Ahmet Arıtürk

MEBUS MAAŞI KADAR!

Ahmet Arıtürk

24 Kasım günleri Öğretmenler Günü olarak  kutlanır. Tabii, “Öğretmenler Günü” olunca, yine akan sular durulacak, öğretmenlik mesleğinin kutsallığından ve öneminden bahsedilerek. Hazret-i ALİ’nin (Radiyallahu Anhu = ALLAH ondan razı olsun) “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” söylemiyle Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” özdeyişinden dem vurularak, konuşmalar yapılacak.

Konuşmalar güzel, öğretmenlik, gerçekten kutsal bir meslek. Biz buna yürekten inananlardanız. Ama bir gerçek vardır. Mesleklere verilen önem, gerçekte, özlük haklarına verilen önemle bağlantılıdır. Eğri oturup, doğru konuşmak lâzım. Öğretmenlere, özlük hakları olarak verilen nedir. Meslekler içinde, en mağdur edilen kesim içinde öğretmenler var mı, yok mu!

Bakın, hiç kimse aksini iddia etmesin. Mesleklere, resmiyette verilen önemin göstergesi, o meslek erbaplarına tanınan özlük haklarıdır. Yani, bordrosundaki maaşıdır. Bir mesleğin erbaplarına verdiğin özlük hakları neyse, verilen önemin ölçüsü de odur. Diğeri, lâf-ı güzaftır!

Öğretmenlerin özlük hakları açısından çok mağdur oldukları gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu bakımdan, Öğretmenler günü ile ilgili olarak yapılan ve yapılacak olan bütün söylemlerin de, gerçekte bir kıymet-i harbiyeleri yoktur. Hepimiz de öğretmenlerimizi severiz, onların ellerini her zaman için öpmeğe hazırız. Bu ülkenin Cumhurbaşkanından tutunuz da, en alt kademesindeki görevlilerine kadar, yetişmelerinde öğretmenlerin katkıları inkâr edilemez. Sadece kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların değil, kendi iş yerlerini kuranların da öğretmenlerinin destekleriyle bir yerlere gelmiş olduklarını unutmamak lâzımdır.

Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da Meclis-i Mebusan’ı küşat ederken, kendisine sormuşlar:

-Paşam, mebuslara maaş ödememiz gerek. Ne kadar vermemizi tensip edersiniz.

Mustafa Kemal cevap vermiş:

-Muallimlere ödenen maaş kadar.

Yani Atatürk, mebusların maaşlarının, milletvekilleriyle eşit tutulmasını istemiş. Şimdi, milletvekili maaşıyla, öğretmen maaşını kıyaslayın bakalım.

Özetle diyoruz ki, ey gelmiş ve geçmiş hükümetler. Öğretmenlerimize verdiğiniz değer ortadadır. Bordrolarına bakınca, bunu açık bir şekilde görüyoruz. Şatafatlı lâflarsa, hiç mi hiç karın doyurmuyor…

Hem demişler (PARAN KADAR KONUŞ!) Zavallı öğretmen aldığı maaş kadar konuşacak olursa, susmak mecburiyetinde kalır…

ÖĞRETMENLER VE LİDERLER!

Her başarılı liderin, komutanın ve padişahın arkasında hep bir bilge kişi (öğretmen) olmuştur. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Özellikle Türk ve İslâm tarihi bu açıdan çok zengindir.

Tarihe mühür vuran Türk Hakanların yanlarında

DEDE KORKUT’LAR, AK ŞEMSEDDİNLER,

MOLLA GÜRANİLER, MOLLA HÜSREVLER

,

İBN-İ KEMALLER

hep vardır. Onların kötülük yapmalarını engelleyen, iyiliğe, doğruluğa yönlendiren bilge kişiler hep olmuştur. Tarihimiz bu örneklerle doludur. Aslına bakarsanız, bugün Cumhurbaşkanlığı baş danışmanlıklarına atanan kişilerin de bu görevi yapmaları gerekir.

