Ahmet Arıtürk

MENDERESLERİN DRAMLARI!

Ahmet Arıtürk

1960 yılında 17 yaşlarında bir gençtim. Gazetecilik hayatım da o yıllarda başlar. Yani 27 Mayıs Darbesinin canlı şahitlerinden biri sayılırım. 1960 yılında gençlik olayları, gösteriler zirveye çıkmıştı. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde olaysız gün geçmiyordu.

Üst üste üç defa iktidara gelmek rahmetli Menderesi şımartmıştı. Hele çevresi öylesine şımarmıştı ki, bütün illerde sadece ve sadece DP’nin ve DP’lilerin borusu ötüyordu. Valiler, DP’nin il başkanları gibi hareket ediyorlardı. Devletin nimetlerinden sadece DP’liler yararlandırılıyor, makamlar, mevkiler, devletin ihaleleri DP’liler arasında paylaşılıyordu.

27 Mayıs darbesi olduğunda, millet sokaklara dökülmüş, gördüğü askerlerin boyunlarına sarılıp, kucaklıyordu.

Dönemin Başbakanı merhum Adnan Menderes de halkın sesine ve tepkilere adeta kulaklarını tıkamıştı. Gücüne ve iktidarına güveni tamdı. Ama 27 Mayıs 1960 günü uyandığında

(Kafamı bozmasınlar, yedek

subaylarla yönetirim)

dediği silahlı kuvvetler darbe yapmış ve iktidarını alaşağı etmişti.

Rahmetli Menderes de gücüne mağrur olmuştu. Üst üste üç defa iktidara seçilmiş olmasını yanlış yorumlamış ve ülkede istediği gibi at koşturacağı sanısına kapılmıştı. Ama iktidardayken aslanlar gibi esip gürleyen Menderes, Yassıada Mahkemelerinde süt döken kediye dönmüştü.

27 Mayıs 1960 darbesinden önce Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığına bağlıydı. O zamanların güçlü Başbakanı Merhum Adnan Menderes’ti. Adnan Menderes de 1950 seçimlerinde güçlü bir halk desteğiyle iktidar olmuştu. Üst üste iki genel seçim almıştı. Üçüncü genel seçimde de iktidara gelmişti amma, özellikle üniversite gençliğinden sesler yükselmeğe başlamıştı.

Merhum Menderes döneminde iktidar partisi tarafından

“VATAN CEPHESİ”

kurulmuştu

.

O zamanlar televizyonlar yoktu. Hemen her gün radyolardan

VATAN CEPHESİNE

yapılan iltihaklarla ilgili haberler veriliyordu. Hiç unutmam, bir gün radyoları dinlerken, haberin verildiği tarihten takribi 2 yıl önce vefat etmiş olan bir akrabamızın ismi de verilerek

VATAN CEPHESİNE

girdiği okunmuştu. Yani, ölüler bile

VATAN CEPHESİNDE GÖSTERİLİYORLARDI.

Rahmetli Adnan Menderes’in bir toplantı çıkışında dönemin Genel Kurmay Başkanı Şükrü Erdelhun tarafından paltosunun tutulduğuna dair fotoğraflar ihtilâl sonrasında gazetelerde yer almıştı. Menderes, orduyu öylesine hizaya getirdiğine inanıyordu ki

“Kafamı bozmasınlar, gerekirse Orduyu Yedek Subaylarla yönetirim!”

bile diyebilmişti.

Amma, DP iktidarının sonu yaklaşmıştı. Arkasında eski halk desteği yoktu. Kendisini en kuvvetli gibi gördüğü zaman diliminde 1960 yılının 27 Mayıs günü

“gerekirse, yedek subaylarla yönetirim”

dediği ordu tarafından devrilerek iktidarına son verildi. Menderes ve arkadaşları, Yassıada’da kurulan siyasi ağırlıklı bir mahkemede yargılandılar. Mahkeme Başkanı siyasi mahkûmlara

“sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor!”

diyerek, talimatlar doğrultusunda hükümler vermekteydi. Dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik, darbe yapıldığı gün intihar etmişti. Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildiler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yaşı itibarıyla idam edilmekten kurtuldu. Diğer DP’liler de hapis cezasıyla cezalandırıldılar. Bilahare çıkarılan af yasalarından yararlanarak müebbet yatmaktan kurtuldular.

