24 Kasım’ın
(ÖĞRETMENLER GÜNÜ)
olması beni geçmiş yıllara götürdü. Bütün Öğretmenlerimi ve özellikle Siirtli olanları anımsadım. Gerçekten, Siirt’in geçmişinde çok önemli hizmetler ifa etmiş, mesleğine âşık öğretmenler vardı. Unuttuklarım olursa, kusuruma bakılmasın,
“Hâfıza-i Beşer Nisyan ile maluldür”
denilmiştir. Deyimin manası açık amma, biz yine de açıklayalım.
“İnsan hafızasının ‘UNUTMAK’ gibi bir hastalığı vardır!”
Bu açıdan,
“İz bırakan Siirtli öğretmenler”
konusunu işlerken, unuttuklarımızın aziz ruhlarından özür diliyoruz.
“Aziz ruhlarından”
diyoruz. Çünkü sadece vefat etmiş olanların adlarını sunmağa çalışacağız.
Geçmiş yıllarda Şehrimizde, kendisinden en çok bahsedilen merhum öğretmenlerin başında İsmail Hakkı Özcanlı gelirdi. Bir matematik dehası olduğu belirtilen İsmail Hakkı Özcanlı ile ilgili olarak anlatılan hayli anekdotlar vardır. Bir matematik dehası olmasına karşılık, yarı Türkçe, yarı Arapça kelimelerle kurduğu cümleler hep espri konusu olmuştur. Merhum Rıza Seçkin de Siirt’in Marka Öğretmenlerindendir. İsmail Hakkı Özcanlı ve Rıza Seçkin’in teyze çocukları oldukları belirtilir. 1950 öncesinde
“AÇIK OY, GİZLİ TASNİF!”
şeklinde yürütülen seçimlere sesli olarak karşı çıktığından Malatya’ya sürgün edilmiş ve bir daha da Siirt’e geri dönmemiştir. Şeyh Halef Vakfiyesinin Mütevellisi Merhum Ziya Seçkin’in ağabeyi, günümüz mütevellisi Mesut Seçkin’in Amcasıdır.
Merhum Fikri Güneri ve Merhume Eşi Nezihe Güneri de, marka olmuş Siirtli öğretmenler arasında sayılırlar. Fikri Güneri’nin hayli halim selim olmasına karşılık, eşi Nezihe Hanım gayet disiplinliydi ve öğrencilerin korkuyla karışık saygı gösterdikleri bir muallimeydi.
Hilmi Bekman, Şehrimizin yetiştirdiği halim-selim huylu bir öğretmendi. Yumuşak huylu olması sebebiyle, öğrencileri tarafından çok sevilirdi.
Merhum İhsan Nakipoğlu disipliniyle ön plâna çıkan öğretmenlerden biriydi. Ceza olarak, çocukların ellerine fırça vurmakla meşhurdu. Öğrencileri, fırçasını yememek için mümkün mertebe kurallarına uygun hareket ederlerdi. Merhum Ahmet Algan da Siirt’in marka öğretmenleri arasında sayılırdı. Disiplin konusunda vasattı.
Devlet eski Bakanlarından Egemen Bağış’ın Babası Merhum Abdullah Bağış da, Siirt’in eğitimine damga vuran öğretmenler arasındaydı. Tevfik Atalay ve eşi Mukaddes Atalay, dönemlerinin en etkili öğretmenleri arasında sayılırlardı. Sevim Vural da (Uzun Sevim) öğretmenlikte simge isimlerden biriydi.
Merhum Cengiz Altaç, Merhum Abdulkadir Çeliktuğ, Merhum Esen Güldoğan, Merhum Mizbah Çelepçıkay, Merhum Ahmet Erden ve Merhum Bahattin Danış son dönemde Siirt’in eğitimine büyük katkılar sağlayan öğretmenler arasındaydılar. Abdulkadir Çeliktuğ, Esen Güldoğan ve Bahattin Danış disiplinleriyle, Mizbah Çelepçıkay ve Ahmet Erden yumuşak huyları ve hoşgörüleriyle ön plâna çıkan öğretmenlerdi.
Adlarını saydığımız bu öğretmenler, milli eğitim teşkilâtının ve bürokrasinin muhtelif kademelerinde üst düzeylerde görevler de üstlendiler. Amma, netice olarak hep
(ÖĞRETMEN-HOCA) unvanlarıyla bilindiler, anıldılar.
Artık, Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş olan adlarını saydıklarımız ve unuttuklarımız marka olmuş Siirtli bütün öğretmenleri,
Öğretmenler
Günü
vesilesiyle rahmetle ve minnetle anıyor,
“AZİZ RUHLARINIZ ŞADOLSUN”
diyoruz.
ÖĞRETMENLERİMİZİ NE KADAR ÖNEMSİYORUZ!
24 Kasım günleri Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Tabii,
“Öğretmenler Günü”
olunca, yine akan sular durulacak, öğretmenlik mesleğinin kutsallığından ve öneminden bahsedilerek.
Hazret-i ALİ’nin
(Radiyallahu Anhu = ALLAH ondan razı olsun)
“Bana bir harf öğretenin 40 yıl
kölesi olurum”
söylemiyle
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır”
özdeyişinden dem vurularak, konuşmalar yapılacak.
Konuşmalar güzel, öğretmenlik, gerçekten kutsal bir meslek. Biz buna yürekten inananlardanız. Ama bir gerçek vardır. Mesleklere verilen önem, gerçekte, özlük haklarına verilen önemle bağlantılıdır. Eğri oturup, doğru konuşmak lâzım. Öğretmenlere, özlük hakları olarak verilen nedir. Meslekler içinde, en mağdur edilen kesim içinde öğretmenler var mı, yok mu!
