Selahattin Demirtaş'ın "AK Parti, İmralı'ya adam gönderip ne istemiştir?" Twitter paylaşımıyla başlayan tartışmaya İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de katıldı. "İmralı'ya kimin gönderildiğini biliyorum" diyen Meral Akşener, o ismin yargıda görev yapan birisi olduğunu söyledi.
İYİ Parti lideri Meral Akşener, seçimler öncesinde destek istemek için Abdullah Öcalan'la görüşülmesi için İmralı'ya heyet gönderildiği iddialarıyla ilgili "Daha yeni İmralı’ya adam gönderdiler, yardım istediler. Kimin gönderildiğini biliyorum. Siyasetçi olsa adını hemen söylerim. Yargıdan birini gönderdiler" dedi.
İşte Akşener'in yaptığı açıklamaların satır başları: “Bu ipin ucu o kadar kaçtı ki, Kürt eşittir PKK'lı haline geldi. AK Parti Kürtlerin oyunu istemiyor mu? İYİ Parti, CHP, diğer partiler Kürtlerin oyunu istemiyor mu? Her siyasi partiye oy verenin oyunu istiyoruz. HDP'nin içinde elbette PKK'yı destekleyenlerin oyları vardır ama PKK'yı istemeyenler de vardır.
Abdullah Öcalan'ın kardeşine sayın Erdoğan 'Bizim Mehmet' dedi. Daha yeni destek istemek için birini gönderdiler. İsmini değiştirerek gitti. Bu devlet açısından ayıp. Yoksa siyasetçi olsa vallahi söylerim.
Yargıdan birini gönderdiler, ismini değiştirerek gitti. Destek talep ettiler. Kimin gittiğini, nasıl gittiğini biliyorum.
Orada da (Öcalan) "sonradan inkar ediyorsunuz, yazıya dökülmesi lazım" denmiş.
Ne PKK'sı FETÖ'sü, ne Hizbullah'ı, Gaffar Okan'ın katilleri de herhangi bir şekilde serbest kalacak diye bir anlaşma mümkün değil. Siz suç işlemişseniz hukuk gereğini yapar. Ben şu adam, şu kadın suçludur diyemem.
Öcalan mahkemesiyle ilgili ne kadar avukat varsa, şehit yakınları adına ne kadar kişi varsa organize eden kişi benim. 30 bin kişi deniyor, 40 bin kişi deniyor.
Türkiye'de silahlı örgüt kurarak cinayet işleyen kişi, bütün ölümlerden sorumludur. İster Kemal Bey olsun ister Öcalan'ın kardeşi olsun yapamaz.”
Daha önce Selahattin Demirtaş’ın twitterini doğrular mahiyette yapılan bu açıklama gerçekten dikkatleri çekicidir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Yeşil Sol Parti’nin desteğini aldığı için Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu, terör örgütleriyle işbirliği yapmakla itham eden ve neredeyse Vatan haini ilan eden Cumhur İttifakı’nın, Öcalan’ın ve dolayısıyla PKK’nın desteğini almak amacıyla İmralı’ya bir Yargıtay üyesini aracı olarak gönderdiği doğru ise bu ikiyüzlülük karşısında söylenecek bir söz kalır mı.
Hem anımsayalım, aynı Cumhur ittifakı İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinde de Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ı TRT Kürdi televizyonuna çıkararak, Ekrem İmamoğlu aleyhinde propaganda yaptırmış ve Kürt seçmenlere İmamoğlu’na oy vermemeleri telkininde bulunmuştu.
Haber doğruysa, gerçekten ibret alınacak bir durum. Millet İttifakı HDP’den destek alınca Vatana ihanet etmiş sayılırken, Cumhur İttifakına atış serbest mi!
DANANIN KUYRUĞU, SEÇİMDEN SONRA KOPACAK!
Enflasyon üç haneli olmaktan iki haneli olmaya doğru düşüyor gibi görünüyor. Vatandaşların alım güçlerinin sıfırlandığı noktada enflasyonun düşmesi kadar normal ne olabilir ki! Bütün iş yerlerinde emtialar raflarda, vitrinlerde olduğu gibi duruyor. Çok mecburi ve zaruri olmadıkça, vatandaşlar alışverişi kesmişler.