Yani, Ordu en zayıf zannedildiği zaman diliminde ihtilâl yaptı! Kendisini çok güçlü zanneden Menderes’i alaşağı ederek idam etti.

12 Eylül 1980 tarihinde darbe yapanlar, 28 Şubat Muhtırasını verenler yargılandılar. Mümkün olsa ve darbeyi gerçekleştirenlerden sağ kalanlar olsaydı, zaman aşımına bakılmaksızın 27 Mayıs 1960’ta yapılan darbeyle, 12 Mart 1971 yılında verilen askeri muhtıranın hesabı dahi sorulacaktı!

O gün kuvvetli olanlar darbeler yaptılar, muhtıralar verdiler. Bugün muktedir olanlar, hesap(!) soruyorlar. İyi amma, gün gelecek, bugünlerin de hesabı mutlaka sorulacaktır.

1980 yılında darbe yapan ve vefat eden dönemin Genelkurmay Başkanı Merhum Kenan Evren’in, gün gelip de yargılanacağına kim ihtimal verirdi. 28 Şubat döneminin kudretli Komutanı Orgeneral Çevik Bir’in cezaevine konulacağı kimin aklına gelirdi. Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genelkurmay Başkanı İlker başbuğ’un

(TERÖR ÖRGÜTÜ KURMAK VE YÖNETMEK)

suçlamasıyla 26 ay hapis yatacağına kim inanırdı! Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak, biz bu kadarıyla iktifa ederek, asıl konumuza gelelim.

Atalarımız:

“Keser döner, sap döner; gün gelir, hesap döner!”

deyimini boşuna söylememişler!

Akil insanlar onlardır ki, yetki ellerindeyken mümkün mertebe hata yapmamak için gayret içinde olurlar. Ufak tefek hatalar her dönemde ve her iktidar tarafından yapılır. Yeter ki hatalar, ihanet olarak yorumlanabilecek icraatları kapsamasın! Çünkü ihanetlerin hesabını vermek zordan öte, imkânsızdır!

Balyoz, Poyrazköy, Ergenekon gibi kumpas davalarla çökertilen TSK için vatandaşlar olarak

“Ordu, artık darbe yapabilir mi?”

diye: düşündüğümüz oluyor! Son yıllarda yaşananları görerek,

“Dört yıldızlı paşalar bile kumpaslarla tutuklandı, yıllarca cezaevlerinde yattı. Eski Genelkurmay başkanlarından İlker Başbuğ bile yıllarca tutuklu kaldı. Buna bakarak Türkiye’de, darbe dönemi kapanmıştır. Bundan sonra askerler, artık darbe yapamazlar. Erdoğan, askerlerin işini bitirdi!”

diye düşündüğümüz olmakta. Acaba TSK gerçekten isterse, emir komuta zinciri içinde yine darbe yapabilir mi yapamaz mı!

Ordu, bu ülkenin ordusudur. Bu milletin bağrından çıkmıştır. 1960 darbesi öncesinde de, zamanın iktidarı

(Demokrat Parti)

ordu mensuplarını pek ciddiye almaz olmuştu. Merhum Başbakan Adnan Menderes’in

“Kafamı bozmasınlar, orduyu yedek subaylarla idare ettiririm” söylediği,

Genelkurmay Başkanlığının, Başbakanlığa değil, Milli Savunma Bakanlığına bağlı olduğu dönemde bile ordu 1960 yılının 27 Mayıs günü ihtilal yapmış ve hükümeti devirmemiş miydi.

DP iktidarının son yılında Kurtalan’a gelen Başbakan ve Bakanların Kurtalan Kaymakamlığında ağırlanmaları sırasında, kafileye dahil Orgeneral rütbesinde bir üst düzey komutanın Kaymakamın odasına alınmadığı ve sekreterlikte bekletildiğine şahit olanlar var. Hatta bu Orgeneralin, bilahare 27 Mayıs darbesinin başına geçirilen Cemal Gürsel olduğu bilinmektedir.

