Ahmet Arıtürk

ÖMER'İN ADALETİNİ İKAME EDECEKLERİNİ İDDİA EDENLERE İTHAFTIR

Ahmet Arıtürk

Hazret-i Ömer (Allah Ondan razı olsun) Halife iken ve beyt-ül maldan bağlanan maaş ile ailesinin maişetini sağlarken, bir gün eve geldiğinde, muhterem eşinin üzerinde yeni bir entari görünce:

-Bunu nereden ve nasıl aldın?

diye sorar, muhterem Eşi de:

-Evin geçimi için bıraktığın paradan azar azar kısarak biriktirdim ve aldım

der.

Hazret-i Ömer, hemen beyt-ül malın başındaki kişiye giderek:

-Bana verilen maaş fazlaymış, bu kadarını kes!

Talimatı verir.

İşte, Hazret-i Ömer’in adaletini ikame edeceklerini iddia edenlere örnek bir davranış.

***

Hazret-i Ömer’in meşhur bir de MUM KISSASI vardır. Bilinen bu kıssayı da yeri gelmişken anımsatalım:

Bir gün  ashab-ı kiramdan biri  geç vakte kadar çalışan Hz. Ömer’ i halifelik makamımda ziyarete gelir, selam verip müsait bir yere oturur. Fakat selamı alınmaz. Kendisiyle ilgilenilmediğini gören sahabe şaşkınlık içinde bekler. Hz. Ömer önündeki  işiyle meşguldür. İşini bitiren Hz. Ömer yanmakta olan mumu söndürüp,  dolaptan çıkardığı başka bir mum yakar ve ^

-Aleykümselam… der.

Sahabe hayretle sorar:

-Ya Ömer neden hemen selamımı almadın da bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra benimle ilgilenmeye başladın?

Hz. Ömer cevap verir:

-Evvelki mum devletin hazinesiyle alınmıştı, o yanarken seninle meşgul olsaydım Allah’ın indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden satın aldığım mumu yaktım ve ondan sonra seninle konuşmaya başladım.

Hazret-i Ömer’in bu davranışından hayli etkilenen sahabe-i kiram gözleri yaşararak ve ellerini semaya kaldırarak şöyle dua eder.

-Ya Rab! Hz. Ömer’ i bizim başımızdan eksik etme.

İşte, Hazret-i Ömer’in adaletini ikame edecekleri iddiasında olanlara iki anekdot. (Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az) demekle yetineceğiz…

***

Hani birileri

“Hazret-i Ömer’in ‘ALLAH ONDAN RAZI OLSUN’ ADALETİNİ

GETİRECEĞİZ”

diye iktidara talip olup yirmi yıldan beri iktidardadırlar ya! İbret olması açısından  meşhur kıssayı tekrardan anımsatalım istedik.

Kıssa şu:  Hazreti Ömer, Halife olduktan sonra, halkın sorunlarına aynel yakin şahit olmak için Medine sokaklarında yalnız başına dolaşır, özellikle gece vakti, köşe  mahallelerde gezinirdi. Bir gece vakti yine böyle gezinirken kuytu bir mahallede geç saatte ışık yanan bir çadır gözüne çarpmış, böyle geç vakitte ışık yanan bir çadırın varlığından kuşkulanarak ve belki de bir ihtiyaçları vardır diyerek çadıra yönelmiş. Çadırın yakınına geldiğinde feryat-figan eden çocuk sesleriyle irkilmiş. Çadırın girişini biraz aralayıp içeriye bakmış, yaşlı bir kadıncağız ateş üzerinde olan bir kazanı karıştırıp durmakta. Hazret-i Ömer yaşlı kadına seslenerek müsaade isteyip çadıra girmiş. Bir de ne görsün, kadının ateş üzerine koyduğu kazanın içinde sadece su ve taş var. Kadına durumu sormuş. Kadın cevap vermiş:

-Çocuklar üç günden beri aç! Yemek pişiriyormuşum gibi yaparak, onları avutuyor ve uyumalarını bekliyorum.

