1999 yılında Yalova’da yaşanan depremden sonra yetkililer ve etkililer muhtemel depremlere karşı önlemler almak için çalışmalar içine girmişlerdi. O yıllarda, İlimizde de
“İmar İzleme Komitesi”
adı altında bir teşkilat kurulmuştu. Komitenin amacı, temel hafriyatından başlanarak Şehrimizde yapılacak inşaatları kontrol altına almaktı.
Valilik tarafından oluşturulan
“İmar İzleme Komitesi”nin
görevleri arasında çarpık kentleşmenin ve imara aykırı yapılaşmaların önünün alınması gibi önemli konular vardı. Bu komiteler Başbakanlığın ve İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda oluşturulmuşlardı. Yine o yıllarda bütün illerde
“Valilik İmar İzleme komiteleri”
vardı.
Bu komitelerin görevleri, Belediyelerin yapamadıklarını yapmak, görmediklerini veya görmek istemediklerini görmek ve çarpık kentleşmeye müdahale etmekti.
Şehrimizde, kaçak yapılaşmalar yüzünden, büyük sıkıntılar yaşandığı ortada. Kontrolsüzlük sebebiyle geçmiş yıllarda muhtelif vakfiyelere ait arsaların işgal edildiği belirtilmekteydi.
Vakfiyelere ait arsalar üzerinde yüzlerce kaçak bina yapılmış, hiç kimse müdahale etmemişti. Bazı yerlerde, kaldırımlara bile inşaat yapanlar olmuştu. Elbette böyle çarpık bir yapılaşma kabul edilemez.
İmar İzleme Komiteleri belediyelerin karşıtı değil, yardımcısı olacak şekilde çalışmaktaydılar. Belediyenin görmediğini, bu komitenin görmesi, müdahale etmediği çarpık yapılaşmaya müdahale etmesi durumu vardı.
Evet, geçmiş yıllarda kurulduğunu bildiğimiz
“İmar İzleme Komitesi”nin
varlığı konusunda tereddütteyiz. Gerçi, şimdi Valilik ile Belediye aynı kulvar üzerinde. Kayyum Belediyelerde, değişen pek bir şey olmuyor. Sonuç itibarıyla ipler valiliğin elinde. Ancak, kayyum dönemi son bulur ve belediyenin yönetimi değişirse, o zaman “İmar İzleme Komitesi” önem kazanır.
Deprem yaşanan bölgelerde acaba “İmar İzleme Komitesi” adı altında kuruluşlar var mıydı, var idiyse, yapılaşmalara müdahale etmişler mi, etmemiş mi, bir de bunu sorgulamak gerekir.
Bizce, bütün illerde “İMAR İZLEME KOMİTESİ” kurulması zaruridir. Ancak, komitelerin ehil ellerde olmaları şartına bağlı olarak. Komitenin mimarlar odasından, belediyelerden, bayındırlıktan, il özel idaresinden, karayollarından, ticaret ve sanayi odasından belirlenmiş teknik elemanlardan oluşması ve sorumluluk yüklenmeleri gerekir. Tabii, bun göre de yetkilerle mücehhez olmaları zorunluluğu vardır.
Yaşanan büyük deprem felaketinden ders alınarak, yeni depremlere hazırlıklı olmanın bir yolu da bu olsa gerek…
TESTİ KIRILMADAN, TOKATI YAPIŞTIRACAKSIN!
Nasreddin Hocamıza mal edilen fıkralar, nükteler, anekdotlar aslında gülmek için değil, ders almak içindir. Hocamızın meşhur bir fıkrası da (TESTİ KIRILMADAN, TOKATI YAPIŞTIRMAK) olarak özetlenebilecek olanıdır.
Anekdot şu:
Nasreddin Hoca, oğlunu su getirmek için çeşmeye yollarken, eline testiyi vermiş, sonra yüzüne okkalı bir tokat indirmiş, ardından da:
-Sakın testiyi kırma, diye seslenmiş.