Selahaddin-i Eyyübi’yi, Filistin’i zaptetmeye yönlendiren Gazalidir. Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey dönemindeki bilge kişi

ŞEYH EDEBALİ’DİR.

O Şeyh Edebali ki

“İnsanı yaşat ki, Devlet

yaşasın”

diyerek, bugüne kadar bu konuda en güzel ifadeyi kullanan kişidir.

Fatih Sultan Muhammed Han’ın Hocası Akşemseddin’dir. Molla Gürani’dir. Molla Hüsrev’dir. Gerçekte, İstanbul’un mânevi Fatihi Akşemsettin’dir. Yavuz Sultan Selim’in, İbni Kemal’i vardı. Hani, atının nalından sıçrayan çamur Padişahın kaftanına gelince, Yavuz’un

“Âlimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan çamur, bizim kaftanımızın süsüdür”

dedirten İbni Kemal.

Mustafa Kemal ATATÜRK’e de, dehasını

keşfederek “KEMAL”

adını veren

“MUSTAFA” adındaki muallimidir.

Sözün özü, gerçekten de her büyük liderin, kumandanın, padişahın arkasında bir bilge kişi (öğretmen) vardır. Zaten, dünya dönmeğe devem ediyorsa, bu bilge insanların yüzleri suyu hürmetinedir. Arapça’da bir deyim vardır.

“ĞULYET,

BULYET”

denilir. Yani, dünyada gerçek bilge kişiler yok olduğu zaman, kıyamet zamanıdır…

ANEKDOT

Osmanlı İmparatorluğunun kudretli Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han, seferlere çıktığında bilge adamlarını da beraberinde götürür, onlarla istişarelerde bulunurdu.

Mısır Seferi yapıldıktan ve başarıyla tamamlandıktan sonra dönüş yolunda Hocası da olan Şeyh-ül İslam İbn-i Kemal’in atının ayağından çamur sıçrar ve başka yer yokmuş gibi sıçrayan bu çamur, Padişahın kaftanına yapışır. İbn-i Kemal mahcup olup, atını geriye çekerek ne yapacağını şaşırmış durumdayken  Yavuz Sultan Selim Han ona dönerek tarihe geçecek şu meşhur sözü söyler:

-Üzülmeyiniz Hocam, üzülmeyiniz. Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için ziynettir, süstür ve şereftir. Vasiyet ediyorum, bu çamurlu kaftanım, vefatımdan sonra sandukamın üzerine örtülsün!..

İlme, ilim adamlarına ve dolayısıyla Hocasına (öğretmenine) duyduğu saygıyı sevgiyi vurgulayan Yavuz Sultan Selim Han'ın bu vasiyeti yerine getirilmiştir.

TAŞLAMA

ÖĞRETMENE NE VERDİK,

ONDAN NE BEKLİYORUZ

“VATAN, MİLLET, SAKARYA”,

GERİSİ LÂF DİYORUZ

ÖĞRETMENLER GERÇEKTEN,

TOPLUMUN MİMARLARI

HAKKI OLAN YERLERE

GETİRMELİ ONLARI

HER LİDERİN ARDINDA

BİR ÖĞRETMEN VAR BELLİ

LİDERLERE YÖN VEREN

ÖĞRETMEN BİLİNMELİ

“YARI AÇ, YARI TOK”TUR

GÜNÜMÜZDE ÖĞRETMEN

ÖĞRETMENE NE VERDİK

BUNU DEYİN GERÇEKTEN

İÇİ BOŞ KONUŞMALAR

TATMİN ETMİYOR ELBET

DEĞERİ ÖĞRETMENİN

BORDROSUNDA DİKKATET

YENİ NESİL EMANET

MUALLİMLERE GERÇEK

PEKİ MUALLİMLERİ

KİME EMANET ETSEK

BUNCA SORUN YAŞARKEN

ÖĞRETMEN NASIL YARAR

SAĞLAYACAK MİLLETE

DÜŞÜN ÖYLE VER KARAR

Yazarın Diğer Yazıları