Bu cevabı alan Ömer, kendisini tanıtmadan kadına söylenmiş:

_-Peki, neden Halife Ömer’e gidip, durumunu anlatmıyorsun!

Kadın, günümüz yöneticilerine ibret olması gereken şu cevabı vermiş:

-Eğer Ömer, Medine’nin bir mahallesinde üç yetim çocuğun açlıktan feryatlarından habersiz ise ne demeye HİLAFET MAKAMINDA OTURUYOR!

Evet, Hazret-i Ömer ile Medineli dul kadın arasında yaşanan ve asırlardan beri dillerde dolaşan

(TENCEREDE TAŞ KAYNATAN KADIN VE HAZRET-İ ÖMER) kıssasının özeti bu…

Şimdi biz, günümüz yöneticilerine seslenerek soruyoruz. Ey Hazret-i Ömer’in adaletini ikame etmek iddiasıyla iş başına gelenler. Yönettiğiniz bu ülkede evlerinde taş kaynatacak suyu ve ateşi dahi bulamayanlar olduğundan habersiz misiniz.

Bırakınız hiçbir gelirleri olmayanları, bu ülkede asgari ücretin yarısı kadar maaş alan emekliler var. Emekliler için tavan aylığı 2500 TL yaptınız ya! Şimdi cevabını verin bakalım. Aylık 2500 TL ile geçinmek zorunda bıraktığınız emekli ailesinin tenceresinde TAŞ DEĞİL de ne kaynasın! İnsafınız kurusun! 2500 TL ile bir emekli ailesi nasıl geçinecek, ne yiyecek, ne içecek, ne giyinecek. Hele

ALLAH KORUSUN

kirada oturuyorsa ne yapacak!

Diyebilirsiniz ki, Devletin imkânları bu kadar. Peki, ya 5-10 yerden aylık alan ve maaşlarının toplamı 500 bin TL’ye ulaşanların varlıklarına ne diyeceksiniz!

İşsiz bıraktığınız için İNTİHAR EDENLERİN VEBALİ KİMDEDİR.

Bugün böyle bir yorum yapmak gereğini neden duydum derseniz, asgari ücretin arttırılacağı konusunda çalışmalar olduğu söyleniyor. Evet, 4.253 TL asgari ücret sözün tam anlamıyla

SEFALET ÜCRETİDİR.

Ama, bunun yarısı kadar aylık alan ve lütfedip, aylıklarını 2500 TL’ye çıkardığınız onbinlerce emekli var. Bunların vebali kime aittir. Hazret-i Ömer, şahit olduğu ana kadar, tenceresinde taş kaynatan kadından habersizdi. Ama siz, bir lütuf gibi ayda 2500 TL maaşa bağladığınız emeklilerin varlığından haberdarsınız! Eğer biraz insafınız varsa,

HİÇ BİR EMEKLİNİN MAAŞINI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA BIRAKMAYINIZ!

Türkiye, değil 100 milyon, 500 milyon nüfusu besleyecek kaynaklara sahiptir. Yetir k birine ÇAY KAŞIĞI İLE, BİRİLERİNE KEPÇE KEPÇE DAĞITILMASIN…

VESSELÂM…

TEMMUZ MAAŞ ZAMMI  YÜZDE 40,4 OLACAK!

Herkesin ne kadar olacağını büyük bir merakla beklediği maaş zammını peşinen açıklayalım. Temmuz ayında maaş zammı yüzde 40,4 olacak. Bu da nereden çıktı diyenlere cevap verelim.  Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan kendi maaşına yüzde 40,4 oranında zam yaptı ya! Herhalde, memurlara, emeklilere ve işçilere de kendi maaşına yaptığı zam oranını esirgeyecek değildir.