Bu durumu görenler:
-Ne yapıyorsun Hoca efendi, çocuk testiyi kırmış değil ki. Hiç suçu olmayan çocuğu ne diye dövüyorsun? demişler.
Hoca da demiş ki;
-Testi kırıldıktan sonra dayak neye yarar! Tokadı peşin vuracaksın ki, aklı testide olsun…
Konuyu, yaşanan deprem felaketine getirelim. Depremde yerle bir olan binalar daha inşaat halindeyken, sık-sık kontrol edilse, eksik malzeme kullandıkları tespit edildiğinde müteahhitlerine cezalar kesilse, böyle bir felaket yaşanır mıydı!
Şimdi testi kırıldı. Müteahhitler cezalandırılmak için yakalanıyorlar. Peki inşaatlara ruhsat verenlere, yapıları denetleyen şirketlere verilecek cezalar yok mu!
Bina yıkıldıktan, altında insanlar canlarını yitirdikten sonra ceza vermişsin, vermemişsin, giden canları geri mi getireceksin!
SEVGİLİLER GÜNÜ MÜNASEBETİYLE
14 Şubat Sevgililer Günü münasebetiyle istedim ki, rahmetli eşim LEYLA ARITÜRK’ün aziz ruhu için yazdığım iki şiirimi bütün kadınlara ithafen sunayım:
KADIN, DÜNYANIN SÜSÜ
KADIN DÜNYANIN ÖZÜ
YARISIDIR ELMANIN
KADIN CİĞERİN KÖZÜ
KADIN HAVVA ANADIR
MERYEM’DİR, FATIMA’DIR
KADIN ASİYE SULTAN
HATİCE-İ KÜBRA’DIR
KADIN AİŞE DEMEK
KADIN SÜMEYYE DEMEK
CENNET BİLE KADINSIZ
EKSİKTİR BİLMEK GEREK
KADIN ANAMIZ BİZİM
KADIN BACIMIZ BİZİM
GELİNİMİZ, KIZIMIZ
YÜREK ACIMIZ BİZİM
KADIN CANIN PARÇASI
BUNDAN “CÂNAN”DIR ADI
KADINLARA DEĞİL Mİ
ÂŞIKLARIN FERYADI
***
KADIN DENİLEN VARLIK
BİZİM ANALARIMIZ
SEVGİLİ EŞLERİMİZ
CANIMIZ,KIZLARIMIZ
HER BİRİ BİR NADİDE
ÇİÇEK GİBİLER DİNLE
SAKIN OLA İNCİTME
ONLAR CANANLARIMIZ
ELMA YARISI ONLAR
BİZİ TAMAMLIYORLAR
ADEM BİZSEK, KADINLAR
BİZİM HAVVALARIMIZ
KADIN, DÜNYANIN SÜSÜ
SEVGİ, ŞEFKATTİR ÖZÜ
KADIN, CİĞERİN KÖZÜ
HELE KADINLARIMIZ
ŞEFKAT MELEKLERİDİR
MELEKTEN İLERİDİR
TAÇ EDİNSEK YERİDİR
ONLAR, ANALARIMIZ
ABLA, TEYZE VE HALA
KADINDIR ALASANA
NUR YÜZLÜ BÜYÜK ANA
YETSİN DUALARINIZ
ALLAH’IN TEK BİR GÜNÜ
KIRMA SAKIN GÖNLÜNÜ
ÂBİD YİTMİŞ GÜLÜNÜ
BUNDAN ÇÂRESİZ, YALNIZ
ANEKDOT
Bankaların yaygın olmadığı geçmiş yıllarda Siirt’te
“EMANETÇİ”
olarak tanınan muteber kimseler varmış. Bu emanetçiler, genelde zengin kimselermiş.
İşte, yine geçmiş yıllarda Şehrimizde bulunan bu emanetçilerden birine, kadıncağızın biri kocasından habersiz biriktirdiği altınları götürerek teslim etmiş. Ama, teslim ederken:
-Kocamın da, başkasının da haberi yok. Ne olur, yine kimsenin haberi olmasın!
diye sıkı, sıkıya tembihlemiş.