Emekli, memur, işçi derseniz, açlıktan ağzı kokacak hale gelmiş. Ne yapsın, nasıl aşış-verişe çıksın. Vatandaşlar
“YARI AÇ, YARI TOK!”
Çoğu da, sosyal devletin(!) yapacağı yardımları bekler durumda. Ekonominin çarkları durmuş, bir tek
SADAKA EKONOMİSİNİN
çarkları dönüyor.
Ekonomiden anlayan ve piyasanın nabzını iyi tutan bir iş adamı, geçen gün aynen şunları söyledi.
“Seçimler sonrasında, dananın kuyruğu kopacak. Asıl o zaman KRİZİN gerçek boyutları ortaya çıkacak. Bakmayın şimdi, seçim ekonomisi uygulanıyor. Vatandaşlara ELMA ŞEKERİ(!) dağıtılıyor. Emekliler, memurlar, işçiler, kredi kartlarının limitlerini çoktan doldurmuşlar. Esnaflar arasında öyle bir iflâs furyası baş gösterecek ki, Allah korusun. Vatandaşlar, kepenk indirmekle kalmayacak, borçları yüzünden kaçacak delik arayacak duruma gelecekler!”
İş adamı hemşerimiz, daha çok karamsar konuştu ama biz bu kadarla yetinelim. Zaten, madden çökmüş olan vatandaşları, manen de çökertmeyelim.
Evet, alım-satımın sıfırlandığı yerde, neyin enflasyonu olacak ki! Satan çok, alan yok! Bu, hemen her şeyde böyledir. Gayrimenkul, beyaz eşya, otomotiv, tekstil ve gıdalarda bile…
TÜRKİYE’DE, BASIN ÖZGÜR MÜ!
Bugün, “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü!” Peki, Türkiye’de BASIN ÖZGÜR MÜ!
Dünya Basın özgürlüğünün kutlandığı bu zaman diliminde Türkiye’de maalesef çok sayıda Gazeteci zindanlarda yatmaktadır. Ülkemizde basının özgür olduğunu söylersek, kendi kendimizi kandırmış oluruz. Yetkililere ve etkililere bakarsanız,
“Hiçbir gazeteci, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı içeride değildir!”
Ama gerçek bu mu!
Ülkemizde basının özgür olmadığını yalnız biz değil, uluslararası örgütler söylemekte. Türkiye’de maalesef basın ağır bir travma almıştır. Basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılan sansürler her geçen gün artmaktadır. Muhalefet yapan gazeteler, televizyonlar sürekli cezalara çarptırılmakta. Televizyonlar, para cezasına çarptırılmak yanında EKRAN KARARTMA tehdidi altında bulunmaktadırlar.
Merkezi ABD'de bulunan insan hakları ve özgürlükleri izleme örgütü Freedom House'ın (Özgürlükler Evi) dünyada basın özgürlüğünün durumunu incelediği raporunda Türkiye, basın özgürlüğünde ciddi gerilemelerin olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.
Örgütün
"Basın Özgürlüğü Küresel Medya Bağımsızlığı Araştırması"
başlığını taşıyan ve Washington'da düzenlenen Dünya Basın Özgürlüğü Günü konferansı sırasında açıklanan raporunda ülkeler, basın özgürlüğü açısından en iyi durumdan en kötü durumda olana, 0'dan (en iyi) 100'e (en kötü) kadar olan rakamlarla derecelendirildiler.
Buna göre Türkiye'ye, 196 ülkenin değerlendirildiği raporda 54 puanla 112'inci sırada yer almış bulunmakta. Bunun anlamı basın alanında
"yarı özgür"
konumunda olan bir ülkeyiz! Raporun Batı Avrupa ülkeleriyle ilgili bölümüne dahil edildiğinde ise Türkiye, basın özgürlüğünün derecesine göre bu listenin son sırasında yer buldu.
