Dünyada ve Türkiye genelinde olduğu gibi İlimizde de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele konusunda etkinlikler düzenlendi. Kimi ahmaklar, kadına şiddet uygulamanın haşa dinimizin emri olduğu gibi bir vehim içindedirler. Oysa, İslam Dini kadın haklarına riayeti emreder, hiçbir şekilde şiddete maruz kalmalarına müsaade etmez. Maalesef, YOBAZLAR YÜZÜNDEN, dinimizin kadınlara bakış açısı ÇOK YANLIŞ YORUMLANMAKTADIR. İslamiyet üzerindeki bu suizannı silmek için gerçeklere dayanan ifadelerle DİNİMİZİN, KADINLARLA İLGİLİ görüşlerini sunmağa çalışalım.
Kur’an-ı Kerim’de kadınlara nasıl davranılması gerektiği konusunda ayet-i kerimeler vardır. Ayetler, yoruma ihtiyaç duyulmayacak bir açıklıkla, kadınlara verilmesi gereken değeri vurgulamaktadır.
Dinimizin ikinci kaynağı olan hadis-i şeriflerde de Kadınlara verilmesi gereken öneme açık bir şekilde işaret buyurulmaktadır.
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat ve selam
olsun)
kendi zevcelerine iltifat ederek, konuşmalarını ister, onlarla şakalaşırlardı. Validelerimizin en genci olan Aişe Annemize,
“Kelliminî ya Hümeyra” buyurarak konuşmasını ister, “Konuş benimle ey pembecik” diyerek iltifat ederdi.
İşte, Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (o’na, al ve ashaplarına salat ve selâm olsun) Kadınlarla ilgili bazı hâdis-i şeriflerinin mealleri:
*Bana, dünyada üç şey sevdirildi. Helâl kadın, namaz ve güzel koku.
*Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, ALLAH-ü Taalânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!
*En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.
*En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.
*Kim kız çocuğunu güzelce terbiye edip, ALLAH-U Taâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir, içirir, giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.
*İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.
*Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.
Bir de Hazret-i Mevlâna’nın Mesnevisinden kadınlarla ilgili alıntılar yapalım:
“Allah (Zeyyine-linnas… hükmünce) kadının muhabbeti ile insanı tezyin etmiştir. Hakkın bu tertibinden insanlar nasıl kaçabilir?
Zira Allah kadını, erkeğin sükûn ve teselli bulması için yarattı. Bunun için Âdem, Havva’dan nasıl ayrılabilir?
Bir kimse yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa, Hamza’dan bile ileri geçse ferman dilemek konusunda yine de kadının esiridir.
Sözlerine cümle âlemin mest olduğu Hz Muhammed bile: “Kellimini ya Hümeyra -Bana bir şeyler söyle, ya Hümeyra” buyururdu.
Her ne kadar su ateşe galip ve baskın ise de, bir kabın içindeyken ateş o suyu kaynatır.
Ne vakit bir kap ikisinin arasına girse, ateş o suyu havaya çevirip yok eder.
Zahiren su ateşe galip olduğu gibi, sen de kadına hâkim isen de, batınen kadına hem mağlup, hem de talipsin!
Böyle bir hususiyet ancak insanda vardır. Hayvandaki muhabbet duygusu eksiktir. Bu da hayvanın insan derecesinden aşağıda olmasından kaynaklanır.
Resulullah Efendimiz: “Kadınlar, akiller ve gönül sahipleri üzerine galiptir” dedi.
Diğer taraftan cahiller kadına galip, çünkü onlar sert ve kaba muameleli olurlar.
Cahillerde rikkat, lütuf, muhabbet azdır. Çünkü tabiatlarında hayvanlık galiptir.
Muhabbet ve rikkat insani vasıflardır. Gazap ve şehvet ise, hayvani sıfatlardır.
Kadın hakkın nurudur, sadece sevgili değil, sanki Halik’tır, mahlûk değil!”
