Ahmet Arıtürk

SADAT, HİLAFETİ GERÇEKTEN DE GERİ GETİRMEK Mİ İSTİYOR!!!

Ahmet Arıtürk

Son yıllarda sıkça gündeme gelen SADAT, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu kuruluşun önüne giderek açıklamalarda bulunmasından sonra kamuoyunun daha da merakına mucip oldu. SADAT’IN bir askeri danışmanlık şirketi olduğu öne sürülmekte. Açık adı ise (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) olarak tanımlanmakta.

Şirket, 28 Şubat 2012 tarihinde emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından kurulmuş olup uluslararası alanda askeri ve iç eğitim, savunma danışmanlığı ve mühimmat alımı gibi hizmetler sunduğu iddiaları var. Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Askeri konularda Başdanışmanlığını yaptığı da bilinmektedir. Şirketin merkezi İstanbul'un Beylikdüzü ilçesinde yer almaktadır.

Şubat 2012 tarihinde emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli 23 subay ve astsubay tarafından kurulan SADAT’IN Adnan Tanrıverdi ve diğer dört üyeden oluşan bir Yönetim Kurulu var. Adnan Tanrıverdi'nin oğlu Mehdi Tanrıverdi, şu anki Yönetim Kurulu Başkanı'dır. Şirkette, çeşitli branş ve uzmanlık alanlarından 50 ila 200 emekli TSK görevlisinin çalıştığı belirtilmektedir. çalışmaktadır. Şirketin hizmetleri arasında danışmanlık, eğitim, konvansiyonel askerî eğitim, alışılmadık askerî eğitim, özel kuvvetler eğitimi ve ordu donatımı bulunmaktadır.

Şirketin belirttiği misyon "Silahlı Kuvvetlerin ve İç Güvenlik Güçlerinin organizasyonu, iç güvenlik ve savunma alanında stratejik danışmanlık, iç güvenlik ve askeri eğitim ile donatım alanlarında hizmet vererek, İslam Ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmayı ve İslam Dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yerini almasına yardımcı olmaktır." Şeklinde beyan edilmiştir. SADAT A.Ş.'nin yine Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan daha siyasi bir odağı olan ASSAM adında kardeş bir kuruluşu bulunmaktadır. ASSAM, stratejik bir araştırma merkezi işletmekte ve yıllık sözleşmelere ev sahipliği yapmaktadır.

Bütün bunları belirttikten sonra, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun iddialarına gelelim. Kılıçdaroğlu, SADAT’IN, Türkiye’de bir ŞERİAT DEVLETİ kurmak ve HİLAFETİ GERİ GETİRMEK için kurulduğu iddiasındadır.

Bilindiği gibi Hilafet, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğuna getirilmiş ve Yavuz ile birlikte daha sonra gelen Osmanlı Padişahları (HALİFE) unvanını da sıfatlarına eklemişlerdir. Osmanlı Padişahlarının HALİFE sıfatını haiz olmaları, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferinden sonra, Halife Mütevekkil’den halifeliği devralması ile başlamıştır.    Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra Halifelik unvanı Osmanlı Hanedanından Abdulmecid Efendiye verilmişti. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 Mart 1924 günü çıkardığı kanunla halifelik makamı lağvedilmiştir. Halifelik, İslam Devletlerinde Hazret-i Muhammed’ten (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) sonraki devlet Başkanlarının unvanlarıdır.

3 Mart 1924 tarihinde Urfa vekili Şeyh Saffet Efendi ve elli üç arkadaşının (bunların arasında Siirt Mebusu Halil Hulki Efendi de vardı) hazırladığı, hilâfetin kaldırılmasına dair on iki maddeden oluşan bir kanun teklifi Meclis'e getirildi. Teklif okunduktan sonra halifenin halledildiğini ve hilâfetin kaldırıldığını bildiren birinci madde; ardından hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına dair 2. madde aynen kabul edildi. Oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyunu Gümüşhane mebusu Zeki Bey vermiştir.  Aynı oturumda daha önce Şer'iye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti'nin İlgasına Dair Kanun ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Reisliği'nin kurulması kararlaştırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin hilâfeti bütünüyle kaldırıp Abdülmecid Efendi ve ailesini yurt dışına çıkarması Hindistan'da hilafet otoritesini savunmak üzere kurulmuş Hindistan Hilafet Hareketi içinde anlaşmazlık doğmasına neden oldu. Kimileri kararın tartışılmasını, kimileri halifeliğin Mustafa Kemal Paşa'ya teklif edilmesini, kimileri ise Türklerin tutumunda İslam'a aykırı bir taraf olmadığı için Hint Müslümanlarının da Türkleri örnek almasını istiyordu. Hindistan Hilafet Hareketi bu tartışmalarla bütünlüğünü kaybetti; hilafet hareketine ilgi azaldı. İslam dünyasındaki bazı uygun görülen kişilere teklif ederek bu kurumu yeniden canlandırma girişimleri olduysa da bu girişimler gerçekleşmedi. Mısır'da tartışmalar, laik hükûmeti savunan ve halifeliğe karşı çıkan Ali Abdurrazık'ın ihtilaflı bir kitabına odaklandı.

