Şeyh Celalettin Kardeş Hazretleri vefatının 50. yılında muhipleri tarafından bir kere daha rahmet ve minnetle anılacak.
1888 Doğumlu olan Şeyh Efndi 15 Haziran 1973 tarihinde vefat etmişti.
Mezarının da bulunduğu ŞEYH EL CERRAH CAMİİNDE yıllarca İmam Hatiplik yapan Şeyh Celalettin Kardeş Hazretleri pozitif ilimlere büyük değer veren ve Müslümanların dini ilimler yanında, hatta ondan da çok pozitif ilimlere yönelmelerini tavsiye eden ileri görüşlü, aydın bir bilim adamıydı. Ay’a çıkılmadan yıllar önce günü geldiğinde Ay’a çıkılacağını söylüyor, feza ile ilgili çalışmalar yapılması konusunda uyarılarda bulunuyordu.
Bu tezini de RAHMAN Suresi’nin:
''Ey cin ve insan toplulukları göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa hadi geçin'' mealindeki ayete dayandırıyor ve insanlar günü gelince o güce erişeceklerinin işareti olduğunu savunuyordu.
Şeyh Hazretleri ömrünün son yıllarında uzlete çekilmişti. İmam Hatibi olduğu Şeyh El Cerrah Camii ile evi arasında beş vakit namaz vakitlerinde mekik dokumakta, hiç çarşıya çıkmamaktaydı. Muhipleri, Şeyh Hazretlerini ya camiinde veya evinde ziyaret ederek, sohbetlerinden FEYZ ALMAĞA çalışırlardı.
Şeyh Celalettin Hazretlerinin muhiplerinden olduğumu ve hayatta olduğu süre zarfında defalarca ziyaret etmek mutluluğuna eriştiğimi hep yazmışımdır. (Kitaplarla Dövüşen Adam) deyimini de onun için kullanan ilk muhibbi benim.
Daha önce de anlatmıştım, yeri gelmişken bir kere daha anlatayım. Bir Pazar günü yine Şeyh Celalettin Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Elini öptükten sonra kendilerine:
-Üstadım nasılsınız, iyi misiniz? diye sordum. Bir yer döşeğinin üzerinde oturan ve önündeki rahlede bulunan kitapları mütalaa etmekte olan Şeyh Hazretleri, kitapları işaret ederek, şöyle cevap vermişti:
-Nasıl olacağım işte, bu kitaplarla dövüşüyorum, bir onlar beni yeniyor, bir ben onları yeniyorum!
Şeyhimin bu çok manidar cevabı beni bir hayli etkilemişti. Sohbetinde bulunduktan ve kendisine zihnimi işgal eden bazı konularda sualler yönelttikten sonra huzurundan ayrıldım. Sorularıma karşılık aldığım cevaplar zihnimdeki istifhamları dağıtmak açısından gerçekten çok isabetliydi.
O ziyarette aldığım ilk cevabın etkisiyle ertesi gün Gazeteye yazdığım yorumun başlığını (KİTAPLARLA DÖVÜŞEN ADAM) olarak koymuştum.
Şeyhimin cevabında derin bir mana vardı. Öncelikle, kitaplarda her yazılana inanmamak, tahlil etmek gereğine işaret edilmekteydi. (Bir kitapta yazıyor) diye, verilen yalan-yanlış bilgilere kapılmamak, gerçeği anlamak için alternatif kitapları okuyarak zihinsel muhakemelerini yaptıktan sonra karar verilmesine işaret edilmekteydi.
Vefatının 50. yılında Şeyh Celalettin Hazretleri’nin aziz ruhunu Fatihalar okuyarak taziz ettikten sonra Arapça bir kasidesinin ilk dörtlüğünü Türkçeye çevirerek yazımı noktalıyorum:
EY HALİMDEN HABERDAR OLAN
TEK DAYANAĞIM SANA OLAN İTİKADTIMDIR
BÜTÜN KÖTÜ İŞLERİMDEN TÖVBE EDİYORUM
BEN FAKİR VE FANİ BİRİYİM
GÜNAHLARIMI VE İSYANLARIMI BAĞIŞLA
***
Aziz ruhu şad, mekânı cennet olsun…
ANEKDOT
Söz, Şeyh Celaleddin Hazretlerinden açılmışken, kendi ağzından dinlediğim bir anekdotu da nakletmek gereğini duydum. Hiç olmazsa, bu vesileyle yazıya dökülmüş ve anılaşmış olur.
Şeyh Efendinin, gençlik yıllarında tanıştığı, görüştüğü bir doktor arkadaşı varmış. İş bu doktor arkadaşı, TENASÜHE İNANIRMIŞ. Yani ruhların gezici olduğuna insandan insana, hatta insandan hayvana veya bunun tersi olarak hayvandan insana geçtiği fikrine sahipmiş. Şeyh Efendi, her ne kadar doktoru bu gayri İslami düşünceden caydırmak istemişse de, doktor bu sapık inadından dönmüyormuş. Bir gün Şeyh Efendi, doktor ve birkaç kişi birlikte bir yerlere gidiyorlarmış. Kafilenin bulunduğu yöne doğru bir köpeğin ağzından salyalar akıtarak, üzerine geldiğini ve havladığını gören Doktor:
-Hoşt! Hoşt! diyerek uzaklaştırmak isteyince, Şeyh Efendi müdahale etmiş:
-Bırak belki rahmetli babanın ruhu bu köpeğe geçmiş. Seni özlediği için sana doğru geliyor! diyerek taşı gediğine koymuş…
Ruhun şâdolsun, “KİTAPLARLA DÖVÜŞEN ADAM.” Dar-ı fenadan, dar-ı ukbaya intikâl etiğin günün 50. sene-i devriyesinde Zatını rahmetle yadediyor, “Refikin MUHAMMED, mekânın cennet olsun” diyerek, aziz ruhuna FATİHALAR SUNUYORUZ
“BİR KİŞİYE TAM DOKUZ,
DOKUZ KİŞİYE BİR PUL”
Temmuz ayına 2-3 haftalık bir süre kaldı. Bilindiği gibi Temmuz ayında yılın ikinci yarısı için maaş artışları var. Seçim öncesi çok vaatler yapıldı ama, bu vaatlerin tutulacaeğı inancında değiliz. Yine (altta kalanın canı çıksın)denilecek, çok alana çok, az alana az zam yapılacak.