Kadının, teslim ettiklerinden hiç kimsenin haberdar olmadığını öğrenen emanetçi, kendisine emanet edilen altınları bir daha vermemek konusunda niyeti bozmuş.
Aradan zaman geçmiş, kadının ihtiyacı olmuş, altınları geri almağa gelmiş. Ama emanetçi:
-Ne altınları Kadın!
diyerek kadıncağızı, kocasına şikâyet etmekle tehdit etmiş. Tabii, kadıncağız ağlaya, sızlaya geri dönmüş. Kadının çok samimi ve gerçekten sırdaşı olan bir arkadaşı varmış. Durumu ona anlatmış. Beriki kadın:
-Sen hiç merak etme. Kimsenin haberi olmadan emanetçiden altınlarını almak boynumun borcu olsun!
demiş.
Eve gidip, kocasına, hiç kimseye söylemeyeceğine dair yemin verdirdikten sonra durumu anlatmış ve arkadaşı olan kadının emanetçideki altınlarını nasıl kurtaracağının plânlarını birlikte yapmışlar.
Yapılan plân gereğince, kadın tekrar emanetçiye gönderilmiş. Hemen ardından diğer kadın emanetçinin yanına girmiş. Birbirlerini hiç tanımıyorlarmış gibi bir hava estirmişler. İkinci kadın çok acelesi varmış gibi davranarak, emanetçiye bir bohça dolusu altını vererek:
-Güvenilir bir kişi olarak senden istirham ediyorum. Benim bu altınlarımı sakla. Kocamın veya bir başkasının haberi olmasın demiş.
İlk kadın ise fırsatı değerlendirerek:
-Ben, emanetlerimi almağa gelmiştim!
deyince, kadının getirdiği altınların, ilk kadının getirdiklerinin yaklaşık on katı kadar fazla olduklarını görün emanetçi yeni kadının gözlerini boyamak için:
-Hiç merak etme, bak, bu kadıncağız da bana altın emanet etmişti. Şimdi, emanetlerini almaya gelmiş. Onun emanetlerini vereyim, sonra, senin emanetlerini alıp saklayayım!
demiş.
İçeri odaya girip, birinci kadının altınlarını getiren emanetçi, tam kadının eline altınlarını geri verirken, evin kapısı hızlı, hızlı çalınmış. Emanetçi, mecburen gidip kapıyı açmış. Kapıyı çalan, ikinci kadının kocasıymış. Kocası, sanki her şeyden habersiz ve bir plânın parçası değilmiş gibi davranarak:
-Sen benden habersiz altın biriktirir, emanetçide saklamaya getirirsin ha!
diyerek, Karısını sözde dövmeye başlamış ve elindeki altınları almış. İlk kadın da, emanet ettiği altınlarını bu oyun sayesinde
ÜÇKÂĞITÇI EMANETÇİDEN kurtarmış!
TAŞLAMA
“ÖLEN ÖLÜR SAĞ KALAN
BİZİMDİR” MANTIĞIYLA
HAREKET EDİYORUZ
BU GERÇEĞİ DUY ANLA
TESTİ KIRILMAMIŞKEN
TOKADI YAPIŞTIRMAK
GEREKLİDİR BİL BUNU
BİLMEYEN CAHİL, AHMAK
HANİ İMAR İZLEME
KOMİTELERİ VARDI
NASIL İZLEDİLER Kİ
BUNCA BİNA YIKILDI
SUÇLU OLAN SADECE
MÜTEAHHİT DEĞİLDİR
KONTROL ETMEYENLER DE
ONUN KADAR SUÇLU BİL
MÜTEAHHİT HIRSIZSA
KONTROL EDEN NECİ
ONU DA BELİRTELİM
RÜŞVETÇİDİR, RÜŞVETÇİ
DİN İLE DİNDAR İLE
ORANTILI DEĞİL İŞ
VİCDANLI İNSAN GEREK
VİCDAN YOKSA İŞ BİTMİŞ