Ahmet Arıtürk

İNTİHAR EDENLER VE İNTİHARLARA SEBEP OLANLAR!

Ahmet Arıtürk

Her ne sebeple olursa olsun, kişinin bilerek ve tasarlayarak kendi canına kıyması, yani intihar etmesi dinimiz açısından yasak eylemler arasındadır. Bir kimsenin intihar etmesiyle, başkasının canına kastetmesi arasında KATİL OLMAK açısından bir fark yoktur. Hatta, intihar etmek, dini açıdan ele alındığında başkasını öldürmekten daha eşed bir cürümdür.

İnsanları intihara yönlendiren sebepler arasında ekonomik sorunlar başı çeker. Peki, bir ülkede ekonomik sorunlar yüzünden intiharlar yaygın bir hal almışsa, bunda devleti yönetenlerin veballeri yok mudur. Türkiye, gerçekte çok verimli topraklar üzerinde üç tarafı denizlerle çevrili, yeraltı ve yerüstü zengin kaynaklara sahip bir ülkedir. Bir zamanlar tarımsal ürünler arasında kendi kendine yeterli 10 ülkeden biriydi. Şimdilerde samanı bile ithal eder hallere düşürüldü.

Bu ülke insanlarının asla yoksulluk çekmemeleri gerekirken, yanlış işler, adam kayırmalar ve doymayan muhterisler yüzünden yaşanamaz ülkelerden biri durumuna düşürüldüğü ortada. Özellikle işsizlik sorunu yüzünden gençlerin büyük ekseriyeti imkân bulsalar, başka ülkelere kapağı atacaklar. Halkın yüzde doksanı açlık sınırında yaşarken, gençler, işsizlik bunalımı içindeyken, azınlık bir kesimin multimilyarder oldukları gerçeği gözler önündedir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine göre son yirmi yıl içinde ülke insanlarına harcanması gereken 418 milyar dolar, bir avuç yandaşlara peşkeş çekilmiştir. 85 milyon insanın hakkı olan 418 milyar dolar Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle beşli çetelere ve yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Oysa, bu para ülke ekonomisine harcansaydı, ne açlık, ne işsizlik yüzünden intihar olayları yaşanmaz, 85 milyon vatandaşımızın tümü mutlu bir yaşam içinde olurlardı.

Bunu söylerken intihar edenlerin haklılığını savunduğumuz zannedilmesin. İster ekonomik durum yüzünden, ister başka sebeplerle olsun, dinimiz açısından intihar büyük günahlardandır.

Önce, Kur’an-ı Kerim’den bazı mealleri okuyucularımızın dikkatlerine sunalım. Sonra, yazımızı noktalayalım:

*Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olması dışında, aranızda mallarınızı batıl yolla yemeyin. Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı merhametlidir.

*Kim de bunu haddi aşmak ve zulmetmek için yaparsa, (bir ceza olarak) onu ateşe sokacağız. Bu, Allah için çok kolaydır.

*Yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız (küçük) günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir makama sokarız.

Evet, Kur’an-ı Kerim’in ışığında İNTİHAR ETMENİN VEBALİNİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANIMSATTIK. Peki, işsizlik ve ekonomik sebeplerle yaşanan intihar olaylarında bu duruma yol açanların hiç mi veballeri yok!

Türkiye’de yaşanan işsizliğin ürkütücü boyutlarda olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. İşsizlik öyle bir bela ki, insanları intihara sürüklüyor. Hemen her gün üniversite bitirdikleri halde iş bulamadıkları ve yıllarca işsiz kaldıkları için

İNTİHAR EDEN GENÇLERİN HABERLERİYLE

karşı karşıya kalmaktayız.

İcraatlarıyla intiharlara yol açan ekabir takımına seslenerek diyoruz ki:

-KATİL AYAĞA KALK!

ŞEHRİMİZ GELENEKLERİNDE KANDİL KUTLAMALARI

Regaip Gecesini kutlarken, aklıma Şehrimizin geleneksel kandil kutlamaları geldi. Kandil gecelerine eski Siirtliler

(LEYLETIL KISME = KISMET GECESİ)

derlerdi. O geceye mahsus tatlılar yapar, fakirlere, komşulara ve akrabalara dağıtırlardı. Acı da olsa, bu gerçeği kabul etmek zorundayız. Toplum olarak geleneklerimizden giderek kopuyoruz. Maalesef, Siirt’imizin birçok güzel gelenekleri de artık yok oldu. Bu gelenekler arasında, Kandil geceleriyle ilgili kutlamalar da vardır. Bizim çocukluğumuzda, inanır mısınız

KANDİL GECELERİNİ

dört gözle beklerdik. Çünkü kandil geceleri için evlerde Şehrimize özel tatlılar yapılır, ekmekle birlikte fakirlere ve komşulara dağıtılırdı. Siirtliler, kandil geceleri için genelde

SELME veya ASİDE

yaparak, ekmek üzerine koyar komşulara ve fakirlere gönderirlerdi. Bu arada, Şehrimizde bulunan yabancı bürokratların ailelerine de mutlaka gönderilir, Şehrin örf ve adetlerini tanımalarına vesile olunurdu.