En çok dillendirilen konulardan biri de yüksek düzeyde hem de 5-10 maaş alanların bulunduğudur. Sosyal medyada kendilerine 5-10 maaş verilen yüksek düzey bazı zatların maaşlarının 500 bin TL’yi bile aştığı isimleri verilerek teşhir edilmektedirler.
Türkiye’de 15 milyona yakın işsiz varken, 10 milyon çalışanın maaşları asgari ücret düzeyindeyken, birilerine devletin muhtelif kurum ve kuruluşlarından 5-10 maaş ödeniyor ve aldıkları ücret 500 bin TL’yi bile aşıyorsa, elbette çok önemli bir sorundur. Kendi işinde çalışan bir kimse ayda değil 500 bin, 1 milyon TL bile kazansa, kimsenin diyeceği bir şey olamaz. Yeter ki, namusuyla kazanmış ve kazancına göre vergisini vermiş olsun. Ancak, resmi kurum ve kuruluşlardan, ucu Devlet hazinesine dayanan teşkilâtlardan gerçekten de 5-10 okkalı maaş alanlar varsa, aldıkları paranın
HARAM
olacağı konusunda şüpheler olduğunu vurgulamakta yarar var.
Bakın, bizim bu AKP’liler Necip Fazıl Kısakürek’i çok severler. Konuştukları zaman, bu gerçekten büyük şairin şiirlerinden örnekler vermeyi marifet bilirler. Necip Fazıl, şüphesiz değerli şairlerimizden biridir. Yeri gelince, elbette onun söylemlerinden örnekler sunmak, konuşmaları kuvvetlendirmek açısından önemlidir. Bakın, ben de bugünkü yazımda, bu büyük şairin
(DESTAN)
adını verdiği şiirinin bir bölümünü okuyucularımızın dikkatlerine sunmayı ve 3-5 maaş aldıkları öne sürülen mümtaz(!) simalarla ilgili sözlerimi tamamlamayı istedim. Merhum şair Necip Fazıl Kısakürek’in bugünkü yorum yazıma uygun
(DESTAN)
şiirinden bir bölümü gelin beraber okuyalım. Sonra yazımızı bağlayalım:
***
ÖTTÜR YEM BORUSUNU ÖTTÜR, ÖTTÜR, BORAZAN!
BİTPAZARINDA SATTIK, KALKAMAZ ARTIK KAZAN!
ALLAH’IN ON PULUNU BEKLEYE DURSUN ON KUL;
BİR KİŞİYE TAM DOKUZ, DOKUZ KİŞİYE BİR PUL.
BU TAKSİMİ KURT YAPMAZ KUZULARA ŞAH OLSA;
YAŞASIN, KEFENİMİN KEFİLİ KARABORSA!
***
Gerçekten de şairin dediği gibi Allah’ın on pulunu bekleyen on kul varken, bir kişiye dokuz pulun verildiği, dokuz kişiye ise bir pulun bile düşmediği bir ortamda yaşamıyor muyuz!
Necip Fazıl’ın şiirlerini dillerinden düşürmeyenlerin akıllarına Merhumun
(DESTAN)
şiirinin bu bölümü hiç mi gelmiyor! Yoksa rahmetlinin şiirlerini gerektiği yerde ve zamanda hesaplarına geldi zaman mı kullanıyorlar! Onlar, bu şiiri hatırlamıyorlarsa, bari biz hatırlatalım, dedik.
TAŞLAMA
İŞÇİ, MEMUR, EMEKLİ
TEMMUZ ZAMMINI BEKLER
ENFLASYONA TUŞ OLDUK
BUGÜNDEN BELLİ BEYLER
YEREL SEÇİM OLMAZSA
YANARDIK HA, YANARDIK
SEÇİMLER DE OLMAZSA
HEPTEN HAPI YUTARDIK
MEHMET ŞİMŞEK’İN ELİ
SIKI MI, GAYET SIKI
NE VERİRSE VERECEK
KİMSENİN ÇIKMAZ GIKI
İKTİSATÇI ERDOĞAN
MALİYEDEN EL ÇEKMİŞ
MALİYE İŞLERİNİ
İNGİLİZ’E DEVRETMİŞ
MALİYENİN BAŞINDA
İNGİLİZ MEHMET VARDIR
ABD’Lİ ERKAN DA
MERKEZ BANKASINDADIR
İNGİLİZ MEHMET İLE
ABD’Lİ ERKAN’A
TESLİM EKONOMİMİZ
ŞAŞIRDIK MI HİÇ BUNA