Kenan Rufai’nin açıklanması: Kadın sevgisini, bizzat Hak süslemiştir, halkın ondan kopması nasıl beklenebilir? Meğerki yine Hak’tan bir hidayet erişsin.
İlahi tecelliye mazhar olan Âdem Peygamber, tecelli nurları içinde dayanma kudretini kaybedince, üzerine ceberut ve melekût âlemlerinin de nuru indi. Âdem, Havva ile alışkanlık peyda ederek, Allah’ın tecelli hamlelerinden ürkmesin, kendini güçsüz hissetmesin diye, Havva böyle bir nurdan yaratıldı.
Hz. Muhammed’in, maneviyat âlemine daldığı ve ilahi âlemlerin enginliği karşısında dehşette kaldığı zamanlarda, Hz Ayşe’ye hitap ederek: “Kellimini ya Hümeyra! Hümeyra benimle konuş!” Diye seslenmeleri de, bundan ve ara sıra Dünya’ya çekilme ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Bir kimse, İran destanının büyük pehlivanı Zaloğlu Rüstem olsa, hatta kahramanlıkta Hz. Muhammed’in amcası Hz Hamza kudretinde bulunsa, yine de sevdiği kadının zebunudur. Su ateş gibi heybetli bir varlığı söndürme gücüne sahiptir. Fakat aynı su, bir kap içine konunca, ateş onu kaynatır; bir damlası kalmayana kadar buharlaştırıp havaya karıştırır.
İşte erkekle kadın da ateşle su gibidir. Görünüşte su gibi olan erkek, kadına hâkim durumda olsa da, işin iç yüzü öyle değildir. Ateşin harareti gibi kadının sevgisi ve cazibesi de, erkeği coşturup kaynatarak tüketme gücüne sahiptir.
İnsanın varlığındaki ruh da su gibi saf ve şeffaftır. Nefis de ateş gibi yakıcı ve kaynatıcıdır. Bunun için, nefis ateşi ruh suyunu kaynatarak, ondaki ruhani letafeti, vücutta dağıtıp, ruhu nefse bağlı hale koyar. Ruhun ateş üzerine konan bir kaptaki su gibi kaynaması bu yüzdendir. Yine bu yüzden, kadını isteyen erkek, görünüşte kadına hâkim durumdadır.
Fakat aslında erkek; hem kadına, hem de kadın gibi dişi tabiatlı olan nefse karşı yenik ve mahkûm durumdadır. Çünkü hayatta kaldığı müddetçe, hiçbir erkek kadın olmadan hayatını sürdüremez.
Akıl ve aşk sadece insanda olduğu için, bu özellikler de sadece insanda vardır. Hayvanda akıl yoktur; aşk da eksiktir. Aşk ve akıldaki bu noksanlık sonucunda, hayvanlar dişilerine mağlup olmazlar.
Bu yüzden Hz. Muhammed, “Kadınlar akıl ve gönül sahibi erkelere hükmederler”, buyurmuştur. Akıllı ve ince ruhlu erkekler kadınlara karşı daima anlayışlı ve şefkatli olur. Onlara sert davranmaktan, onları kırmaktan, incitmekten çekinirler. Ancak cahil ve akılsız erkeklerde, hayvanlık sıfatları baskın olduğu için, kadınlara kaba ve sert davranırlar; onları ezmeğe çalışırlar. Sertlik ve şehvetli yaklaşımlar hayvanlara ait; aşk ve ruh inceliği ise insanlara ait sıfatlardır.
İnsanın sevdiği kadına karşı sevgi ve çekiliş duyması boşuna değildir. Çünkü kadın, Allah güzelliğinin yeryüzüne vurmuş bir nurudur; kadın sadece sevgili değildir; yaratılmış değil, adeta yaratandır.