ASİDE

dediğimiz tatlı türü yağ, un ve pekmez karışımından yapılır irmik helvası gibi pişirilir, soğuduktan sonra toparlak parçalar haline getirilir, öyle dağıtılırdı. SELME ise ASİDE gibi yine un, yağ ve pekmezle yapılır, ancak içine taze beyaz peynir karıştırılırdı.

SELME TATLISI

genelde kandil gecelerinin, taze peynirin çıktığı zamanlara tesadüf ettiği aylarda yapılırdı. Çünkü asıl malzemesi olan taze beyaz peynir ancak Mayıs, Haziran, Temmuz aylarında bulunabilirdi.

40-50 yıl öncesinin Siirt’inde, lojmanlar yoktu. Yabancı memurlar, polisler, subaylar kısa deyimiyle bürokratlar, Siirtlilere ait evlerde kirada otururlardı. Evler, öyle apartman usulü de değildi. Sıcak komşuluk ilişkileri vardı. Yabancı bürokratların hanımları, gönül rahatlığıyla komşularına gider, gelirlerdi. Şehrimiz, o zamanlar için

“gelen ağlar, gider ağlar”

şehriydi. Neden derseniz, bürokratlar Siirt’e tayinleri çıktığı zaman, bilmedikleri bir Şehre gelecek olmaktan dolayı üzülür, ağlarlardı. Amma, Siirt’e gelip, hemşerilerimizi tanıdıktan sonra da, gidecekleri zaman, bu sıcak gönüllü insanlardan ayrılacakları için ağlarlardı. Şehrimize gelen bürokrat aileler için

(OSMANLİYE=OSMANLILAR)

derdik.

Evet, kandil etkinliklerinde Osmanlıları da unutmaz, mutlak surette, kendilerine de

ASİDE, SELME

gönderirdik. İkindi nazını müteakip mezarlıklar ziyaret edilir, kandil için yapılan tatlılar, mezarlıklarda da ekmekle birlikte fakirlere dağıtılırdı. Daha sonra, Siirt tatlılarının yerini, susamlı ve cevizli helva dağıtımı aldı. Kandil geceleri için bir süre ekmek üzeri susamlı veya cevizli helva dağıtımı aldı.

Şehrimizdeki helvacıların, kandiller için imal ettikleri özel helvalar da artık yok. Çünkü işin gerçeği, bir zamanlar Siirtlilerin mesleği olarak kabul edilen

HELVACILIK

işi de teknolojiye yenik düşerek yok oldu.

KANDİL GECELERİNE

artık eski rağbet yok. Gerçi, camilerde mevlidi şerifler okunmakta amma, evlerde aileler içinde o samimi kutlamalar kalmadı. Dağıtılan kandil tatlıların yerini şimdi cep telefonlarıyla atılan mesajlar aldı. O da iyi!

Evet, Şehrimizde geçmişte yapılan KANDİL KUTLAMALARI, bizler için nostalji oldu. Hiç olmazsa, bugün biz o nostaljiyi yaşıyoruz. Amma, bizim çocuklarımız ve daha sonrakiler, maalesef bu duyguları ne nostalji olarak yaşayabilecekler ve ne de tadını bulabilecekler.

Kandil gecelerinin okuyucularıma, hemşerilerime, Müslüman Milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa dostluk, barış ve kardeşlik vesileleri olması dileklerimle…

ANEKDOT

Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla sorar :

-Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?

Dede gülümseyerek cevap verir:

-Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.

Torunu yine sorar:

-Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?”

Dede:

-Evet yavrum. Ömür namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır

diye cevap verir.

Torun yeniden sorar:

-Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?

Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:

-Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. Çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan “Namazsız ezan”dı. insan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da “Ezansız namaz”dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.

“Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!” ikazını yapıyordu o ezan.

İşte yavrum İnsan ömrü EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa geçirme. ömrünü dolu-dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!

TAŞLAMA

İNTİHARLARDA ARTIŞ

YAŞANIYOR ÜLKEDE

EKONOMİK SORUNLAR

BÜYÜK SEBEP ELBETTE

İŞSİZLİK VE YOKSULLUK

BUNALIMA SEBEPTİR

BUNUN SORUMLULARI

BİZİ YÖNETENLERDİR

BİRİNE KEPÇE-KEPÇE

BİRİNE ÇAY KAŞIĞI

VERİLİRSE ELBETTE

DAĞITANDIR SORUMLU

418 MİLYAR

ÇETELERE VERİLMİŞ

KILIÇDAROĞL DİYOR

DOĞRUYSA BU NASIL İŞ

Yazarın Diğer Yazıları