27 Mayıs 1960 darbesinin ve özellikle Yassıada’da kurulan tiyatro mahiyetindeki mahkemenin tüm kararlarının
(KEENLEM YÜKUN = HİÇ YOKMUŞ GİBİ)
sayılmaları konusunda TBMM Genel kurulunda bütün siyasi partilerin oy birliğiyle yasa çıkarıldı. Dolayısıyla Yassıada Mahkemesinde yargılanan ve ceza alanların tümü aklanırken, hayatta olanları varsa veya onların yakınlarına da manevi tazminat ödenmesi sağlanacak.
Doğrusunu isterseniz, yerinde bir karar. Ancak, Türkiye’de sadece 27 Mayıs’ta mı askeri darbe yapıldı. Diğer darbelerin, muhtıraların, postmodern darbelerin mağdurları ne olacak!
22 Şubat 1962, 20 Mayıs 963 ayaklanmaları, 12 Mart Muhtırası 1971 muhtırası, 28 Şubat Postmodern darbesi, 15 temmuz 2016 FETÖ darbesi, peki bunların mağdurları ne olacak!
Örnek olması açısından 12 Eylül 1980 darbesinden bir kesit anlatalım. O dönemde, Diyarbakır Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlülerin
"dışkı yedirmek"
dahil birçok işkenceye maruz bırakıldıkları bile iddia edilir. Bu konunun dile getirildiği dönemde etiketi Profesör olan bir zat, dışkı yedirmenin işkence olmadığını, gerekirse kendi dışkısını
BAL GİBİ
yiyeceğini söylemişti.
Ancak, dışkı yemenin işkence olmadığını, hatta bazı tedaviler için zorunlu olduğunu iddia eden Profesör, gördüğü tepki üzerine sözlerinden çark etmek zorunda kalmıştı.
İşin gerçeği şu ki, cezaevlerinde psikopat derecesinde görevliler olursa, mahkûmlara dışkı da yedirirler, sidik de içirirler. Bu bakımdan, böyle hassas yerlere görevlendirme yapılırken ince eleyip, sık dokumalı! Elbette, böyle yerlere atananların disiplinli bir mizaca sahip olmaları da esastır. Disiplinden amaç, mahkumları ezmek değil, yasaların emrettiği çerçeveler dahilinde nizamı tesis etmektir. Bunda bile yasaları, mümkün mertebe mahkûmlar lehine kullanmak esas olmalıdır.
İşin doğrusu, günümüzde cezaevlerinde işkence yapılması olaylarının pek yaşandığını zannetmiyoruz. Hele siyasi mahkûmlar konusunda çok hassas davranıldığı inancındayız. Sonuç itibarıyla siyasi mahkûmları kollayan, gözeten denekler, STK’lar, hatta uluslararası kuruluşlar var.
Bugün için Türkiye’de en zor meslekleri sıralamaya kalkışırsak inanın ben öncelikle cezaevlerindeki gardiyanları ilk sıraya koyarım. Geçmiş yılların despot gardiyanları artık yok! Bu bakımdan, mahkûmlara değil dışkı yedirmek, boykot etmeleri durumunda normal yemeklerini bile yedirmek mümkün olamayabilir!
Şunu da belirtmekte yarar var. Hiçbir üst düzey yöneticinin, bazı mahkûmlara işkence yapılması konusunda gardiyanlara talimat vereceği kanaatinde değiliz. Geçmiş yılarda mahkûmlara yönelik işkenceler olmuşsa, bunun tek müsebbipleri, psikopat gardiyanlar ve cezaevi görevliler olmuştur. Günümüzde, hele mevcut siyasi ortam içinde gardiyanlar ve cezaevi görevlileri, kendi gölgelerinden korkar hale düşürülmüşlerdir.
(Dışkı, BAL GİBİ yenir!)
diyenlere afiyet olsun, derken, yazımızı Mahzuni Şerif’in
(GARDİYAN) ŞİİRİYLE NOKTALAYALIM:
Akşam oldu yine hapis kitlendi
Demir perdeleri çekme gardiyan
Ne yardan haber var ne mektup salan
Bi de sen belimi bükme gardiyan
Bizi seven dostlar şimdi çekildi
Gam tarlama dert kesavet ekildi
Umuduma yeni fidan dikildi
Kırık dallarımı yakma gardiyan
Mahzuni Şerif’im iki yüzlüler
Yaktı yüreğimi bağrım sızılar
Fadimem yol bekler ağlar kuzular
At mektubu belim bükme gardiyan
TAŞLAMALAR
27 MAYIS MI
TÜRKİYE’DE TEK DARBE
YASSIADA’YA AF VAR
NEDEN YOK SİLİVRİ’YE
KUMPAS DAVALARINI
ELE ALALIM BİR DE
AÇIK SEÇİK BİR DURUM
DARBE DARBE İÇİNDE
BU DARBE BANA KARŞI
BU DARBE SANA KARŞI
DARBELERİ AYIRMAK
DARBENİN DİK ALÂSI
DARBELERİN TÜMÜNE
KARŞI ÇIKMAK GEREKLİ
SENİN-BENİM DİYEREK
AYIRIT EDİLMELİ