Bu gerçek anlaşıldıktan sonra, “Kadın erkeğin yarısıdır” diyen peygamberin hadisi, daha iyi anlaşılmış olur. Böylece, en kuvvetli erkeklerin bile kadınlar karşısında zaafa düşmelerindeki sır meydana çıkmış olur. Bu durumda, ancak seviyeli ve irfan sahibi erkeklerin kadına mağlup olabildiklerini anlıyoruz. Bir erkeğin kadına tutkun olması, onun kemal ve irfanının ölçüsüne göredir. Kuran’da İslam’ın kadınlara verdiği değer çok açıktır; Kuran her seslenişini kadın ve erkek ayırmadan yapmıştır. Kuran, inanmış kadınları ve inanmış erkeklerden ayrı düşünmemiş ve ikisine de aynı hitabı yapmıştır.
Allah’ın kadına verdiği değer, kadının kendi yaratıcı kudretinden vasıflar taşıması, hayatın devamlılığında büyük vazife görmesi gibi, ilahi kaderin azizi bir işaretini taşımasındandır. “Kadına olan muhabbet, onların vücutları aynasında Allah’ı müşahede edebilmektendir.”
Muhittin Arabi’nin meşhur müridi İbn-i Farız da, “Her güzelin güzelliği, Allah güzelliğinden aksetmiş bir parçadır” demiştir. Demek ki, erkeğin kadına sevgisi bir bakıma onun vasıtasıyla, ilahi güzelliğe kavuşmayı dilemek manasındadır. Bunun için de kadının erkeğe galebesi-baskın olması- normaldir. Fakat bu düşünce, ancak belirli bir irfan seviyesine varmış ve maneviyat âlemlerinde mesafeler kat etmiş erkekler için doğrudur.”
Açık ve net söyleyelim. İslam Dini nazarında kadın asla bir meta değildir. Kadının, eşinin çamaşırını yıkamak, yemeğini pişirmek, evi silip, süpürmek, hatta kendi doğurduğu çocuğu emzirmek gibi bir sorumluluğu da yoktur. Kadın, bütün bunları yapmak istemezse, eşi, bu işleri yapacak hizmetçi tutmakla mükelleftir! Bunları yapması belki de maişet açısından caiz görülmüştür. Kadın, meşru olan yollardan her türlü ticaret işlerini yapabilir! Peygamber Efendimizin muhterem zevcesi HATİCE-İ KÜBRA yıllarca ticaretle uğraşmıştır.
Dinimizde, kadınların durumu böyleyken, yobazlar sebebiyle, cahiliye devrinde olduğu gibi, hakir görüldüğü olmaktadır. Hala bu zihniyette olanlar vardır. Sözde din adamlarının cehaletini dinimizin emri zannetmekten vazgeçilim!
İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNİN EŞLERİNE YAZDIĞI
AŞK VE SEVGİ KOKAN MEKTUPLARI
Aydın bir din adamı olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin tabuları yıkar mahiyette eşlerine yazdığı aşk ve sevgi kokan mektuplarını okuyucularımızın dikkatlerine sunarak, yüce dinimizi SUİZANDAN KURTARALIM İSTEDİK.
Bilindiği gibi, MARİFETNAME adlı eserin de müellifi olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin, zamanın Padişahının daveti üzerine Tillo’dan, İstanbul’a gittiğinde ve kaldığı süreler zarfında eşlerine yazdığı mektupları vardır. Bu mektuplarında, hanımlarına öylesine iltifatlarda bulunuyor ki, gerçekten de okunmağa değer. Bilhassa, softa takımının bu mektupları okumalarında yarar olduğunu söyleyelim. Ama nedense bizim bazı softalarımızın havsalaları bu mektupları almıyor.
Bir ara, yörenin büyük din âlimlerinden biri olduğu öne sürülen Hoca takımından birine, İbrahim Hakkı Hazretlerinin, eşlerine yazdığı mektuplarından bahsedilince, bizim softa hoca, o mektupları yazmış olduğu için, İbrahim Hakkı Hazretlerini suçlar gibi bir tavır takındı.
