İşsizlik sorunu giderek dal-budak salıyor. Üniversite mezunu gençler iş bulamıyor, yoksulluk had safhada. Artık kimse (BENİM DEVLETİM VAR) demesin, Devlete bal bağlamasın! Kazanırsan, vergi ödeyeceksin, işsizsen, açsan, sefilsen kendi başının çaresine kendin bakacaksın. Başını sokacağın bir dam altın yok, elektrik, doğalgaz, su faturalarını ödeyemiyorsun, kimin umurunda. Artık, herkes, kendi başının çaresine bakacak. Eviniz, iş yeriniz soyulur, yakılır, yıkılır, hatta canınıza kastedilirse, bu kimselerin umurunda olmaz! Çocuğunuz mu kayıp. Dedektif olacak, kendiniz arayıp bulacaksınız! Güvenlik güçlerinin hele şu günlerde çok yoğun mesaisi var! Ülkeyi, teröristlerden kurtarmanın çabası içindeler! Keşke, kurtarabileceklerine inansak, canımız, malımız, kanımız feda olsun, diyeceğiz amma durum ortada! Sadece garibanlara güç getirilebilmekte! Terör örgütlerinin adeta dokunulmazlıkları var!
Bir kayıp, bir hırsızlık, bir dolandırıcılık ihbarı yapmak için ilgili karakola giderseniz, karakola girmeden önce, şikâyetçi konumundayken, suçlu gibi muamele görmemek için dokuz İhlas-ı şerife, üç ayet-el Kürsü okursunuz, bugünlerde alacağınız cevap aynıdır.
(Bu tozda, bu dumanda kişisel ferman mı okunur!)
İş bu duruma gelince, vatandaş olarak kendimizi korumaktan, kendi kendimizin dedektifi, polisi olmaktan başka yapabileceğimiz bir iş kalmıyor! Vatandaşlar olarak evimizi, iş yerimizi, namusumuzu, haysiyetimizi korumak için hepimiz silahlanmalıyız! Gücü yeten, ruhsatlı silah almağa baksın. Tabanca ve benzeri silahlar için ruhsat alamayan, avcılar derneğine kaydını yaptırsın, avcı teskeresi alarak, en azından bir av tüfeği edinmenin yolunu bulsun! Ha, şunu da söyleyeyim. Referansı İslam olanlar bilsinler ki, silah taşımak sünnettir! Bana inanmıyorsanız, Müftü Beye sorun!
Bir önemli husus daha var. Bir kimsenin iş yerine, evine saldırı olursa, ya da, canına kastedilen davranışlar içine girilirse, yine dini referanslar çerçevesinde kendisini korumak için silah dahi kullanması mubahtır. Bu yasal olarak da, meşru müdafaa hakkı kapsamına girer!
Sözü fazla uzatmadan, asıl konuya dönüş yapayım. İslam tarihinde, meşhur bir anekdot vardır. Ebrehe adlı hükümdar, malum bir sebepten dolayı
KABE-İ MUAZZAMAYI
yıkmak için hareket eder, Mekke-i Muazzamanın varoşlarına kadar iner.
(Kur’an-ı Kerim’de bu olaya ASHAB-IL FİL ayet-i kerimesiyle işaret edilmektedir.)
Mekke Şehrini kuşatan Ebrehe’nin askerleri, bu arada çevrede otlayan develeri de talan ederler. Develeri talan edilenler arasında o yıllarda henüz Dünyaya teşrif etmemiş olan
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve
selam olsun)
dedeleri Abdulmutalip de vardır. Develerinin gasp edildiğini haber alan Abdulmutalip, Ebrehe’nin çadırının olduğu yere gider ve görüşme talebinde bulunur. Mekke’nin ulusu olması açısından, kabul edilir. Huzura kabul edilen Abdulmutalip:
-Askerlerin, develerimi talan ettiler. Geri verilmelerini istiyorum!
deyince, Ebrehe şaşkınlık geçirir ve der ki:
-Senin, Mekke’nin ulusu olduğunu duymuştum. Kıyafetine bakınca da, hayli heybetli bir duruşun var. Ben, KABE’yi yıkmamak için yalvarmağa geldiğini zannederken, sen gelmiş, benden develerini istiyorsun. Yazık bu heybetine!
der.
Bunun üzerine Abdulmutalip şu meşhur cevabı verir:
-KABE’NİN SAHİBİ VAR. O’NU, SENİN ZULMÜNDEN O KORUYACAKTIR! BEN, DEVELERİN SAHİBİYİM, BANA DEVELERİMİ VER, YETER!
Şimdi, bu tarihi anekdotla günümüz arasında bir paralellik kuralım ve
(Vatan elden gidiyor. Bu tozda, bu dumanda kayıp aramak, hırsızlık, dolandırıcılık gibi ufak tefek(!) olaylarla
uğraşacak halimiz mi var!)
diyenlere anımsatalım! Deve sahipleri, develerini isterler! Eğer, küçük gibi görünerek ilgilenilmeyen olaylar, gereği gibi takip edilseydi, işler büyüyüp, devletin birlik ve beraberliğini bozmak düzeyine yükselmezdi!!!
İŞSİZLERE, İŞ; AÇLARA, AŞ VERME, 3-5 ÇOCUK SAHİBİ OLMALARINI ÖNER!!!
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ailelere sahip olmaları gereken(!) çocuk sayısı konusunda da sık-sık uyarılar yapmakta, en az 3 çocuk sahibi olmalarını, hatta 5 ve üzerinde çocuk sahibi olmak gerektiğini vurgular.