Bakın, hiç kimse aksini iddia etmesin. Mesleklere, resmiyette verilen önemin göstergesi, o meslek erbaplarına tanınan özlük haklarıdır. Yani, bordrosundaki maaşıdır. Bir mesleğin erbaplarına verdiğin özlük hakları neyse, verilen önemin ölçüsü de odur. Diğeri, lâf-ı güzaftır!
Öğretmenlerin özlük hakları açısından çok mağdur oldukları gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu bakımdan, Öğretmenler günü ile ilgili olarak yapılan ve yapılacak olan bütün söylemlerin de, gerçekte bir kıymet-i harbiyeleri yoktur. Hepimiz de öğretmenlerimizi severiz, onların ellerini her zaman için öpmeğe hazırız. Bu ülkenin Cumhurbaşkanından tutunuz da, en alt kademesindeki görevlilerine kadar, yetişmelerinde öğretmenlerin katkıları inkâr edilemez. Sadece kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların değil, kendi iş yerlerini kuranların da öğretmenlerinin destekleriyle bir yerlere gelmiş olduklarını unutmamak lâzımdır.
Özetle diyoruz ki, ey gelmiş ve geçmiş hükümetler. Öğretmenlerimize verdiğiniz değer ortadadır. Bordrolarına bakınca, bunu açık bir şekilde görüyoruz. Şatafatlı lâflarsa, hiç mi hiç karın doyurmuyor…
ÖĞRETMENLER VE LİDERLER!
Her başarılı liderin, komutanın ve padişahın arkasında hep bir bilge kişi (öğretmen) olmuştur. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Özellikle Türk ve İslâm tarihi bu açıdan çok zengindir.
Tarihe mühür vuran Türk Hakanların yanlarında
DEDE KORKUT’LAR, AK ŞEMSEDDİNLER,
MOLLA GÜRANİLER, MOLLA HÜSREVLER
,
İBN-İ KEMALLER
hep vardır. Onların kötülük yapmalarını engelleyen, iyiliğe, doğruluğa yönlendiren bilge kişiler hep olmuştur. Tarihimiz bu örneklerle doludur. Aslına bakarsanız, bugün Cumhurbaşkanlığı baş danışmanlıklarına atanan kişilerin de bu görevi yapmaları gerekir.
Selahaddin-i Eyyübi’yi, Filistin’i zaptetmeye yönlendiren Gazalidir. Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey dönemindeki bilge kişi
ŞEYH EDEBALİ’DİR.
O Şeyh Edebali ki
“İnsanı yaşat ki, Devlet
yaşasın”
diyerek, bugüne kadar bu konuda en güzel ifadeyi kullanan kişidir.
Fatih Sultan Muhammed Han’ın Hocası Akşemseddin’dir. Molla Gürani’dir. Molla Hüsrev’dir. Gerçekte, İstanbul’un mânevi Fatihi Akşemsettin’dir. Yavuz Sultan Selim’in, İbni Kemal’i vardı. Hani, atının nalından sıçrayan çamur Padişahın kaftanına gelince, Yavuz’un
“Âlimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan çamur, bizim kaftanımızın süsüdür”
dedirten İbni Kemal.
Mustafa Kemal ATATÜRK’e de, dehasını
keşfederek “KEMAL”
adını veren
“MUSTAFA” adındaki muallimidir.
Sözün özü, gerçekten de her büyük liderin, kumandanın, padişahın arkasında bir bilge kişi (öğretmen) vardır. Zaten, dünya dönmeğe devem ediyorsa, bu bilge insanların yüzleri suyu hürmetinedir. Arapça’da bir deyim vardır.
“ĞULYET,
BULYET”
denilir. Yani, dünyada gerçek bilge kişiler yok olduğu zaman, kıyamet zamanıdır…
ANEKDOT
Osmanlı İmparatorluğunun kudretli Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han, seferlere çıktığında bilge adamlarını da beraberinde götürür, onlarla istişarelerde bulunurdu.
Mısır Seferi yapıldıktan ve başarıyla tamamlandıktan sonra dönüş yolunda Hocası da olan Şeyh-ül İslam İbn-i Kemal’in atının ayağından çamur sıçrar ve başka yer yokmuş gibi sıçrayan bu çamur, Padişahın kaftanına yapışır. İbn-i Kemal mahcup olup, atını geriye çekerek ne yapacağını şaşırmış durumdayken Yavuz Sultan Selim Han ona dönerek tarihe geçecek şu meşhur sözü söyler:
-Üzülmeyiniz Hocam, üzülmeyiniz. Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için ziynettir, süstür ve şereftir. Vasiyet ediyorum, bu çamurlu kaftanım, vefatımdan sonra sandukamın üzerine örtülsün!..
İlme, ilim adamlarına ve dolayısıyla Hocasına (öğretmenine) duyduğu saygıyı sevgiyi vurgulayan Yavuz Sultan Selim Han'ın bu vasiyeti yerine getirilmiştir.
TAŞLAMALAR
ÖERETMENLİK MESLEĞİ
KUTSAL MESLEK GERÇEKTE
MÜTENASİP BİR ÜCRET
VERİLMELİ ELBETTE
ÖĞRETMENLERE SEVGİ
BOŞ HAVANDA SU DÖVMEK
YARI AÇ, YAKI TOKTUR
BUNU BİLMEMİZ GEREK
ÜÇ YÜZ AKMIŞ GÖSTERGE
NE OLDU, NEDEN ÇIKMAZ
GÖSTERGEYİ VERİNİZ
HUZURLU OLSUN BİRAZ
BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
DÜN, BUGÜN VE YARIN DA
ONUN ÖĞRETİSİYLE
SAHİPLENRİK BU YURDA