-
Keşke o mektupları hiç yazmamış olsaydı, yazdıysa da kitaplarına almasaydı!
diyerek büyük tepki göstermiş. Ben, ilim adamı geçinen bu softanın tutumunu gerçekten yadırgadım. Onun, dinin gerçeklerinden hiç haberdar olmadığını hissettim. Evet, İbrahim Hakkı Hazretleri, HAZRET-İ MUHAMMED’İ (O’na al ve ashabına salat ve selâm olsun) gerçekten anlamış biri olarak Hanımlarına iltifatlarda bulunuyor, sünneti seniyeye uygun hareket ediyordu. Ama bizim softa kafalı hocanın aklı buna ermiyordu.
Bakın, önce Peygamber Efendimizin eşlerine karşı tutum ve davranışlarından bahsedelim. (Ahlakça en güzel olanınız, eşine en iyi davrananızdır) buyurarak, özellikle erkekleri, eşlerine iyi davranmayı emrederdi. Eşlerine (GÖZBEBEĞİM) diye hitap eder, onlara sevgisini tarif ederken, (KÖRDÜĞÜM) gibi deyimini kullanırdı. Çünkü kördüğüm çözülmez. Hazret-i Aişe’ye (Konuş ey pembecik, gönlümüz açılsın) diye iltifat ederdi.
Yazdığı mektuplarında, Hanımlarına iltifat eden İbrahim Hakkı Hazretleri ile bizim softaları kıyasladım. Eşlerine bir emtia gibi bakan softalar, gerçekten, İslâmiyet’ten haberdar olduklarını zannediyorlarsa, onlara aldandıklarını söylemek isterim. Bu softaların, herkesten çok İslâm dinini öğrenmelerine gerek var. Çünkü SAKAL SAHİBİ OLANLAR ONLARDIR. Bizim hemşerilerimiz SAKAL SAHİBİ OLMAYANLARA PEK İNANMAZLAR. Hani deriz ya! “SAKALIM YOK Kİ, BANA İNANSINLAR!”
İşte Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin İstanbul’dan Tillo’da bulunan dört hanımına yazdığı dört mektubundan Firdevs Hatun ve Züleyha Hatun ile ilgili bölümleri.
***
İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asilli, usullu, akıllı, izanlı, hünerli, marifetli, üslüplu, yakışıklı, güzel huylu, tatli dilli, uzun boylu ince belli, kıl ayıpsız hatunum, helalim Firdevs Hatun huzuruna,
Deruni dilden ve can-u gönülden selamlar ve dualar edip ol mubarek nazik hatırın sual ederiz, Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim nazli yar-ı gam gusarim. Benim şenliğim, şöhretim, benim sevdiğim, keyfim, benim canim Firdevsim! Neylersin nişlersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin? Benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin? Okur musun, nakış mı işlersin? Oynar mısın, güler misin? Benim gönlüm senin halinle eğlenir, sen nicesin? Keşke sizi getirsem, bu vilayetleri seyrettirsem, zira sensiz canim rahat olamiyor. Benim güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahval imis bilmezdim. Hak Teala gönül hoşnuğuyla bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin. Amin…
Firdevs, Firdevs, o saçlarin seveyim, o kaşın seveyim, o gözün seveyim, o yüzün seveyim, ayipsız canın seveyim. Sakın benden küsmeyesin ki gönlüm sıkılmasın. Kusurlarımı afvet, ahiret hakkını helal eyle. Bu uçkuru bana yadigar mi verdin, yoksa bununla beni bagladin mi? Zira yadigara ne hacet hiç hatırımdan çıkmadın, gözün önünde durursun. Böylece apayan gönlümdesin. Allah’a emanet olasın.