5 çocuk sahibi ailelerin normal standartlarda geçinebilmeleri için aylık gelirlerinin asgari 15 bin TL olması gerekeceği tezinden hareket edersek, işsizliğin, yoksulluğun, sefaletin kol gezdiği ülkemizde asgari ücretin net 4.253 TL olduğunu anımsarsak, ailelere 5 çocuk sahibi olmaları tavsiyesinin abesle iştigal olduğu ortaya çıkacaktır.
Bu durum, bana bir Bektaşi fıkrasını anımsattı. Sofuları kızdırmak pahasına da olsa anekdotu okuyucularımla paylaşmak istedim. Anekdot şu:
Hocanın biri bakmış ki, Bektaşi yoldaki çamur deryasının önünde durmuş, çamurlardan heykelcikler yaparak, kurusunlar diye de güneşli bir köşeye diziyormuş. Bektaşi’nin ne yaptığını merak eden Hoca sormuş:
-Ne yapıyorsun böyle?
Bektaşi cevap vermiş:
-Görmüyor musun, çamurdan adamcıklar yaparak kurusunlar diye güneşe diziyorum!
Hoca, alaycı bir tavırla sorulara devam etmiş:
-Yaptığın adamcıklar kuruyacak olsa ne olacak?
Kendisine müdahale edilmesinden zaten rahatsızlık duyan Bektaşi cevabı kondurmuş:
-Ne olacak, rızkını vermedikten sonra yap, yap sal!
Türkiye Cumhuriyeti sözde bir sosyal devlet olarak, memuruna, emeklisine, geçinecekleri kadar maaş veremediği, işsizlere, iş imkânı sağlayamadığı sürece ailelerden çocuk sayılarını 3’e, 5’e çıkarmalarını istemek elbette abesle iştigaldir. Türkiye’de yaşayan ailelerin yüzde doksanı fakr-u zaruret içindeyken, 3-5 çocuk sahibi olmalarını istemenin, Bektaşi fıkrasındaki durumdan pek bir farkı olmaz!
DİNDAR, KİNDAR OLMAZ; KİNDAR, DİNDAR OLMAZ!!!
Bu bir gerçektir. Dindar olan, kindar olamaz; kindar olan da dindar olamaz. Dinimizin en önemli özelliğinden biri şüphe yok ki hoşgörüdür.
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun)
dindarlıkla, kindarlığın uyuşmadıklarının en güzel örneğidir.
AMCASI HAZRET-İ HAMZA’YI ŞEHİT EDEN
VAHŞ
ile, mübarek ciğerlerini çiğneyen
HİND’İ
bile affeden Peygamberimizin bu davranışı, dindarlıkla, kindarlığın asla uyuşmadıklarının delili değil midir!
Tabii, örnek sadece bu değildir. Misalleri çoğaltmak mümkün. Bir örnek daha verelim. Taif’e gittiklerinde, çocuklar tarafından taşlattırılması üzerine huzuruna gelen
CİBRİL’İ EMİN’İN
(Eğer istiyorsan, Taif’i iki dağ arasında sıkıştırır, yok ederiz)
diyerek, Taif halkını cezalandırma isteğinde bulunması üzerine Peygamber Efendimizin
“Umulur ki, bu Şehrin halkından ileride İslam diniyle şereflenenler olacaktır”
buyurarak müsaade etmemesi, dindarlıkla, kindarlığın asla uyuşmadıklarının kesin kanıtları değil mi!
İnsanlar olarak her an için hata yapıyoruz, günah işliyoruz. Hatta
ALLAH (Celle Celelühü)
korusun, küfre düşenlerimiz oluyor.
Yüce ALLAH
dilerse, anında cezalandıracak amma, hemen cezalandırmıyor. Tövbe etmelerine fırsat bırakıyor. Tövbe edenlerin, tövbelerini kabul ediyor. Nitekim, aşırı derecede küfür içindelerken, bilahare ihtida ederek en iyi dindarlar arasına katılanlar dün de vardır, bugünde var. Yarın da olacak!
Bir zamanlar bir Devlet büyüğümüzün
“Dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz”
dediklerini anımsadım da!!!
Evet, gerçek olan şu ki
DİNDAR OLAN, KİNDAR OLAMAZ; KİNDAR OLAN DA, DİNDAR OLAMAZ!
Bu konuda dindarlarla, dincileri birbirinden ayırmak gerekir. Dindarlar değil amma, dinciler (dini emellerine alet edenler), genelde kindar olurlar!
TAŞLAMA
HANİ SOSYAL DEVLETTİK
FAKİRLER KAN AĞLIYOR
İŞSİZLERİN FİGANI
YÜREKLERİ DAĞLIYOR
DİNDAR VE KİNDAR NESİL
YETİŞTİRDİLER GERÇEK
DİNDAR, KİNDAR OLUR MU
BUNA AKIL ERMEZ PEK
EY DİNDARLIK TASLAYAN
DİNDAR İSEN BANA NE
NAMAZ KILSAM, KILMASAM
SÖYLE BUNDAN SANA NE
SENİN DİNİN SANADIR
BENİM DİNİM DE BANA
ÖYLE DİYOR KULAK VER
SEN HAZRET-İ KUR'ANA
EKONOMİK SORUNLAR
YIĞILDIKÇA YIĞILDI
ASKIDA EKMEK) DERKEN
HAYAT ASKIDA KALDI
FATURALAR ASKIDA,
HAYATIMIZ ASKIDA
İDDİALARI HALA
(EKONOMİ, RAYINDA!)
BİRİ YER, BİRİ BAKAR
OLMAKTAN BİLE ÇIKTIK
BİRİ YER BİNİ BAKAR
DURUMUNDAYIZ ARTIK