Sayın Erdoğan’ın Temmuz ayı itibarıyla maaşı  141 Bin 453 TL olacak. Yani, asgari ücretin sadece 34 katı. Helal-u hoş olsun. Yakışır Reisimize…

PASTA YESİNLER!!!

İstanbul’da ekmek 5, Siirt’te 3,5 TL oldu. Arada gramaj farkı var. İstanbul’da ekmek 250, Siirt’te 190 gram. Siirtlilerin, böyle durumu anlatan bir deyimleri vardır.

(TULA, Fİ IRVA)

deriz.

(BOYUNDAN AL, ENİNE VER) anlamına gelir…

Son ekonomik gelişmeler ve peş-peşe gelen zamlalar yüzünden evlerine ekmek götüremeyen babaların içinde intiharı kurtuluş olarak görenler bile var. Öncelikle belirtelim ki, çocukları aç olan her baba intihar etmeğe kalkışırsa, inanın en az on milyon kişinin intihar etmesi gerekir. Bu hükme nereden varıyoruz sorusunun cevabını verelim. Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 6 Bin 17 TL, yoksulluk sınırı ise 20 bin TL olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Türkiye’de çalışanların yüzde 43’ü asgari ücret üzerinden maaş almaktadırlar.

Bu durumda bütün asgari ücretliler aç! Bir de, hiç işleri ve dolayısıyla gelirleri olmayan 10 milyona yakın işsiz vatandaş var!

Orta yaşlı vatandaşlarımız, çok iyi anımsıyor olacaklardır. 2001 yılında Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı, Merhum Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde yaşanan ekonomik kriz yüzünden kepenk kapatan bir esnaf, (artık bir işe yaramıyor) diyerek kameralar önünde yazar kasasını Başbakan'ın önüne atmak suretiyle, tepkisini dile getirmişti de bu olay hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Son yıllarda, işsizlik ve yoksulluk sebebiyle yaşanan toplu intiharlara bakın. Bir ailenin bütün fertlerinin siyanür kullanarak intihar ettikleri olay daha dün yaşanmış gibi.

(Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin)

şeklinde bir deyimimiz vardır. Açlığın ne kadar zor ve çekilmez olduğunu vurgulamak açısından çok gerçekçi bir deyim. Hele, kişi babaysa ve evine ekmek götüremiyorsa!

Türkiye, gerçekte zengin bir ülkedir. Bu ülkenin kaynakları değil 85 milyonu, 850 milyonu bile besleyebilir. Ancak,

(Biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar)

deyiminde olduğu gibi, milli hasıladan birilerine çay kaşığıyla düşerken, birileri kepçe-kepçe yürütüyorlarsa, işte, dananın kuyruğunun koptuğu yer burasıdır.

Saraylarda, lüks içinde yaşayanlar, elbette fakir yurttaşların sorunlarından habersiz olurlar. Bir tarihi anekdot vardır. Hemen herkesin duyduğu

“Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”

şeklinde yaygın olarak kullanılan bu ifade 18’inci yüzyılın Fransa’sında yaşanmış bir olaydır. Büyük bir ekonomik kriz içinde olan Fransa’da halk ayaklanmış ve Sarayın çevresinde toplanarak nümayişler yapmaktadır. Kraliçe Marie Antoinitte sarayın çevresini saran halkın bağırıp çağırmalarına bir anlam veremeyerek, çevresindekilere sebebini sorunca:

-Yiyecek ekmek bulamıyorlar!

cevabını vermişler.

Bunun üzerine Kraliçe, tarihe not olarak düşülecek:

-Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!

şeklindeki meşhur deyimi kullanmış.

Evet, saraylarda yaşayanların işsizlerin, yoksulların ekmek sorunlarını bilmelerini beklemek boşunadır. Bir elleri yağda, bir elleri balda olanlar, açların, yoksulların durumlarını nerden bilecekler ki. Onlar, herkesin kendileri gibi bolluk içinde olduklarını zannederler. Ekmek yoksa, pasta; balık yoksa, et; reçel yoksa, bal yemelerini tavsiye ederler!!!

