Haziran ayında yapılacak genel seçimler öncesinde genel af çıkarılacağı havası uyandırılıyor. Daha önce de 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan’ken, Diyarbakır konuşmasında
“Dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak”
demişti. O zaman yerel seçimler vardı. Yerel seçimlere yönelik bir taktik olarak uygulandı, dağdakiler inmedi, cezaevleri de boşalmadı.
Genel af çıkarsa, cezaevlerinde bulunan PKK’lı ve KCK’lı mahkumlar yanında, balyozcular, paralelciler ve bu arada adi hükümlüler de serbest kalacaklar. Böylece Türkiye’ye barış, huzur ve istikrar gelecek!
Gerçek bir barış olacaksa, Türkiye’nin, bu barış karşılığında neler vereceğine, karşı tarafın da neler istediğine açıklık getirilmesi gerekir. Silahlı eylemciler Dağdan ineceklerse, çıkartılacak bir genel afla cezaevlerinin boşaltılmasına kimselerin karşı çıkacağını zannetmiyorum. Ancak, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini zedeleyecek tavizlere, bu milletin yüzde doksanı karşı çıkar. Bu ülkedeki vatansever AKP’liler de buna dahildir.
Barış sürecinden umutlanan mahkumlar ve mahkum aileleri de büyük bir beklenti içine sokulmuş bulunuyorlar. Artık, bekletmeye gelmez! Bir an evvel genel affı çıkarın da memlekete huzur ve istikrar gelsin! Bu iş yaklaşan genel seçimler öncesi uygulanan bir seçim taktiği olmasın!
Evet, artık ne olacaksa, bir an evvel olsun. Sürecin uzaması, yarar değil, zarar getirecektir. Bunu hatırlatmakta yarar görüyoruz! Hele, Bölgemiz halkı olarak konuya daha büyük bir önem vermekteyiz. Sonuç olarak, barış sürecinin neticesinden en çok etkilenen bu bölgenin halkı olacaktır.
SÖZ NAMUSTUR!!!
(SÖZ NAMUSTUR)
şeklinde söylenen bir deyim vardır. Verilen sözün tutulması, dini açıdan da önemlidir. Verilen sözün tutulması o kadar önemlidir ki, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu hususa defalarca vurgu yapılmıştır.
Söz vermek bir ahittir. Verilen sözü yerine getirmek ve ahde vefa etmek de İslami açıdan bir müminde bulunması gereken en önemli sıfatlardan birisidir. Yalan yere söz vermek, vaatte bulunmak, dini açıdan sözün tam anlamıyla bir afettir. Söz verip yerine getirmemek, münafıklıktır. Maalesef günümüzde, insanları kandırmak için vaatte bulunmak, yalan yere söz vermek çok artmıştır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
*“Ey iman edenler! Sözlerinizi yerine getirin.”
*“Ahde (verilen söze) vefa edin; hiç şüphesiz ahitten (verilen sözlerden dolayı) hesap sorulacaktır.”
*“Yapmayacağınız sözü söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır.”
Hz. Peygamber (sav) de bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:
“Şu üç şey kimde bulunursa -oruç da tutsa, namaz da kılsa- o, münafıktır;
-Konuştuğu zaman yalan söyleyen,
-Verdiği sözden cayan ve
-İtimat edildiği halde emanete ihanet eden.”
Yine bir hadis-i şerefte mealen şöyle buyrulur:
“Yarın Kıyamet gününde içinizden bana en yakın olanınız, konuşurken en doğru konuşanınız, emaneti en iyi eda edeniniz, verdiği söze ve ahde en çok sadık kalanınız, ahlakı en güzel olanınız ve halka en yakın olanınızdır. (onların dertleriyle en çok ilgileneninizdir).”
Yine hadis-i şeriflerde:
*“Sözünde durmayan kimsenin dini olmaz.”
*“Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse, mutlaka verdiği sözü yerine getirsin.”
Verilen sözlerin tutulması gereği konusunda diğer bazı söylemlere de yer verelim:
Hazret-i Ali buyurur ki:
“Söz verirken acele etme. Çünkü söz namustur.”
*
Erkek kişi söz verir. Adam olan kişi verdiği sözü tutar
.
*Eğer birine bir söz verdiyseniz onu mutlaka tutun.
*Verilen söz, vaktinde verilmesi gereken bir borçtur.
*Bazı kişilerde söz senettir. Bazı kişilerde senet bile güvence değildir.
*Sözünün eri olmayan, mertlikten söz edebilir mi?
*Ya söz verme, ya da tut. Tutamayacağın sözü verme, yut!
*Söz bir kere verilir ve sonunda ne olursa olsun yerine getirilir. Verdiği sözü yerine getirmeyene kahpe denilir.
Sözün özü, SÖZ NAMUSTUR!
BAŞROL OYUNCULARI VE FİGÜRANLAR!!!
Sinemalarda, televizyonlarda oynatılan filmlerde, dizilerde başrol oyuncuları yanında, yardımcı oyuncular ve figüranlar vardır. Yardımcı oyuncuların ve figüranların görevleri, başrol oyuncularını alkışlatmaktır. Filmin konusu ne olursa olsun, durum değişmez. Hayatın kendisi de bir sinemadır. Kişinin yaşamı, kendi filmidir.
Siyaset alanı da öyledir. Her siyasi partinin başkanı, başrol oyuncusudur. Yakın çevresi, yardımcı oyuncular, seçmenler ise figüranlardır. Başkanı alkışlatmak için meydanlara döktürülürler.
Zaman zaman oturumlar, paneller, fuarlar ve benzeri etkinlikler düzenlenir. İnanır mısınız bu gibi etkinliklerin de başrol oyuncuları, yardımcıları ve figüranları vardır. Figüranlar, başrol oyuncularına ve yardımcılarına dolgu malzemesi olarak kullanılırlar. Parsayı kapanlar, başrol oyuncuları ve yardımcılarıdır. Diğerlerinin ağızlarına bir parça bal çalınır. Gerçek bundan ibarettir.
Akıllı kişi odur ki, kendi hayatının filminde başkalarının figüranı olmamaya dikkat eder!
TAŞLAMA
ÜÇ MAYMUNU OYNAMAK
GÖREVİMİZ BU BİZİM
İŞİTMEDİM, GÖRMEDİM,
NE DE BİR ŞEY SÖYLEDİM
(İŞİTMEDİM, GÖRMEDİM,
SÖYLEMEDİM) OYUN BU
DİLSİZ ŞEYTAN OLALIM,
İSTENİLEN BUDUR, BU
EN İYİSİ HAVADAN
SUDAN BAHSETMEK ARTIK
HAVA GÜZEL, SU GÜZEL
DAHA NE OLSUN ARTIK
ÜÇ MAYMUNU OYNAMAK
GEREKTİR BU GÜNLERDE
GÖRMEMEK VE DUYMAMAK,
KONUŞMAMAK VAR BİR DE