Bin tabaka kağıt yazsam seninle sözlerim tükenmez. Hele yavaş, inşallahu Taala, Ramazan geceleri sabahlara değin sana çok çok gördüğüm, işittiğim pak şeyleri ve esvaplari size layik görürüm: Eğer fırsatım olursa alırım, yoksa siz sağ olunuz: Birer hamayli getiririm. Şimdilik mektubum boş olmasın için bir pak buruncuk gömlek gönder misin, mazur olsun. Sizin hevesinize cermigi yaptiririm: İnşallah tamam olanda sizinle bir gece ande cimeriz. Gönlunuz her ne meyve isterse şehirden getirtesiniz, Meyvesiz kalmayasınız, haftada iki kere çaylara, bahçelere cıkasınız, hapsolmayasiniz, rahat olasınız. Allah’ın birliğine emanet olasınız. Ömrün uzun olsun, Amin ya mu`in”
***
“Ve izzetli, hürmetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik belli, şirin yıldızlı, has ve talihim, oğlum annesi, gönlüm cananesi, inci tanesi hatunum ve hanımım küçük kadın Zeliha Hatun huzuruna. Candan selamlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırınakat kat sual ederiz. Allah’ın birliğine emanet veririz. Benim küçük kadınım, benim emektarım, ne keyiftesin, ne haldesin, ne demdesin? Neyliyorsun?, ne işliyorsun? İyi misin, hoş musun? Allah yardımcın olsun. Kendin uşak (küçük) iken uşak hizmetine düştün. Allah emeklerini zayi etmesin. Tanrı seni bana bağışlasın. Bir dahi dünya gözü ile görüşmek müyesser eylesin, amin!
Acep cihanda senin gibi var mıdır? Zeliha’m, Zeliha’m! O tatlı canını sevim, o tatlı bakışlarını sevim. Hiç fikrimden gitmezsin. Böylece ayan gönlümde durursun. Maşallah, maşallah! Benim nazlı aşıkım, senin için yollarda ve İstanbul’da besteler yazıyorum; öğreniyorum ki inşallah gelende seninle ses sese verelim de çok türlü besteler, güzel kitaplar okuyalım. Allah tealaya aşık olalım, safalar edelim.
Bir küçük kadın gördüm, hemen sana benzettim. Selam sabah ettim. Sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında ona yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar kocası varmış zindanda, ona ekmek götürmüş. 10 kuruş borcunu verip onu halas edip sevabını sana bağışladım. Allah teala senden razı olsun. Zira ben senden yer gök dolusu razıyım. Allah Şeyh Osman’ı bize bağışlasın, amin! Ve cümle küçük kadınlar sana kurban olsun! Ve büyük kadınlar bacılarına kurban olsun! Benim hakkımda siz bana dünyada yetersiniz.”
Evet, İslam dininin kadınlara bakış açısı budur. Aydın bir din adamı olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin mektupları, dinimizin, kadınlara verdiği değerin ispatıdır.
TAŞLAMA
BEŞBUÇUK ŞİDDETİNDE
DEPREM BİLE ÖLDÜRDÜ
BU ŞİDDETTE BİR DEPREM
ÖLÜMLERLE GÜLDÜRDÜ
SEKİZ ŞİDDETİNDE BİR
DEPREM OLSA NE OLMAZ
İNANIN TÜRKİYE’DE
TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KALMAZ
(NEDEN BÖYLE) DERSENİZ
SEBEBİ BELLİ BUNUN
İNŞAATTA DENETİM
YOK Kİ BİR ÖNLEM OLSUN
MÜTEVEKKİL MİLLETİZ!
NE GEREK VAR TEDBİRE
ÖLENLER ÖLÜR, KALAN
SAĞLAR BİZİMDİR YİNE
DEPREMDE BİRÇOK BİNA
ENKAZA DÖNMÜŞ YAZIK
ÇİMENTODAN, DEMİRDEN
ÇALMAK DA BİR HIRSIZLIK
DEPREM ALLAH’IN EMRİ
ÖLÜMLER DE ÖYLE YA
ÖLÜME SEBEBİYET
HEM GÜNAH HEM SUÇ AMA
“SUÇLU AYAĞA KALK!” DE
BAKALIM KİM KALKACAK
KONTROL KİMLERDE SÖYLE
KONTROLÖR DE SUÇLU BAK
DEPREM KÜÇÜK KIYAMET
İBRET ALMAK GEREKTİR
KIYAMET BÜYÜK DEPREM
HER CANLI ÖLECEKTİR