Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN lehinde ve aleyhinde birçok yazılar, hatta kitaplar yazılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun 101 yılını idrak etmek üzereyken istedik ki, Cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü, MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN İFADELERİYLE ANLATALIM.
Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü rahmet ve minnetle anarken ve
(Mekânı CENNET OLSUN)
derken bu büyük Kahramanı kendi özdeyişlerini sunarak okuyucularımıza bir kere daha paylaşalım istedik.
İşte,
Mustafa Kemal Paşa’nın, ATATÜRK’ÜN
karakterine vurgu yapan kendi özdeyişleri:
*Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar, evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Bence diktatörlük, diğerlerini râm edendir. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.
*Ben istese idim derhâl askerî bir diktatörlük kurardım ve memleketi öyle idareye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki, milletim için modern bir devlet kurayım.
*Ben sizlerden biriyim.
*Beni görmek demek, behemahal (mutlaka) yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız bu kâfidir (yeterlidir).
*Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onlardan bahsediniz!
*Benim adım 'çok içer' diye çıkmıştır. Filhakîka ben, öteden beri içerim. Fakat istediğim zaman bunu keserim; karıştırmam. İçki, sadece benim keyfim içindir. İçki yüzünden vazifemi bir an geri bıraktığımı hatırlamıyorum. Daha gençken, manevralara çıkılmadan önce, muhabbete dalarak sabaha yakın zamanlara kadar içsek bile ben, bazen uyumadan saatinde vazifem başına gider ve görülecek işi bir dakika geri bırakmazdım. İçki ve vazife, iki ayrı şeydir. Birbirine dokunacak yerde vazifeyi elbette keyfe tercih etmeli, içkiyi behemehâl kesmeli.
*Benim fıtratımda bir gayritabiilik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir.
*Çocukluğumdan beri bir tabiatım vardır, oturduğum evde ne ana, ne kızkardeş, ne ahbapla bulunmaktan hoşlanmam. Ben, yalnız ve bağımsız olmayı, çocukluktan kurtulduğum günlerden başlayarak daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır. Tuhaf bir halim daha var: Ne ana-babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın, kendi tutum ve düşüncelerine göre, bana şu veya bu tavsiye ve nasihatte bulunmasına tahammülüm yoktu.
*Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bugün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım.
*İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
*Milletim beni nereye isterse oraya gömsün. Yeter ki beni unutmasın.
*Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar! (Yıl: 1919)
*Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.
Amerika, Avrupa ve bütün uygarlık dünyası bilmelidir ki Türkiye halkı her uygar ve kabiliyetli millet gibi kayıtsız şartsız hür ve müstakil yaşamaya kesin karar vermiştir. Bu haklı kararı bozmaya yönelik her kuvvet, Türkiye'nin ebedi düşmanı kalır.
*Anadolu, en büyük hazinedir.
*Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.
*Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız.
*Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
*Ben, 1919 yılı mayısı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.
*Ben manevî miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.
(DEVAM EDECEK)
TAŞLAMA
BAŞDANIŞMAN BUYURMUŞ
“ÇÖZÜM SÜRECİ DİYE
BİR ŞEY YOKTUR BİLİNSİN
UYARIMIZ BU DEM’E”
BİR BARIŞ SÜRECİ YOK
GEÇMİŞ DÖNÜME BENZER
BÖYLE BİR BEKLENTİYE
KAPILMASIN DEM’LİLER
DEM KENDİNE SUNULAN
TERÖR VESAYETİNDEN
KURTULAMAZSA ŞAYET
GİDECEKTİR HUKUKEN
DEVLET DENEYİP SONUÇ
ALMADIĞI BİR YOLA
BİR DAHA GİRMEZ ELBET
TEVESSÜL ETMEZ BUNA
NORMALLEŞME DİYEREK
HAYALE KAPILMASIN
YAZILAN-ÇİZİLENE
SAKIN HA İNANMASIN