Ahmet Arıtürk

SİİRT'İN, ÜÇE BÖLÜNMESİNİN  YILDÖNÜMÜ (16 MAYIS 1991)

Ahmet Arıtürk

1894’te Bitlis’e bağlanan Siirt, 26 Eylül 1919 yılında 48 sayılı Heyet-i Umumiye Kararı ile bağımsız sancak haline getirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında il olan Siirt, 16 Mayıs 1991 tarihinde 3698 sayılı kanunla 3`e bölünmüş Batman ve Şırnak ilçeleri de müstakil il konumuna getirilmişlerdir.

Beşiri, Kozluk ve Sason ilçelerini de kaybeden Siirt, gerek yüzölçümü, gerek nüfusu, gerekse ilçe ve köy sayısı itibariyle yaklaşık yarı yarıya küçülmüştür.

Evet, 16 Mayıs 1991 Siirt İlinin üçe bölündüğü tarihtir.  Bu bölünme sonucu beş ilçesi (Batman, Şırnak, Beşiri, Kozluk ve Sason) bağrından koparılmış, bunun yanda 300’e yakın köyü de yeni oluşturulan Şırnak ve Batman İllerine bağlanmıştır. Siirt’in üçe bölünmesi işinde bile iller arası hudutlarda aranan şartlara riayet edilmemiş, sınır tespitinde köprü, çay, anayol, dağ, tepe gibi kriterler aranmamış, o zamanın siyasileri, Siirt’in hudutlarını nüfus bölgelerine göre tespit etmişlerdir.

Ağazadeler, şeyhzadeler

(bu köylerde müritlerimiz, bu köylerde

aşiret mensuplarımız var)

diyerek Siirt’in yeni sınırlarını çizdirmişlerdir.

İlimiz, maalesef yıllardan beri göç veren bir durumdadır. Siirt’ten göç eden 3 sınıf vardır. Çok zenginleşenler, çok fakirleşenler ve girişimci ruha sahip olanlar. Her ne sebeple olursa olsun, Siirt’ten göç etmek zorunda kalan hemşerilerimi asla yadırgamıyoruz.

(BÜYÜK DENİZİN BALIĞI BÜYÜK

OLUR)

denilmiştir. Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki, Siirt’ten göç ederek, büyük şehirlere yerleşen hemşerilerimiz arasında büyük sanayi yatırımlarına imza atanlar, önemli mevkilere gelenler, medyada, bürokraside, siyaset hayatında yükselenler bulunmaktadır. Hemşerilerimiz adına dileğimiz Siirt’e her platformda sahip çıkmaları ve turizm alanında sağlanacak atılımlara katkı sağlamalarıdır.

Siirt’in üçe bölünmesinin yıldönümünde, o günlerde yazdığım ve yine Gazeteniz SİİRT’TE yer alan bir şiiri sunarak yazımı noktalamak istiyorum:

KANADINI KOLUNU

KIRDILAR MI SİİRT’İM

ALLI TURNALAR GİBİ

VURDULAR MI SİİRT’İM

ŞIRNAK’I, ŞEHR-İ NUH’U,

BATMAN OLAN İLUH’U

SASON İLE KOZLUK’U

ALDILAR MI SİİRT’İM

BEŞİRİ, GÜÇLÜKONAK,

ARTIK SENİN DEĞİL BAK

NİCE KÖYÜNÜ NAHAK

ÇALDILAR MI SİİRT’İM

SENİ BULUP SAHİPSİZ,

HEP KODULAR NASİPSİZ

GİDENE KARŞI BİR GİZ

VERDİLER Mİ SİİRT’İM

ÂBİD SAYDILAR HİÇE,

HALİMİZ OLA NİCE

İKİYE DEĞİL ÜÇE,

BÖLDÜLER Mİ SİİRT’İM

İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ’NİN DOĞUM GÜNÜ (18 MAYIS 1703)

Aslen Erzurum’un Hasankale (Pasinler) ilçesi doğumlu olan İbrahim Hakkı Hazretleri tahsilini, ilmini, velâyetini Hazret-i Fakirullah’ın talebesi olmasıyla kazanmıştır. Hicri 1115, miladi 1703 tarihinde 18 Mayıs gününde dünyaya teşrif etmiştir. Fakirullah Hazretleri’nin mürit ve muhiplerinden Derviş Osman Hüsnü Efendi’nin oğludur. Derviş Osman, İsmail Fakirullah Hazretleri’nin en yakını olan müritlerindendir.