DP döneminde böylesi durumlarla karşılaşan Ordu, en zayıf zannedildiği ve kayıtsız şartsız, hükümetin emrinde olduğu bir ortamda 1960 darbesini yaptı. Yani,

“Orgeneraller bile cezaevlerinde uzun yıllar tutuklandı. Sivil mahkemelerde yargılandı! Artık, Ordunun darbe yapma şansı sıfırlandı!”

diye düşünmemek lâzım. Siyasilerin ve özellikle iktidar konumunda olanların, Ordunun prestijini sarsacak tutum ve davranışlar sergilemeleri, her kademedeki ordu mensuplarını çok rencide eder. 1960 darbesini gerçekte, alt rütbeli subaylar yapmışlardı da, zoraki izne sevk edilmiş olan zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Merhum Cemal Gürsel, darbeciler tarafından gece yarısı İzmir’den pijamayla Ankara’ya götürülmüş ve Milli Komitenin Başkanı olarak açıklanmıştı.

Diyeceğimiz şu ki,

“Artık Ordunun işi bitti. Bundan sonra darbe yapamaz, sesini bile yükseltemez!”

düşüncesinde olanlar, yanılıyorlar. Ordu, emir komuta zinciri içinde her zaman darbe yapabilecek güce sahip amma, demokrasiye gerçekten inandığı için olaylara müdahil olmuyor. Ordunun, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne olan saygısı bir zaaf gibi algılanmasın!

Evet, yarın 27 Mayıs 1960 darbesinin yıldönümü. O günlerin canlı şahitlerinden biri olarak 27 Mayıs sabahında uyandığımızda cadde ve sokakların askeri araçlarla ve inzibatlarla dolduğunu gördük. Sokağa çıkma yasağı vardı. Radyolardan yükselen tok bir ses, Ordunun idareyi ele aldığını vurguluyordu. Bu tok sesin 27 Mayıs ihtilalinin güçlü Albayı Alparslan Türkeş’e ait olduğunu bilahare öğrenecektik. Türk kara, hava, deniz ve jandarma kuvvetleri birlik ve beraberlik içinde idareye el koymuşlardı.

İhtilale sevinenler de üzülenler de vardı. Amma, sevinenler büyük çoğunluktaydı. Sadece iktidar partisi DP ve taraftarları endişe içindeydiler. Sokağa çıkma yasağının kaldırılmasını müteakip, vatandaşlar büyük bir coşkuyla meydanları doldurmuşlardı. Rütbesi ne olursa olsun, gördükleri subayları omuzlarına alıyor ve darbeyi gerçekleştiren orduya büyük tezahüratlar yapıyorlardı.

Ordunun ve darbenin aleyhinde en ufak bir tepki yoktu.

“Çok yaşasın şanlı ordu, sen kurtardın güzel yurdu”

havası içinde ve

(ordu-millet el-ele)

sloganları ortalığı çınlatmaktaydı. Türkiye genelinde ufak-tefek birkaç olay dışında, bütün millet darbeyi benimsemişti. Hele medya ihtilali yapanlara selam duruyordu. İktidar yanlısı gazeteler ise susmuş veya susturulmuştu.

Bir kamuoyu yoklaması yapılsaydı, vatandaşların asgari yüzde 90’ı rahatlıkla yapılan müdahaleyi haklı bulduklarını ve benimsediklerini söyleyeceklerdi.

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür!”

deyimimizi anımsatalım. Evet, insan hafızası gerçekten unutmaya mahkûmdur. 27 Mayıs 1960 ihtilalini yaşayanların büyük bir ekseriyeti Rahmeti Rahmana kavuşmuşlardır. Darbeyi anımsayanlar biz yaşta veya daha büyük yaşta olanlardır. Diyelim ki 60 ihtilali unutuldu. 1980 darbesi de mi unutuldu. 1980 darbesinde de millet yine ihtilal yapanların yanında yer almamış mıydı. 1980 ürünü anayasa olarak bilinen ve 1982 yılında yürürlüğe giren ihtilal anayasasına yüzde 92 oyuyla

“evet”

oyu veren yine bu millet değil miydi!

