Biz insanlar, normal yaşantımızda çok basit gibi gelen nice güzellikleri ancak kaybettiğimiz zaman fark ettik.
Koronavirüs pandemisinden
önceki normal yaşantımızı anımsayalım ve ne zaman geri döneceğini bilmediğimiz güzelliklerden aklımıza gelenleri sayalım:
*Maske takmadan, fiziksel mesafeye bakmadan, hijyen konusunda vesveseye kapılmadan yaşamak,
*Koronavirüs aşısı sıramız ne zaman gelecek, takıntısından kurtulmak,
*Camilerde, gönül huzuru içinde sıkı saf tutarak, cemaatle namaz kılmak, Cuma namazını omuz-omuza eda etmek,
*Koronavirüs vakaları indi mi, yükseldi mi düşüncesinden sıyrılmak,
*Bugün kaç kişi koronavirüsten öldü, sorusundan kurtulmuş olmak,
*Yolda gördüğümüz dostlarımızla, tanıdıklarımızla, akrabalarımızla yakınlık derecemize göre selamlaşmak, tokalaşmak, kucaklaşmak,
*Okullarda arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle olmak, sınıflardaki sıralarda oturmak, tahtaya kalkmak, ders almak ya da ders vermek,
*Yeşil sahalara giderek top koşturmak, maçları seyretmek, taraftarlar olarak takımlarımızı alkışlamak,
*Çayhanede, kahvehanede oturmak, çay içmek, yoldan geçen dostlarımıza “gel de bir çayımızı iç” diyerek davette bulunmak,
*Arkadaşlarla güruh halinde lokantalara giderek, garsonun verdiği menü listesine bakarak “bana bir acılı Adana getir” demek,
*Berberlere, ya da kuaförlere giderek, “saçımı, sakalımı birlikte kes” diyebilmek,
*Resmi dairelere, bankalara gittiğimiz zaman görevlilerle tokalaşarak isteklerimizi iletmek,
*AVM’lere maskesiz girmek,
*Seyyar simitçiden, simit almak,
*Otogara giderek Ankara’ya, İstanbul’a, Mersin’e veya gideceğimiz herhangi bir yere HES KODUNA ihtiyaç duyulmadan bilet kesmek,
*Şehir içi dolmuşlarda, otobüslerde bir tutacak ile tutunarak ayakta gideceğimiz yere gitmek, “inecek var!” diyebilmek,
*Gidenler açısından sinemaya, bara, pavyona gitmek,
*Eve gittiğimiz zaman büyüklerimizin ellerini öpmek, küçüklere sarılarak kucaklamak,
*Misafir ağırlamak, misafirliğe gitmek,
*Nişanlarda, kına gecelerinde, düğünlerde kol-kola girmek, halay çekmek.
*Taziye evlerinde, taziye çadırlarında ölenlerin ruhuna Fatiha okumak, kalanlara başsağlığı dilemek.
*Turistik mahallere gitmek, gruplar halinde gezmek, dolaşmak.
*Hacca, umreye gönül huzuru içinde gitmek-gelmek.
Evet, bunlar ve benzeri günlük hayatımızın birer parçaları olan kıymetini bilmediğimiz meğer ne güzel bir yaşantımız varmış da, haberimiz yokmuş!
Allah’ım, bizi bir an önce kıymetini bilmediğimiz KORONAVİRÜS ÖNCESİ GÜNLERİMİZE SELAMETLE ULAŞTIR, ÂMİN!
ANEKDOT
Nasrettin Hoca rüyasında birisinin kendisine 99 altın verdiğini görüyormuş. Ama kendisi:
Ya 100 altına tamamla, ya da istemem!
Diyormuş
. Rüyadaki muhatabı ise:
-100 altın vermem. 99 altını alıyorsan al, almıyorsan sen bilirsin
diye direniyormuş. Rüya bu minval üzerine devam ederken, Hoca, elleri boş rüyadan uyanmış. Bunun üzerine gözlerini kapatarak yine yatıyormuş gibi yaparak söylenmiş:
-Ver, ver! 99 altına razıyım!
Biz de, bu koronavirüs belasından sonra eski hayatımızı kaldığımız yerden sürdürmeğe can atacağız ama bakalım, o zaman ne zaman gelecek.
TAŞLAMALAR
KORONA ÖNCESİNİN
YAŞAMINI ÖZLEDİK
MEĞER NE HOŞ GÜNLERMİŞ
KIYMETİNİ BİLMEDİK
ELLERİNDE OLANI
YİTİRMEYİNCE İNSAN
KIYMETİNİ BİLEMEZ
BİLİN BU GERÇEK OLAN
MASKEİSİZ BİR HAYATI
GERÇEKTEN ÇOK ÖZLEDİM
FİZİKİ MESAFEDEN
BIKTIM, GINA GETİRDİM
DOSTLARLA SARMAŞDOLAŞ
OLMAYI ÖZLEMİŞİM
MEĞER BU PANDEMİYLE
BEN NELER KAYBETMİŞİM