Ahmet Arıtürk

SEÇİMLERE YÜZ GÜN KALA!

Ahmet Arıtürk

Henüz tarih kesinleşmemiş olsa bile Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili genel seçimlerine şunun şurasında 100 gün kaldı. 14 Mayıs Pazar günü sandıkların başına gidilecek. Büyük bir ihtimalle, erken seçim kararı Millet Meclisi Genel Kurulunda alınamayacağı için bizzat AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkisini kullanarak meclisi feshetmesi şeklinde olacak. Böylece, bir Cumhurbaşkanı kendisini doğrudan ilgilendiren yasa için meclisi feshedecek!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olup olamayacağı henüz tartışma konusu. Muhalefet partileri yanı sıra, alanlarında temayüz etmiş birçok hukuk adamı, Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olamayacağını dillendirirken, AKP’li hukukçular, adaylığı önünde bir engel olmadığını savunuyorlar.

Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi de, “Üçüncü kez adaylığı mümkün değil” diyenlere “2018’de kronometre sıfırlandı” karşılığını verirken, Erdoğan’a yanıt Millet İttifakından geldi. CHP'li Muharrem Erkek, "Hiçbir şeyi sıfırlamadık. Anayasayı çiğneyemez" derken İYİ Partili Bahadır Erdem ise "Böyle bir hukuksuzluğa geçit vermeyiz" ifadelerini kullandı. Hatırlanacağı üzere 17-25 Aralık 2013’te kasalar sıfırlanmıştı!!!

Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan’ın adaylık başvurusu gerçekleştikten sonra muhalefet partileri konuyu Yüksek Seçim Kuruluna götürerek itirazda bulunacaklar. Tabii, Yüksek Seçim Kurulunun vereceği karar aşağı yukarı bellidir. Çünkü üyelerin hemen hepsi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından atanmış bulunuyorlar.

Kamuoyunun merak ettiği konular arasında, iktidar değişikliği yaşanması durumunda örnek olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden kararı verenlere, (Neden bir zarftaki oy pusulalarından yalnız birisini geçersiz saydınız da, ilçelere ait olanları iptal etmediniz) sorusu sorulmayacak mı. Ya da, 2 milyonun üzerinde mühürsüz oyu geçerli saymanın gerekçesi araştırılmayacak mı. Yoksa, (hâkimler kararlarında sorumsuz) denilerek bu önemli konuların üzerine gidilmeyecek mi!

Evet, cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekili seçimlerine sadece 100 gün kaldı. Göz açıp kapayıncaya kadar bir süre. Bakalım millet bu seçimlerde kimlere (ARTIK YETER) diyecek!

LAİKLİĞİN ANAYASAMIZA GİRMESİ (5 ŞUBAT 1937)

Laiklik ilkesi, 5 Şubat 1937 tarihinde anayasamıza giren bir kavramdır.

1924 Anayasasının 2. Maddesi “Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır” biçiminde değiştirilmiş, 1961 Anayasası’nda ve son olarak 1982 Anayasası’nın 2. maddesinde de laiklik ilkesi Cumhuriyetimizin nitelikleri arasına “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzur, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” şeklinde yer almıştır. Anayasamızın 4. maddesinde laiklik ilkesi, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez temel nitelikleri arasında sayılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefi çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktır. Bu hedefe ulaşmakta Cumhuriyetimizin niteliklerinden olan laiklik ilkesinin önemi ve etkisi çok büyüktür.

5 Şubat 1937’de Anayasamız ile güvence altına alınan laiklik ilkesi, din, vicdan ve ibadet hürriyetinin güvencesi olması yanında, aklın, bilimin, hukukun üstünlüğünün esas alındığı onurlu bir yaşam biçiminin de temelini oluşturur.

Demokrasinin, temel insan hak ve özgürlüklerinin, öncelikle de kadının insan haklarının güvencesi olan laiklik ilkesi hiçbir şekilde zedelenmemelidir. Ancak son yıllarda eğitimden sağlığa, bilimden hukuka kadar birçok alanda laiklik ilkesinin zedelenmesine yol açan birtakım açıklama ve uygulamalarının artmasını endişeyle karşılanmaktadır. Bu alanlarda laiklik ilkesinin göz ardı edilmesi, akıl ve bilimden uzaklaşılmasına yol açmakta ve bizi hızla çağdaş bir toplum olmaktan koparmaktadır. Devletimizin kurum ve kuruluşları laiklik ilkesine bağlı kalmalı, buna aykırılık teşkil edecek tutum ve söylemlerde bulunmamalı ve Anayasamıza uygun davranılmalıdır.

Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, özellikle kadının insan hak ve özgürlüklerinin teminatı olan laiklik ilkesi ile Cumhuriyetimizin niteliklerinin korunması ve uygulanması 85 milyon vatandaşın sorumluluğundadır.

Şunu unutmamak gerekir ki, lâiklik, asla dinsizlik değildir. Bilakis, her insanın kendi dinini serbestçe uygulayabilmesidir. Yani, kişilerin dini hassasiyetlerinin koruma altına alınmasıdır.

Kur’an-ı Kerim’deki (LEKUM DİNUKUM VELİYE DİN) MEALEN (SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANADIR) ayetinin tezahürüdür.

TAŞLAMA

SEÇİME YÜZ GÜN KALDI

VE SANDIKLAR GELECEK

MİLLETİMİZ KİMLERE

(ARTIK YETER) DİYECEK

YİRMİ YIL DEVAM EDEN

BİR İKTİDAR VAR BELLİ

YİRMİ YIL TAHTTA KALAN

KAÇ PADİŞAH VAR PEKİ

MUHALEFİN NESİNE

(ARTIK YETER) DENİLSİN

MUHALEFET GEREĞİ

BİLİN DEMOKRASİNİN

İKTİDAR/MUHALEFET

ARTIK EL DEĞİŞTİRSİN

ESKİLER GİTSİN DERİM

BİR DE YENİLER GELSİN

Yazarın Diğer Yazıları