLER
TAÇLANDIRILSIN GEREK
ÖZGÜRLÜK, ADALETLE
DEMOKRASİ OLUR MU
ADALET YOKSA SÖYLE
ADALET YİRMİ YILDIR
TATİLE ÇIKMIŞ GİBİ
KIRK GÜNDÜR ZANNETMEYİN
SAKIN ADLİ TATİLİ