Beklenilen gibi oldu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18 Haziran 2023 günü yapılması gereken seçimleri TBMM’ne danışma gereği duymadan yetkisini kullanarak tek imzayla 14 Mayıs 2023 gününe aldığını açıkladı.
Seçimin 1 ay erkene alınmasından ne çıkar demeyiniz. 2 defa üst üste cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın anayasaya göre üçüncü defa aday olması mümkün değil. İlgili yasada, seçimin, meclisin kararıyla erkene alınması durumunda, cumhurbaşkanının üçüncü defa aday olmasına cevaz verilmektedir. Yasada açıkça vurgulandığı gibi, seçimin erkene alınması kararının meclisin beşte üçünün kararıyla alınması gerekir ki, 600 milletvekili olan TBMM’nde seçimin erkene alınması kararın alınabilmesi için 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç vardır. Cumhur ittifakının oyu ise 335’tir. Yani, muhalefetin desteği olmadan meclisin iradesiyle böyle bir kararın alınmasının imkânı yok!
Tabii, seçimin erkene alınmasının bir sebebi de yaşanan
BÜYÜK DEPREM FACİASIDIR.
Deprem bölgesinde hala enkaz altında binlerce cesedin bulunduğu, depremzedelere gereken maddi ve manevi desteğin sağlanamadığı ortada. Feryatlar ayyuka çıkmadan, seçim öne alınarak depremzedelerin seslerinin kısılması da hedefler arasında. Enflasyonun tırmanması ve devam eden ekonomik sıkıntıların giderek artacağı da kaçınılmaz bir durum olarak ortadadır. Merkez Bankasının desteğiyle dizginlenmeğe çalışılan enflasyon ve geçim sıkıntısının artmasının önüne geçmek mümkün gibi görünmüyor.
Yani bu gün, yarından; yarın, öbür günden iyi!
Çelişkili bir durum da seçimin eski yasa çerçevesinde mi, yeni yasaya göre mi yapılacağı konusunda. Eski yasaya göre seçim barajı yüzde 10, yeni yasada yüzde 7.
Yine değiştirilen yasada seçim kurullarının il ve ilçelerdeki en kıdemli hâkimlerin başkanlığında teşekkül ettirilmeleri ilkesi vardır. Yeni yasada ise usulü ile yapılması var. Bir başka çelişki de yeni yasanın uygulanması için aradan 1 yıllık süre geçmesi gerekmekte. Yeni seçim yasası 31 Mart 2022’de yürürlüğe girmişti. Erken seçim kararı ise 10 Mart 2023 gününde alındı. Arada 20 gün fark var.
Bu arada anımsatmakta yarar var. Yaşanan deprem felaketi sebebiyle belki milyonlarca seçmen mekân değiştirmişken, muhalefetin teklif ettiği geçmiş yıllarda oy kullanılırken uygulanan parmak boyası teklifinin ne sebeple reddedildiğine de doğrusu aklımız pek ermiyor. Oysa parmak boyası kullanılması durumunda, en azından bir kimsenin iki defa oy kullanmasının önüne geçilebilirdi.
Ne diyelim, alınan sözde erken seçim kararı yine de ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.
İSTİKLÂL MARŞI’NIN BESTESİNİ DEĞİŞTİRMEK!
Merhum Mehmet Akif Ersoy’un (KAHRAMAN ORDUYA) adlı şiirinin 12 Mart 1921 günü Meclis-i Mebusanda İstiklal Marşı olarak benimsenmesinin 97. yılında gündeme getirilen bir konu vardı. Bizzat Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilen konu, İstiklal Marşımıza yeni bir beste yapılması isteğiydi. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 46. Muhtarlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmada konuyla ilgili şu sözleri söylemişti: “Gerçekten de İstiklal Marşımızın anlamını dilimizle birlikte kalbimizle de okuduğumuzda anlayabiliyoruz. En büyük üzüntüm, bu emsalsiz marşın hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış, bulunamamış olmasıdır. O besteyle güftenin birbirini tamamlaması çok önemli. Tabii ki burada da bestekarlara görev düşüyor. Güfte var ama maalesef istenilen beste yok. Temenni ederiz ki o da çıkar, inşallah bir gün o da olur.”
Sayın Cumhurbaşkanımız, bu konuda kendi görüşlerini dile getirmişti. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İstiklal Marşımızın bestesiyle şahsen benim dün de, bugün de hiç bir sorunum yok. Milyonlarca Türk vatandaşının da İstiklal Marşı’nın bestesiyle bir sorunları olmadığı kanaatindeyim. İstiklal Marşımız yılardan beri mevcut besteyle çalınıp, okunmaktadır. Yani kabul edilişinden bugüne değin, bütün milletimiz hep güftenin bu bestesiyle büyümüş, kulaklarda bir aşinalık olmuştur. Bu bakımdan, İstiklâl Marşımızın bestesinin değiştirilmesini sindiremeyiz, hazmedemeyiz.
Belli bazı çevreler tarafından İstiklâl Marşı’nın İlahi şeklinde okunması konusunda eğilimler olduğu bilinen bir gerçektir. İstiklâl Marşı, 85 milyon vatandaşın marşıdır. İlahi şeklinde bestelendiği zaman, belli bir kesimin Marşı olur. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Marşı olmak vasfını kaybeder. Bu gibi konularda çok hassas davranılması gerektiğini anımsatmakla yetinelim.
TAŞLAMA
ONDÖRT MAYIS’TA ÇİFTE
SANDIK VARDIR BİLİNİZ
(ARTIK YETER) DİYECEK
MİLLET KİME DERSİNİZ
YİRMİ YILDIR KİMLERDİR
BU MİLLETİ SÖMÜREN
NELER ÇEKTİ TÜRKİYE
BU BEŞLİ ÇETELERDEN
DÖRTYÜZONSEKİZ MİLYAR
KİMLERİN KASASINDA
BU BEŞLİ ÇETE VAR YA
BİR PİYONDUR ASLINDA
MAN ADALARINA AKMIŞ
MİLYARLARLA DOLARLAR
SEÇİM SANDIKLARINDA
HESAP VERECEK BUNLAR
YSK KARARLARI
ARTIK TARTIŞILIYOR
KESİN OLAN KARARLAR
KAOSA YENİLİYOR
KAOS OLACAK DİYE
YASALAR DELİNEMEZ
BİR KERE DELİNDİ Mİ
GERİYE DÖNÜLEMEZ
HUKUK BAŞKA, ADALET
BAŞKA KAVRAMDIR BUNDAN
HER HUKUK KURALI DA
ADİL DEĞİLDİR İNAN
EĞER ADİL OLMAZSA
KURALLARI HUKUKUN
SONUCUNA KATLANMAK
ELBET ZOR OLUR BUNUN
YSK’NIN KARARI
SİYASİ Mİ OLACAK
YOKSA O KARA KAPLI
KİTABA MI BAKACAK
KARA KAPLI KİTAPTA
HÜKÜMLER KESİN DİYOR
KESİN HÜKÜMDEN DÖNÜŞ
POLİTİK GÖRÜNÜYOR
YSK POLİTİK BİR
KARAR ALIRSA YANLIŞ
BU İŞİ ÇÖZMEK BİZCE
ARTIK SEÇİME KALMIŞ