27 Mayıs darbesinin hedefi, dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve DP iktidarıydı. Merhum Adnan Menderes DP’nin iktidara geldiği 1950’den, darbeyle yönetimden uzaklaştırıldığı 27 Mayıs 1960 tarihine kadar dönemin

TEK ADAMI

GİBİYDİ

. 10 yıl süreyle Başbakanlık yapmıştır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesiyle düşürülen Demokrat Parti İktidarının en önemli ismidir. Yassıada Mahkemesinde kurulan devrim mahkemesi tarafından idama mahkûm edilerek, idamı gerçekleştirilen üç kişiden birdir.

Sözü, siyaset adamlarının gönül ilişkilerine getirirsek aklımıza Merhum Adnan Menderes’le ilgili anılar da gelecektir. Bilindiği gibi, 27 Mayıs ihtilâlinin mağduru olması ve haksız yere idam edilmesi sebebiyle olsa gerek, birileri kendilerini hep Merhum Adnan Menderes’e benzetmektedir. Acaba bunların Merhum Adanan Menderes’in Yassıada Mahkemelerinin zabıtlarına da geçmiş olan gönül ilişkilerinden haberleri var mı! Her vesileyle örnek aldıkları Menderes’in de, gayri meşru gönül ilişkileri yaşadığını bilmiyorlar mı!

İşte her vesileyle mağdur olduğu vurgulanan Merhum Başbakan Adnan Menderes'in gayri meşru ilişkisinin hikâyesi: Menderes Başbakanken o zamanın gazetelerinde gönül ilişkilerine dair haberler yer almıştı. Bu haberlerden biri de gayri meşru çocuğunun doğum sırasında Dr. Mükerrem Sarol tarafından öldürüldüğü şeklindeydi.  Gazetelerin kullandığı bu haberler Yassıada Savcılarınca delil kabul edilerek, Adnan Menderes hakkında tarihte Bebek Davası olarak anılan dava açılmıştı.

Bunun yanında Başbakanlık kasasından çıktığını iddia edilen kadın iç çamaşırları (külot, sutyen vs.) ile bir kutudaki çıplak kadın fotoğrafı da delil olarak kullanılmıştı. Menderes ise bu tutum karşısında gönül ilişkisini yalanlamadığı gibi özür de dilemedi. Çocuğun öldürülmediğini, doğum anında öldüğünü söyledi. Adnan Menderes'in gönül ilişkisine girdiği Ayhan Aydan, gerçekten de Menderes'ten hamile kalmış ancak bebekten kurtulmayı kesinlikle istemediği gibi, doğurmayı çok arzulamıştı. Doğuma giren Dr. Fahri Atabey de, "bebeğin boynunu saran kordon yüzünden ölü doğduğunu" saptamıştı.

Türk siyasi tarihinde, kaçamağı göze alan, evliyken yaşadığı bir ilişki yüzünden kendini kamuoyu önünde savunmak durumunda kalan tek başbakan Adnan Menderes olmuştur.

Ayhan Aydan ise, Yassıada duruşmalarında tanık olarak dinlendiği kürsüde şunları söylemişti:

"Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Ancak hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin öldürülmesine razı olabilir?"

Mahkeme başkanı tarafından sevgilisini kurtarmaya çalışmakla suçlansa da, kamuoyu düşüncesini değiştirmeye, bu yasak ilişkideki masumiyete inanmaya, hatta sempati duymaya başladı. Tarihe

"bebek davası"

olarak geçen bu duruşmaların sonunda Adnan Menderes beraat etti. Menderes'in beraat ettiği tek dava da buydu. Fakat

"devletin yüksek menfaatlerine ve istihbarat işlerine sarfedilmek üzere emrine tahsis edilen paraların bir kısmıyla opera sanatçısı Aydan Ayhan'a ev aldığı"

iddiasıyla açılan davada suçlu bulundu.

İşte, kendisinden hep sitayişle bahsedilen Merhum ve Mağdur Adanan Menderes bu! Şevket Süreyya Aydemir’in

“MENDERES’İN DRAMI”

adlı bir kitabı var.

Aslında dram sadece AİLENİN BÜYÜĞÜ ADNAN MENDERES’LE SINIRLI DEĞİL. Dramlar, Adnan Menderes’in çocuklarının da peşini bırakmamıştır.