Yaşananlar karşısında üzülmemken başka elimizden gelen bir şey yok. Yine de diyoruz ki

(Allah’ım, insanlarımızı açlıkla terbiye etme!)

ANEKDOT

Bir kadıncağızın, hayatta tek dayanağı olan oğlu genç yaşta ölmüştü. Genci tekfin edip mezara götürecek ve toprağa verecekler amma, kadın bir türlü oğlunun cenazesini vermiyor.

Bunun üzerine köyün bilgesine durumu iletmişler. Onlara taktik vermiş:

-Bu acuzeye, hiçbir şekilde su ve ekmek verilmeyecek. Aç bırakılacak. Evinde, Oğlunun cesedinin bulunduğu duvara ekmek ve su kabı asılacak. Sonra, ölü evi terk edilerek anne, oğlunun cesediyle baş başa bırakılacak. Bekleyin bakalım o zaman ne olur!

Köyün bilgesinin dediğini yapmışlar. Evin bir odasında Çocuğun cesedinin dayalı olduğu duvara bir ekmek ve içi su dolu bir maşrapa asmışlar.

Sonra:

-Madem oğlunun cenazesini götürmemize ve gömmemize müsaade etmiyorsun, biz de seni oğlunun cesediyle baş başa bırakarak ayrılıyoruz

demişler.

Kadıncağız razı olmuş. Ama aradan 2-3 gün geçince, öylesine acıkmış ve susamış ki, oğlunun cesedine basmak pahasına duvardaki ekmeği ve su maşrapasını almış. Kendi kendisine

-Eyvah, ben ne yaptım!

diyerek, oğlunun cesedini tekfin, teçhiz etmek ve toprağa vermek için, komşularını çağırmak zorunda kalmış.

(

Yüce Allah, kimseleri açlık ve susuzlukla terbiye etmesin) özdeyişini anımsatarak diyoruz ki, cinayet gibi ölümlerin ardında yatan temel sorun, insanların aç kalma korkularıdır. Bunun için kendilerine ve ailelerini kuru ekmek yedirmek pahasına ölümü göze alabiliyor ve ölüm riski yüksek işlerde çalıştırılabiliyorlar…

TAŞLAMA

BİRBİRİNE KARIŞTI

ARTIK HUKUKLA, GUGUK

BESBELLİ Kİ TUZ KOKTU

PİSLİKLER OLUK-OLUK

MÜLKÜN TEMELİ OLAN

ADALET KATLEDİLDİ

DEMEÇLERİNE BAKIN

KATİLİ KİMLER BELLİ

HERKES İÇİN ADALET

ELBET LAZIM OLMADA

NİZAM OLMAZ ÜLKEDE

EĞER ADALET YOKSA

ÖMER’İN ADALETİ

BELLİ GÖĞE ÇEKİLMİŞ

VE GÖĞE ÇEKİLENİ

GERİ GETİRMEK ZOR İŞ

TÜRKİYE’DE ADALET

BAĞIMSIZDIR ELBETTE

TALİMAT VERİLEMEZ

SAVCI VE HÂKİMLERE

BU ÜLKEDE HAZRET-İ

ÖMER’İN ADALETİ

KAİMDİR UNUTMAYIN

ANIMSAYIN ÖMER’İ

KİMİN HADDİNE DÜŞMÜŞ

HÂKİMLERE TALİMAT

VERSİN BU HİÇ MÜMKÜN MÜ

HÂKİM, ÖMER’DİR BİZZAT

(ADALETE TALİMAT

VARDIR) DİYEN MÜNAFIK

ADALETE İFTİRA

ETMEYİ BIRAK ARTIK

Yazarın Diğer Yazıları