Ahmet Arıtürk

İNSAN HAKLARI HAFTASI VEYA (HAKKI DEĞİRMENDE ARAMAK)!

Ahmet Arıtürk

5-11 Aralık arası günler

(İnsan Haklarıve Demokrasi Haftası)

olarak kutlanır. Kutlamanın gerekçesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde

“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”

nin kabul edilmiş olmasından kaynaklıdır.

Yine bu espri içinde 10 Aralık günü de

(Dünya İnsan Hakları Günü)

olarak kabul edilmiştir.

(Dünya İnsan Hakları Günü),

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edildiği gündür. BM Genel Kurulu, tüm devlet ve sivil toplum organizasyonlarını davet ettiği oturumda

'10 Aralık'

gününün

“Dünya İnsan Hakları Günü"

kabul edilmesine karar verilmiştir.

İnsan hakları, bireylerin salt insan olmakla   kazandıkları haklardır. İnsanların, insan olarak taşıdıkları değerin sömürü,   baskı, kıyım ve her türlü doğal güç karşısında korunması ilkesine dayanır.   Tanımı ve sınırları konusunda tam bir anlaşmaya varılamasa da temel bazı   varsayımlar üzerinde anlaşılır.

Evet, İnsan Hakları ve demokrasi haftası içindeyken, dünyanın ve Türkiye’nin durumuna bir bakalım istedik. Gerçekten dünyamızda ve Türkiye’de İnsan hakları ve demokrasi var mı, yok mu!

Maalesef, insan haklarının ve demokrasinin kale alınmadığı ülkelerin genelde İslam coğrafyasında yaşayan ülkeler oldukları ve bunların arasında Türkiye’nin de bulunduğu acı da olsa bir gerçektir. Oysa, insan

hakları ile ilgili ilk evrensel beyanname Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) (VEDA HUTBESİ)dir. Medeni dünyanın

20. Yüzyılda akıl ettiği ve sözde kalan insan hakları evrensel beyannamesi 10 Aralık 1949 tarihinde  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilirken, Türkiye de aynı yıl içinde beyannameyi imzalayarak destek vermişti.

Evrensel Beyanname İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, her bireyin özgürce, eşitçe ve onurlu bir şekilde yaşamasının ancak devletlerin uluslararası bir belge etrafında bir araya gelmesiyle mümkün olacağı fikrine dayanmaktadır. İnsan hakları konusunda uluslararası alanda en temel belge olan bu bildirge; ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin doğal insan haklarına sahip olduğunu vurgular. Yaşama hakkımız başta olmak üzere tüm haklarımıza insan onuruna yaraşır bir şekilde erişmemizi hedefler. 1949 yılından beri hem uluslararası alanda hem de ülkelerin benimsediği kanunlarla temel hak ve özgürlüklerimizin korunması, haklarımıza erişim konusunda pek çok ilerleme oldu. Ancak, aradan geçen bunca yıllara rağmen hala milyonlarca insan savaş ve çatışmalarda yaşamını yitirmekte, sömürü, taciz, istismar ve şiddete uğramaktadır. Filistin ve Gazze’de yaşanan soykırım ortada.   Dünya genelinde 100 milyondan fazla insan zorla yerinden edilmiş bulunuyor.Bunların 30 milyondan fazlası çocuk! 25 milyondan fazla insan da ülkesini terk edip başka ülkelerin korumasına sığınmak zorunda kalmış, 300 milyona yakın çocuğun okula erişimi yok, en temel haklarından biri olan eğitim hakkına erişemiyorlar. 650 milyon kadın ve kız çocuğu 18 yaş altı evliliğe zorlanmış. Her yıl 15 milyona yakın kız çocuğu 18 yaşından önce evlendiriliyor. Dünyada 150 milyonun üstünde çocuk işçiler var ve bunların 10 da 7'si ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmakta.