Freedom House raporunda, Türkiye, Mısır, Honduras, Macaristan, Meksika, Güney Kore, Tayland ve Ukrayna'nın aralarında olduğu bazı kilit ülkelerde basın özgürlüğü açısından önemli gerilemelerin olduğu ileri sürüldü Raporun Batı Avrupa bölgesiyle ilgili bölümünde,
"son yıllardan farklı olarak bu bölgenin ortalama notu, Danimarka, İzlanda ve Türkiye'deki olumsuz gelişmeler yüzünden, tüm bölgeler arasında ikinci en büyük düşüşe işaret ediyor"
ifadesi kullanıldı.
Raporda, "Türkiye'nin notunun, TCK'nın 301 ve 216'ıncı maddeleri ve Terörle Mücadele Yasası'nı da içeren bir dizi yasa altında gazetecilere yönelik artan tacizlerin sonucunda düşürüldüğü" belirtilmekte.
"Türkiye'deki bu hukuki baskının, gazeteciler, editörler ve medya sahipleri arasında artan biçimde oto sansüre yol açtığı" da vurgulanıyor.
Dünya genelinde özgür ve bağımsız medyaya erişebilen insan sayısının son 10 yılın en kötü seviyesine gerilediği tespitinin yapıldığı raporda, her altı kişiden sadece birinin basının
"tamamen özgür"
olduğu ülkelerde yaşadığı kaydedildi.
Raporda değerlendirmeye tabi tutulan 196 ülkenin sadece 68'i (yüzde 35) "özgür" olarak sınıflandırılırken 65 ülke (yüzde 33)
"yarı özgür",
63 ülke (yüzde 32) ise
"özgür olmayan"
ülkeler kategorisine dahil edildi.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde basın özgürlüğünün ciddi düzeyde gerilediğine işaret edilen raporda, Meksika ve Mısır'ın statülerinin "özgür olmayan ülkeler" kategorisine düşürüldüğü belirtildi.
Freedom House'ın ülkeleri basın özgürlüğünün durumuna göre sıraladığı listesinin ilk on sırasında sırasıyla Finlandiya, Norveç, İsveç, Belçika, İzlanda, Lüksemburg, Andorra, Danimarka, İsviçre ve Liechtenstein yer alırken son on sırada ise en sondan başlayarak sırasıyla, Kuzey Kore, Türkmenistan, Özbekistan, Libya, Eritre, Burma, Belarus, Küba, İran ve Ekvador Ginesi'ne yer verildi.
Basın emekçileri, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ne, baskı, sansür ve tutuklamaların arttığı,
‘Hiçbir gazeteci gazetecilikten içeride değil’
diyen bir hükümetin olduğu bir ortamda faaliyet yürütmeye çalışıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun yaptığı açıklamalarda da basın emekçilerine uygulanan baskılara ve tutuklamalar kınanmakta.
Türkiye, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü gazeteci-yazar sayısı bakımından Dünya birinciliğini sürdürüyor. Bu durum, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) nezdinde de teyit edilmekte. IPI’nin açıklamasına göre, Türkiye tutuklu gazetecilerin sayısıyla Dünya birincisidir.
Bütün bu gerçeklere rağmen Gazeteci meslektaşlarımıza
“Dünya Basın Özgürlüğü Gününüz kutlu olsun!”
mu diyelim!
TAŞLAMA
BU SEÇİM, BAŞKA SEÇİM
OLACAKTIR İNANIN
BUNCA UYKU YETMEZ Mİ
SİLKİNİN VE UYANIN
YA TEK ADAM REJİMİ
YA PARLAMENTER SİSTEM
YA HAK, HUKUK, ADALET
YA DA HER ÜÇÜNE GEM
PATATESMİŞ, SOĞANMIŞ
BU DEĞİL BENİM DERDİM
HAK, HUKUK VE ADALET
TESPİHATIM VE VİRDİM
HAK, HUKUK VE ADALET
OLMAZSA BİR ÜLKEDE
ZULÜM HÜKÜMFERMADIR
VE ZALİMLER ELBETTE
ZALİMLERDEN SAYILIR
ZULME DESTEK OLANLAR
ZALİMLERE KANMAYIN
SAMİMİ MÜSLÜMANLAR
DEVLETLERİN TEK DİNİ
ADALETTİR, ADALET
DEVLET DİNSİZ DEMEKTİR
ADALET YOKSA ŞÂYET