Mürşit aramak gayretiyle Hasankale’den, Tillo’ya gelen Molla Osman, aradığını bulduğuna inanarak, Hazret-i Fakirullah’ın yanında kalmıştır. İbrahim Hakkı dokuz yaşlarındayken Amcası Molla Ali tarafından Tillo’ya, Babasının yanına getirilmiştir. İbrahim Hakkı “Marifetname” adlı eserinde buluşma anını anlatırken, Babası Molla Osman ile Şeyh Fakirullah’ın yan yana durduklarını, Şeyhin, kendisine babasından bile daha sevimli geldiğini anlatır.

İbrahim Hakkı, ilk derslerini bizzat Babası Molla Osman’dan tahsil etmiştir. Babası Molla Osman’ın 1719 yılında vefatından sonra, bir süre için Erzurum’a döner. Fakat Şeyhinin aşkıyla yanıp tutuştuğu için tekrar Tillo’ya gelir. Fakirullah Hazretlerinin torunu ve Abdulkadir-i Sani’nin kızıyla evlenir.

Dönemin Osmanlı Padişahı Sultan Mahmud ile İsmail Fakirullah arasında sürekli mektuplaşmalar olmaktadır. Sultan Mahmud, Fakirullah’ı İstanbul’a davet eder. Ancak, kendisi gitmez ve yerine müridi İbrahim Hakkı’yı gönderir. Hicri 1766’da, Padişah’ın davetlisi olarak İstanbul’a giden İbrahim Hakkı, günlerinin çoğunu Saray kütüphanesinde geçirir.

“MARİFETNAME”

adlı meşhur eserini de bu arada yazdığı söylenir.

İstanbul’dan tekrar Tillo’ya dönen İbrahim Hakkı, üstadı Fakirullah Hazretlerinin irtihali üzerine, kayınpederi olan Abdulkadir-i Sani ile birlikte irşat görevini sürdürür.

Hicri 1194 miladi 1780 yılında 22 Haziran günü vefat eden İbrahim Hakkı Hazretleri 77 yıllık ömrüne başta

“MARİFETNAME”

adındaki meşhur eseri olmak üzere çok sayıda eserler sığdırmıştır.  Kendi ifadesine göre telif ettiği kitapların sayısı 15’i bulmuş olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin bilinen diğer eserleri şunlardır:

“Tuhfet-ul Kiram”, “Nuhbet_ul Kelam”, “Meşarikul_Yuh”, “Sefine-i Nuh”, “Kenzu’l-Futuh”, “Definetu’r-Ruh”, “Ruhu’ş-Şuruh”, “Ülfetü’l Enam”, “Urvetu’l-İslâm”, “Hey’etü’l-İslâm”, “Ruz-Nâme”, “Seyr-u Süluk”, “Süluk-u Tarik i’l Fenâ”, “Lubb_ul Kulüb”,

Telif ettiği kitaplar dışında kendi eliyle yaptığı Rüzname (Devr-i daim takvimi), Rub-ul Müceyyeb (Zaman Saati), Usturlap (takım yıldızların hareketini gösteren alet), Rub’ul mukantarat (Yıldızların yerlerini bulmak için kullanılan bir alet), Gök Küresi, pergel Takımı, Küre Sehpası, Asa ve Mürekkep hokkası vardır. Bütün bunlar Tillo’da Merhum Sadettin Toprak (Sadullah Hoca) tarafından Tillo’da kurulan özel müzede muhafaza edilmektedir.

İbrahim Hakkı Hazretlerini günümüze taşıyan en önemli eseri ise Hazret-i Fakirullah’ın türbesi için kurduğu

IŞIK SİSTEMİ’DİR.

Bilindiği gibi, gece ve gündüzün eşit olduğu günlere

EKİNOKSU GÜNLERİ

adı verilir. Yıl içinde gece ve gündüzün eşit olduğu iki gün vardır. Bunlardan biri 21 Mart, diğeri ise 23 Eylül’dür. Tillo’da gerçekleştirilen ve

(IŞIK OLAYI)

olarak tanımlanan bilimsel bir durum vardır.

Işık olayı, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin kurduğu bir düzenekle ilgilidir. Bundan dolayıdır ki, Tillo ilçemizde 21 Mart ve 23 Eylül günleri (IŞIK HADİSESİ) olarak tabir edilen bir etkinlik düzenlenir.

