Ahmet Arıtürk

ÖNCESİ VE SONRASIYLA 15 AĞUSTOS 1984'TE PKK TARAFINDAN GERÇEKLETİRİLEN ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINLARI -9-

Ahmet Arıtürk

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın elebaşılığını yaptığı PKK örgütünün gerçekleştirdiği eylemler terör suçudur.

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrası terörü;

“Terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir." şeklinde tanımlamıştır.

Aynı maddenin 2 ve 3 üncü fıkralarında yer alan;

“Bu kanunda yazılı olan örgüt, iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır.

Örgüt terimi; Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete veya silahlı çeteyi de kapsar.” Hükümleri ile de terör örgütleri nitelendirilmiştir.

Yine Terörle Mücadele Kanununun 2 inci maddesi, birinci maddede belirtilen suçları işleyenleri terör suçlusu olarak kabul etmiş, 3 üncü maddesinde de terör suçları arasında TCK’nun 125 inci maddesini saymıştır.

Bu itibarla 3713 Sayılı Kanun hükümleri açısından, belirtilen eylemler terör suçu, PKK silahlı terör örgütü, sanık Abdullah ÖCALAN da terör suçlusudur.

Anayasanın 2 nci maddesi uyarınca;

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Atatürk Milliyetçiliği 2 nci maddenin gerekçesinde “bütün fertlerin kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün teşkil etmeleri” olarak anlatılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 20/07/1971 Gün, 1971/3 Esas, 1971/1 Sayılı ve 08/05/1980 Gün 1979/1 Esas, 1980/1 Karar Sayılı karanlarıyla Türk Milliyetçiliği ile ırk düşüncesi ve başka kökten gelen toplulukların ayrı tutulması düşüncesine yer olmadığı,  din, dil ve mezhep ileri sürülerek oluşturulmak istenen ayrılık çabalarına taviz verilmediği içtihadında bulunmuştur.

Anayasanın 3 üncü maddesi uyarınca;

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe ‘dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.”

Anayasanın 4 üncü maddesi uyarınca;

“Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Anayasada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ilkesi İstiklal Savaşı başlarında Erzurum ve Sivas Kongrelerinde gündeme gelmiş, alınan kararda “Misak-ı millinin gösterdiği sınırlar içinde birbirleriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez bir bütün oldukları” ifade edilmiş, bu bütünlük içinde ayrı bir Kürt halkından kesinlikle söz edilmemiştir. İstiklal Savaşımıza Türkiye sınırlan içinde bulunan bütün Türk halkı katılmış ve İstiklal Savaşı Türk Halkının zaferiyle sonuçlanmıştır.

Misak-ı Milli’de ifade edilen “birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez bir bütün olduğu" ilkesi, İstiklal Savaşından sonra aynen kabul edilmiş, Anayasaya girmiştir.

Atatürk, kendi el yazısıyla düzenlediği notlarında;

“Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş, yurttaş ve millettaşlarımız vardır... Bu yanlış göstermeler, hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet fertleri de, umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka ve hukuka sahip bulunuyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir." demiş, milleti çağdaş bir anlayışla tanımlamıştır.

Lozan Barış Antlaşması’nda da, Türkiye’de değişik bir dil kullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasına ölçü olamayacağı gerçeği kabul edilmiştir.

Anayasanın 10 uncu maddesi uyarınca:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Anayasanın 12/1 inci maddesi uyarıca:

“Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

Anayasanın 10 ve 12 nci maddeleri hükümleri uyarınca Türkiye’de bireyler arasında hiçbir sebeple ayırım yoktur. Birey, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde sayılan ve Anayasada da gösterilen bütün insan hak ve özgürlüklerine sahiptir. Bu hak ve özgürlükleri demokratik meşruiyet hudutları içerisinde serbestçe kullanır, bütün siyasal faaliyetlere katılır, seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

Demokratik meşruiyetin sınırlan Anayasa ve yasalarla çizilmiştir. Anayasamızın 13 üncü maddesi uyarınca;

“Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacıyla ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz...”

Yine Anayasanın 14 maddesi uyarınca;

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar. Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."

(DEVAM EDECEK)

TAŞLAMA

EKONOMİMİZ MEĞER

“EHİL ELLERDE İMİŞ”

BUNU “EKONOMİSTİM”

DİYEN REİS SÖYLEMİŞ

ONLAR DA EMEKLİYİ

MAĞDUR ETTİKLERİNİ

SÖYLÜYORLAR VELAKİN

ALINAN ÖNLEM HANİ

(KÖK MAAŞ) DİYEREKTEN

BİR DEYİM TUTTURDULAR

EMEKLİYİ BU YOLLA

SÖMÜRÜP UYUTTULAR

EMEKLİ, EMEKLİYE

GÖRE MAĞDUR EDİLDİ

ÇOK PİRİMLE AZ PİRİM

DENK HALE GETİRİLDİ

ADALET NERESİNDE

SÖYLEYİNİZ BU İŞİN

ZEHİR ZIKKIM HAKKINI

KİM YERSE EMEKLİNİN

OCAK AYINA KADAR

DAYANAMAZ EMEKLİ

EYLÜL AYI İÇİNDE

ARA FORMUL GEREKLİ

Yazarın Diğer Yazıları