Ahmet Arıtürk

HUKUK LİTERATÜRÜNE GİRECEK KARARLAR!

Ahmet Arıtürk

Bazı mahkeme kararları var ki, günü gelir, hukuk literatürüne girerler. Geçmişi bırakarak Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana hukuk literatürüne giren kimi söylemleri ve kararları ele alalım. Yassıada Mahkemesinde hâkimin, sanığa

“Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor”

demesi, hukuk literatürümüzdeki yerini çoktan almıştır.

16 Nisan 2017’de gerçekleşen Anayasa değişikliği referandum sonuçlarına dair en büyük tartışma, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) "mühürsüz oyların kabul edileceği" ile ilgili açıklaması olmuş ve YSK’nın bu kararı da hukuk literatüründe yerini almış bulunmaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinin iptal edildiğinde, aynı zarfta bulunan 4 oy pusulasından sadece 1’inin geçersiz sayılarak, diğer 3’ünün geçerli kabul edilmesi de, hukuk literatürümüzde yerini alan kararlar arasındadır.

Bu gibi misalleri çoğaltmak mümkün. Sözü dönüp dolaştırıp, Cumhurbaşkanlığı seçimine getirecek olursak, cumhurbaşkanlığına iki defa seçilmiş birinin yeniden cumhurbaşkanlığına aday olması ve seçilmesi mümkün değilken ve iki dönemdir üst-üste cumhurbaşkanı olarak görev yapan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağı tartışılırken, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (hiçbir engel yok) diyerek, yapılacak itiraza karşı peşinen fikir beyan etmesi, hukuk literatürümüze girecek bir deyimdir.

Muhalefet partileri, yapacakları itirazdan sonuç alamayacaklarını bilebile, itirazlarını yapacaklarını söylüyorlar. Tabii, Yüksek Seçim Kurulu Üyelerinin kimlikleri ve nasıl bu göreve geldikleri bilinmektedir. Muhalefet, Erdoğan’ın adaylığına itiraz etse bile, Yüksek Seçim Kurulu’nun adaylık başvurusunu reddetmesi ihtimali yüzde 1 bile değildir.  Yani, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı adaylığı için üçüncü kez müracaat ederse (ki edecek) ve muhalefet itirazda bulunursa, Yüksek Seçim Kurulu adaylığını muhakkak onaylayacaktır. Dolayısıyla, Yüksek Seçim Kurulu’nun bu kararı da ileriki yıllarda hukuk literatürümüze girecek kararlar arasında yerini alacaktır.

Anımsatalım,

“Berlin’de hâkimler var

” deyimi, dünya genelinde hukuk literatürüne girmiş deyimlerden biridir. Ama şerefli bir tanımlamadır. Krallıkla yönetildiği dönemde bile Almanya’da hukukun nasıl tıkır-tıkır işlediğinin kanıtıdır. Maalesef, bizim hukuk literatürüne kazandırdığımız deyimler hep menfi kararları içerenler olmaktadır.

(Almanya neden kalkındı da, biz neden geri kaldık)

sorusunun cevabı hukuk literatürüne giren kararlardan ve deyimlerden belli olmaktadır. Hukuk olmayan yerde, kalkınma olmaz!

ANEKDOT

Adaletiyle meşhur bir hükümdar olan Kisra hükümdarı Nuşirevan, sarayının kapısı önüne bir çan koydurmuştu. Doğrudan kendisine şikâyetlerini arzetmek isteyen tebası, sarayın kapısı önündeki çanın ipini çeker ve huzura kabul edilirdi. Bu suretle hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan Nuşirevan’a sorunlarını sunmak fırsatını bulurlardı.

Bir gün yine çan çalmış, ancak, şikâyetçi huzura çıkarılmamıştı. Çanın sesini duymuş olan Padişah şikayetçinin derhal huzuruna getirilmesini emretmiş, şikâyetçiyi Padişaha götürmekle görevli olanlar, çanı çalanın kim olduğunu araştırmışlarsa da, etrafta kimseyi bulamamışlar, durumu Nuşirevan’a arzetmişler. Nuşiravan mazereti kabul etmemiş.

“Çan çaldığına göre mutlaka bir arayan var”

diyerek, çanı çalanın mutlaka bulunmasını istemiş.

Görevliler, telaş içinde aramalarına devam etmişler. Sonra saraya yakın bir yerde başıboş gezen bir

MERKEP (EŞEK)

görmüşler. Sarayın kapısı önünden geçerken, ayağının çana bağlı ipe takıldığını ve çanın bu yüzden çaldığını tahmin ederek, durumu Nuşiravan’a arzetmişler. Nuşirevan,

“İşte şikâyetçi bu merkeptir”

diyerek huzuruna getirilmesini istemiş. Merkep, Nuşirevan’ın huzuruna çıkarılmış. Bakmış ki yaşlı, hasta, yara, bere içinde bir merkep! Emir vererek, merkebin sahibinin bulunmasını istemiş. Arayıp, merkebin sahibini de bulmuşlar ve Nuşiravn’ın huzuruna çıkarmışlar. Nuşievan hiddetle söylenmiş:

-Bu merkebin hali ne böyle!

Sahibi:

-Hayvan yaşlandı, hastalandı. Artık yük de taşıyamıyor. Ben de başıboş saldım

diyecek olmuş,

Nuşirevan aynı hiddetle:

-Bu merkebi genç ve sağlıklı olduğu sürece kullandın. Üzerine bindin, yüklerini taşıttın, yaşlanıp işe yaramaz hale gelince de sokağa saldın öyle mi!

demiş ve merkebin sahibine emir vermiş:

-Şimdi bu merkebi alıp götüreceksin. Yaralarını tedavi edeceksin. Yemini yedireceksin. İyileştirmiş olarak huzuruma çıkaracaksın. Yoksa en ağır cezayı hakkedersin!

İşte asırlar öncesine ait hayvanların haklarını bile gözetleyen bir adalet örneği ve işte günümüzde adaletin geldiği nokta!

TAŞLAMA

MÜSTAKİL MEZARLARI

OLMADI BİL ÇOĞUNUN

DEPREM FELAKETİ BU

SUÇLUSU YOK MU BUNUN

MEZAR TAŞLARINA DA

ADLARI YAZILMADI

NUMARALAR YAZILDI

KİMLİKLERİ KALMADI

DEPREMDE YAŞAMINI

YİTİRENLER GİTMİŞTİR

DEPREM VERGİLERİNİ

SİZCE KİM İÇ ETMİŞTİR

(KADER) DERSEK BİZ BUNA

BU TÖHMETTİR KADERE

TEDBİRİNİ ALDINSA

O ZAMAN (BU KADER) DE

YİRMİ BİNİ AŞMIŞTIR

DEPREMDE ÖLEN CANLAR

BİR SAVAŞTA BU KADAR

CAN YİTİLMEZ KARDAŞLAR

ÖNCE TEDBİRİNİ AL

DEVENİ BAĞLA SONRA

TEVEKKÜL EYLE BUDUR

GEREKLİ OLAN ANLA

Yazarın Diğer Yazıları