Yine bilindiği gibi 21 Mart ve 23 Eylül günlerinin bir özelliği, gece ve gündüzün eşit olduğu günler olmasıdır. Bu iki gün için asıl konuşulması gereken konulardan biri de gecenin ve gündüzün eşit olduğu günlerin (21 Mart- 23 Eylül) durumundan yola çıkarak İbrahim Hakkı Hazretleri’nin 3 asır önce kurduğu mekanizmayı anımsamak olmalıdır.

70’e yakın eseri bulunan İbrahim Hakkı Hazretleri bu eserlerinde jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek çok konuları işlemiş, böylece,  Müslüman bilim adamlarının, asrın bütün ilimleriyle ilgilenmeleri gerektiğini bizzat tatbik ederek ortaya koymuştur.

Üstadı Fakirullah Hazretleri vefat ettiğinde türbesinin mimarlık görevini bizzat üstlenerek, Türbe ile Kalet-ül Üstat adını verdiği, yine bizzat kendisi tarafından inşa edilen duvar arasında kurduğu sistem sayesinde yılın ilk ışıklarının (21 Mart-23 Eylül) Üstadının Türbedeki sandukasının başucuna düşmesini sağlayan bir düzenek kurmuştur. Kurduğu bu düzenekle ilgili olarak (Yılın ilk güneşi Üstadımın başucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neylerim) diyen İbrahim Hakkı Hazretlirinin meşhur bir vecizesi de

(ANLARSA, UZAĞIM YAKINIM, ANLAMAZSA YAKINIM UZAĞIMDIR)

şeklindedir.

İşte, İbrahim Hakkı tarafından kurulmuş olan IŞIK SİSTEMİ, 1960’lı yıllarında türbenin restorasyonu sırasında bozulmuş ve uzun yıllar onarılamamıştı. Sonunda, bu sorunu dert edinen Siirt eski Valilerinden Sayın Musa Çolak’ın himmet ve gayretleriyle Şehrimize davet edilen Prof. Dr. Cengiz Işık ve ekibinin bilimsel çalışmaları sonucu ancak 2011 yılında yeniden faal hale getirilebilmiştir.

Tillo’daki IŞIK SİSTEMİNDEN çıkarılması gereken asıl ders, Müslümanların ilimle uğraşmaları gereğidir. Yoksa 21 Mart-23 Eylül tarihlerinde doğan güneşin ilk ışınları İsmail Fakirullah Hazretlerinin türbedeki sandukasının başucuna vurmuş vurmamış, bunun maddi, hatta manevi açıdan hiçbir önemi yoktur. Bu olaydan alınması gereken mesaj, Müslümanların ilme vermeleri gereken değerdir. İlmin her dalıyla uğraşmaları gereğidir.

1735’li yıllarda İbrahim Hakkı Hazretleri tarafından kurulan bir mekanizmanın, 1960 yılında yapılan restorasyon sırasında bozulması ve defalarca denenmesine rağmen, ancak 2011 yılında yeniden kurulabilmesi elbette ki düşündürücüdür.

Evet, İbrahim Hakkı Hazretleri miladi takvime göre 18 Mayıs 1703 yılında dünyaya teşrif etmiştir. Doğum günü vesilesiyle bu büyük mutasavvıf ve mütefekkiri anımsatalım istedik.

TAŞLAMA

İKİNCİ TUR SEÇİME

KALMIŞTIR TÜM UMUTLAR

DAĞILIR MI BAKALIM

BAŞIMIZDAN BULUTLAR

BUNCA YOLSUZLUK BUNCA

AÇLIK VE DE SEFALET

KARARINI AÇLIKTAN

YANA VERMİŞTİR MİLLET

PATATES, SOĞAN DEĞİL

UMURUNDA KİMSENİN

BAŞINDAN DA FAZLAYMIŞ

MAAŞI EMEKLİNİN

ATAİST OLMASAYDI

AZİZ NESİN’E RAHMET

OKURDUM TEŞHİSİNDE

İSABET VARDIR ELBET

(YÜZDE ALTMIŞI APTAL)

DEMİŞTİ MİLLET İÇİN

YÜZDE ELLİYE İNMİŞ

GÖRÜNEN BUDUR BİLİN

EFENDİSİNE ÂŞIK

ÇOK KÖLELER VAR ELBET

MİLLETİN ANASINA

KOYAN SEÇİLİR HAYRET

Yazarın Diğer Yazıları