Nerede doğduklarına, kim olduklarına; cinsiyetlerine, dinlerine, etnik kökenlerine bakılmaksızın bütün çocukların yaşama hakkı başta olmak üzere; eksiksiz biçimde gelişme hakkı; zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı; aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma hakları var. Bu hakları korumak hepimizin sorumluluğu.

Yaşadığı ülkede zulümden kaçıp sığınma, bir statüye sahip olma, sığındığı ülkede temel hak ve özgürlüklerden yararlanma ve geri gönderilmeme ilkesinden yararlanma hakkı herkes için temel bir insan hakkı. Geri gönderme yasağını ihlal etmek, uluslararası hukuka göre işkence suçunu işlemek anlamına gelmektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir insan hakkı. Herkes, algılandığı ya da hissettiği cinsiyet ya da toplumsal cinsiyet sebebiyle zulme, ayrımcılığa, şiddete ve diğer hak ihlallerine uğramadan yaşama hakkına sahip.

Yine maalesef diyerek belirtelim ki, insan haklarının ihlal edildiği, Demokrasinin (D)sinin bulunmadığı ülkeler, genelde halkı Müslüman ülkeler ve bunların arasında Türkiye’miz de bulunmakta. Bu bakımdan olacak

(HAKKI DEĞİRMENDE ARAMAK)

deyimi de, gerçeği yansıtan, bize ait bir deyimdir.

Eşit, adil ve onurlu bir yaşam için, insan haklarının korunması açısından hepimize düşen sorumlulukları bugün de hatırlatmak ve Hayata Destek olarak bu konuda birlikte çalışmaya her zaman hazır olduğumuzu belirtmek isteriz. Birlikte bir gelecek hepimizin hakkı…

İnsan haklarının gerçek anlamda korunduğu bir  Türkiye ve dünya dileklerimizle…

TAŞLAMA

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE

MEYDAN OKUR İSRAİL

VE MEYDAN OKUMAYA

DEVAM ETMEKTEDİR BİL

BÜTÜN DÜNYAYA BİLE

MEYDAN OKUMAKTADIR

VE HİTLER’DEN ÖCÜNÜ

GAZZE’DE ALMAKTADIR

KAHHAR ADINLA KAHRET

ALLAH’IM İSRAİL’İ

BU ZÂLİMİN ZULMÜNDEN

SEN KURTAR FİLİSTİN’İ

DÜNYA SEYİRCİ DURUR

GAZZE’DEKİ VAHŞETE

HANİ İNSAN HAKLARI

VARSA MADEM NEREDE

FİLİSTİN’İ, HAMAS’I,

GAZZE’Yİ UNUTMAYIN

KENDİ KENDİNİZİ BOŞ

SÖZLERLE AVUTMAYIN

SORUMLUYUZ HEPİMİZ

FİLİSTİN’DEN, GAZZE’DEN

BİLMEK GEREK LAYÜSEL

DEĞİLİZ NE SEN, NE BEN

MÜSLÜMAN, MÜSLÜMANIN

DERDİYLE DERTLENENDİR

ELİNDE AVUCUNDA

OLANI PAYLAŞANDIR

FİLİSTİN’E, GAZZE’YE

HAMAS’LI MÜCAHİDE

BİNLERCE SELÂM OLSUN

FİLİSTİNLİYİZ BİZ DE

İSRAİL’İ DURDURMAK

MÜMKÜN OLMUYOR NEDEN

UYUYAN MÜSLÜMANLAR

UYANMALI GAFLETTEN

TÜRKİYE, İSRAİL’İ

KINIYORMUŞ BAK HELE

VE GIYABİ CENAZE

NAMAZI ÖLENLERE

AĞLAMA DUVARI MI

BOŞUNADIR AĞLAMAK

ÇÖZÜM ÜRETMEK GEREK

LÂF-I GÜZAF KINAMAK

UMURUNDA DEĞİL HİÇ

ONU KINAMALARI

HİÇ DUYMUYOR İSRAİL

VE OLMUYOR ORALI

Yazarın Diğer Yazıları