Son yıllarda yaşananlara bakıp da, gerçekten de (SADAT eliyle Türkiye’ye halifelik mi getirilmek isteniyor!) diyenler var. Gerçekten, hilafeti geri getirmek mümkün mü!

Bir zamanlar Merhum Adnan Menderes’in de millete hitaben yaptığı bir konuşmasında

“İsterseniz,

halifeliği bile geri getirirsiniz!”

dediği öne sürülür. Merhum Menderes’in sonu malum!

İlkokul 1. sınıftan itibaren okul müfredatına din derslerinin konmasıyla, hafızlık yapmak isteyenler için okullarda ara verme süresinin 2 yıla çıkarılmasıyla veya lise ve dengi okullara Osmanlıca derslerinin konulmasıyla bu ülkeye halifelik getirilebileceği vehmediliyorsa, böyle bir düşüncede olanlar kendi kendilerini ve dolayısıyla milleti de aldatmaktadırlar.

Hem, hilafet makamı zannedildiği gibi dinimizin olmazsa olmazlarından hiç değildir. Hatta dinimizin özünde hilafete yer yoktur.

Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hadis-i şeriflerinde “Benden sonra hilafet otuz (30)

yıldır, sonra ısırıcı sultanlar, sonra zalimler gelir” buyurdukları bilinmektedir. 30 yıllık süre Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali’nin (Allah onlardan razı olsun) hilafetlerin kapsayan zaman dilimidir. Yani, dört halifeden sonra gelen halifeler Peygamber Efendimizin buyruklarıyla (ısırıcı sultanlar ve zalimlerdir.)

Halifelik, saltanat gibi babadan oğula geçen bir makam olmuş, dini açıdan istismar edilmiştir. Düşünün ki, (Halife) unvanlı padişahlar arasında sarhoşlar, ayyaşlar bile vardır.

Ve yine düşünün ki KERBELA ŞEHİDİ HAZRET-İ HÜSEYİN’İN MÜBAREK BAŞININ KESİLMESİNİN EMRİNİ VEREN YEZİD MELUNU DA HALİFEDİR.

Yani, Halifeliğin dini kisve altında bir nevi zulüm ve istibdat yönetimi olduğu ortadadır. Tabii, padişahların arasında adil ve hakkaniyet sahiplerinin olması gibi, halifeler arasında da iyi olanlar ve icraatlarıyla takdir toplayanlar olmuştur.

Bir ara IŞİD terör örgütünün lideri konumundaki Ebu Bekir El Bağdadi bile halifeliğini ilan etmişti. Yani, ona veya benzerlerine mi biat edelim! Diyelim ki, SADAT Türkiye’ye hilafet geri getirdi. 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da halife-i müslümin ilan edildi. Peki, hangi İslam ülkesi ona biat edecek!

Sözün özü, bu ülkeye halifeliği getirmek asla mümkün olamayacağı gibi, böyle çabalar içinde olmak veya (imiş!) gibi görünmek, abesle iştigalden başka bir şey değildir…

Hem, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından sonra, savcılar SADAT konusunu ele alarak soruşturmaya tabi tutmaları gerektiği kanaatindeyiz. Bu sadece bizim şahsi kanaatimiz değil, bu ülkede yaşayan milyonların beklentisidir…

TAŞLAMA

HALİFE OLMAYA MI

ÖZENMEKTE ERDOĞAN

HALİFELİK YAKIŞIR

BOYU MÜSAİT İNAN

PEYGAMBER BUYURMUŞ Kİ

“HİLAFET BENDEN SONRA

OTUZ YILDIR” DİYANET

YORUM GETİRSİN BUNA

HİLAFET DÖNEMİNİ

GETİRMEK Mİ İSTERLER

ELLERİ KESİLSİN Mİ

İSTİYORLAR BU BEYLER

CUMHURİYETİ KURAN

ATATÜRK’TÜR ELBETTE

PADİŞAHLIK, HİLAFET

MÜLGA OLMUŞTUR DİNLE

BAKMAYINIZ ADININ

HALİFE OLDUĞUNA

DÖRT HALİFE SONRASI

SULTAN DENİR ONLARA

CUMHURİYETE, CUMHUR

OLMAK DA FAZİLETTİR

PADİŞAHA, SULTANA

TEBA OLMAK ZİLLETTİR

HİLAFET VE SALTANAT

SÖMÜRÜ DÜZENİDİR

ÖYLESİ REJİMLERDE

HALKLAR KÖLE GİBİDİR

DÖRT HALİFE DIŞINDA

HALİFELER SULTANDIR

MÜSLÜMANLAR GERİYSE

BİLESİN Kİ BUNDANDIR

Yazarın Diğer Yazıları