Adnan Menderes’in 3 çocuğu vardı. Adları Yüksel, Mutlu ve Aydın Menderes olan bu 3 erkek evlattan Yüksel Menderes babası Adnan Menderes'in ölümünden sonra intihar etmiş, Mutlu Menderes, trafik kazasında yaşamını yitinmiş, hayatta kalan oğlu Aydın Menderes de çok ağır bir kaza geçirdikten ve uzun süre tekerlekli sandalyaye bağımlı olarak yaşadıktan sonra  2011 yılında vefat etmiştir.

Bilindiği gibi Adnan Menderes, 1960 Darbesi’nin ardından 17 Eylül 1961’de İmralı’da idam edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu başbakanıydı. Adnan Menderes’in üç çocuğu vardı. 23 Aralık 2011 günü vefat eden Ayrın Menderes üç oğlundan en küçüğüydü. 1946 doğumluydu. 1970’te 24 yaşındayken Aydın’da Demokratik Partinin İl Başkanı olarak siyasete girmişti. 1977 yılında babasının partisi Demokrat Parti’nin devamı olarak algılanan Adalet Partisi’nden Konya Milletvekili olmuş, 1978 yılında Adalet Partisi’nin en üst organı olan Genel İdare Kurulu üyeliğine getirilmişti.

Aydın Menderes, 12 Eylül sonrasında 10 yıl siyasetten yasaklılar kapsamında yer almıştı. 21 Mayıs 1993’te Büyük Değişim Partisi’ni (BDP) kurdu. BDP 6 Şubat 1994’te yaptığı son kongresinde Demokrat Parti’ye (DP) katılma kararı almış ve Aydın Menderes de yeni DP’nin genel başkanı seçilmişti. Aydın Menderes daha sonra Refah, Fazilet Partisi, DYP ve yeniden DP’de siyaset yaptıktan sonra 2009’da siyasete veda etti.

Menderes ailesi, baba Menderes’in idamından sonra üst üste talihsiz olaylar yaşadılar. Aydın milletvekilliği yapan ailenin en büyük ferdi Yüksel Menderes 1 Mart 1972’de Ankara’daki evinde ölü bulundu. İntihar ettiği söylendi. Yüksel Menderes’in intiharından sonra da Menderes ailesinin diğer bir ferdi Mutlu Menderes de trafik kazasında hayatını kaybetti. Ailenin en küçük çocuğu Aydın Menderes de Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısıyken 15 Mart 1996’da Afyon’un Sandıklı ilçesi çıkışında geçirdiği trafik kazasıyla tekerlekli sandalyeye mahkûm oldu. Buna rağmen siyasetin içinde olmağa devam etti.

(MENDERES)

adını istismar etmek isteyenler tarafından kullanıldı. 23 Aralık 2011 tarihinde 65 yaşındayken vefat etti.

Görüldüğü gibi, Mendereslerin gerçekten dram dolu bir yaşamları var. Nedense ben Menderes Ailesini ABD’deki

KENNEDY

Ailesine benzetirim. Çünkü onların da öylesine dram dolu bir geçmişleri var.

Evet, 27 Mayıs 1960 darbesini sorgulayacaksak, bütün bunları bilmemizde yarar var. Biz, bu olayların birçoğunun canlı tanıklarından biriyiz…

TAŞLAMALAR

MENDERES AİLESİ

GERÇEK BİR DRAM YAŞADI

VE EN BÜYÜK DRAM ELBET

MENDERES’İN İDAMI

MENDERES’İN ÜÇ OĞLU

YÜKSEL, MUTLU VE AYDIN

HER ÜÇÜNÜN ÖLÜMÜ

GAYETLE ACI BAKIN

YÜKSEL İNTİHAR ETTİ,

MUTLU TRAFİK KAZASI

GEÇİRDİ GENÇ YAŞINDA

ÖLÜM OLDU ROTASI

AYDIN MENDERES İSE

BİR TRAFİK KAZASINDA

TEKERLEKLİ SANDALYE

MAHKUM OLDU DUY, ANLA

ÜÇ OĞLUNUN SONU DA

BABALARI GİBİYDİ

MENDERESELR GERÇETEN

DRAMLAR AİLESİYDİ

Yazarın Diğer Yazıları