Depremde yaşamını yitiren bir hemşerimizin taziyesine gitmiştim. Taziyenin yapıldığı camide hoca kılıklı biri mikrofonu eline almış vazediyordu. Yaşanan deprem felaketinin, artan günahlarımızdan dolayı Yüce Rabbimizin bir ikazı olduğunu hararetle anlatıyor
Tövbe-i Nasuh’ta
bulunmamız gerektiğini, aksi takdirde çok daha büyük felaketlerin başımıza geleceğini söylüyordu. Hoca Efendi döndü dolaştı, yaşanan deprem felaketinin günahlarımızın eseri olduğunu anlattı durdu. Doğrusunu isterseniz, işlediğim günahlar aklıma gelince kendi kendime, (yoksa bu depremin sorumlusu ben miyim!) şüphesi içime düştü. İşlediğim günahlar yüzünden bunca canların yitilmesine, bunca maddi ve manevi yıkımlara sebep olmuşum da, utanmadan, sıkılmadan gelmiş, ölümüne sebep olduğum vatandaşın taziyesine gelmiştim.
İnsan olarak ama büyük, ama küçük mutlaka işlediğimiz günahlar vardır.
Yüce Rabbimiz,
gerçekten de bu gibi felaketleri işlediğimiz günahların kefareti olarak mı takdir ediyordu. Sonra düşündüm, deprem felaketini, dini konularla bağdaştırarak (cemiyet buzuldu. Allah bizi cezalandırıyor) demeye getirenlerin pek de doğruyu söylediklerine inanmadım. Deprem, günahların kefareti bir ceza olsaydı, dini Şintoizm olan Japonya'da depremde neden hiç ölenler olmuyor da, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de onbinlerce insan ölmekte.
Vaiz efendi, depreme yol açanların demirden, çimentodan çalan, kum yerine çakıl taşı kullanan müteahhitler aleyhinde tek kelime söylemedi. Rant için dere yataklarına bina kurulması için ruhsat verenlerden, sözde inşaatı denetleyerek, sağlam yapıldığı yolunda belge düzenleyenlerden de bahsettiği olmadı. Hani, biraz da çimentodan, demirden çalan, kum yerine çakıl taşı kullanan müteahhitlerden bahsetse, hadi neyse diyeceğiz ama onların hiç bir vebali yokmuş, müsebbip olanlar bizim günahlarımızmış gibi, anlattı da anlattı.
Bu durum bana Nasrettin hocanın
(hırsızın hiç
mi kabahati yoktu)
anekdotunu anımsattı. Hani Hocanın evine hırsız girmiş de, komşuları:
-Hoca, niçin evine sağlam bir kapı, bir kilit yapmadın. Hırsız evi soyunca hiç mi tıkırtı duyup da uyanmadın! diyerek, sitemleri sıralayınca Merhum Hoca dayanamayarak cevap vermiş:
-ALLAH için söyleyin, bütün kabahat bende ise hırsızın hiç mi kabahati yoktu.
Büyük bir huşu içinde vaizini sürdüren Hoca Efendiye bir ara seslenerek:
-Biraz da hırsız müteahhitlerden, sözde onu kontrol eden yapı denetim şirketlerinden, sağlam raporu vererek, binaları ruhsata bağlayanlardan bahset, onların hiç mi suçları yok!
demek istedim ama kendimi zor tutum. Hoca Efendiye bakarsanız hırsız müteahhitlerin, rüşvetçi görevlilerin hiç bir suçları yok. Haşa, onlar belki de
YÜCE ALLAH'IN
cezalandırma aracı olmuşlar. Dere yatağında ev kur, sel alıp götürsün, sonra bunu ilahi bir ceza olarak yorumla. El insaf yani, hoca efendiler depremle ilgili vaizde bulunacaksanız, en azından hırsız müteahhitlerden, rüşvet alarak onlara ruhsat verenlerden de bahsedin. Sonra da biz günahkârlara sıra gelsin...
Deprem felaketini, dini konularla bağdaştırarak (cemiyet buzuldu. Allah bizi cezalandırıyor) diyerek bir yerde suçlananlar, gerçekte depremzedeler olmakta!
Bu arada, yeri gelmişken antrparantez belirtmekte yarar var. Vaiz Efendi, hep Kürtçe vazetti. Ben kendim Arapça da bilirim, Kürtçeyi de anlarım. Ama taziyeye gelenler arasında tek kelime Kürtçe bilmeyen, özellikle batıdan görev icabı gelmiş memurlar vardı. Onlar, vaiz efendinin ne dediğini hiç mi, hiç anlamadılar. Bu ülkede, Türkçe bilmeyen artık yok. Kürtçe ve Arapça bilmeyenler ise çok mu, çok! Topluluğa hitap edilirken, herkesin bildiği dil ile hitap etmek en uygun olanı değil mi!
SEVDİKLERİNİZİN, SADAKASI OLSUN!
Yıl içinde 14 Şubat günleri
(SEVGİLİLER
GÜNÜ)
olarak kutlanır. Kimileri, bu gibi kutlamalara karşı çıkarlar. Ben kendim, içinde
(SEVGİ)
olan hiçbir etkinliğe karşı çıkmam.
Hediyeleşmek ise Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) sünneti ve tavsiyesidir. Peygamber Efendimiz, hem hediye kabul etmiş, hem de hediyeler vermiştir. Yerine göre hediye (SADAKA) yerine bile geçerli olur. Hediyeleşmek, sevgi ve saygıyı arttırır.
Kur’an-ı Kerim’de mealen: “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) infâk etmedikçe, gerçek iyiliğe aslâ erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz şüphesiz ki Allah, onu hakkıyla bilendir.” (Âl-i İmrân, 92) buyurmaktadır.
Bir kutsi hadiste
YÜCE RABBİMİZ
şöyle buyurur:
“Benim muhabbetim, benim için biri diğerini ziyaret edenlere hak oldu. Benim için birbirini sevenlere hak oldu. Benim için birbirlerine hediye verenlere hak oldu. Benim için yardımlaşanlara hak oldu.”
Peygamber Efendimiz de bir hadis-i Şeriflerinde:
“Hediyeleşin; çünkü hediye sevgiyi artırır, kalpteki kötü hisleri giderir”
buyurmuşlardır.
Bu bakımdan, kişilerin sevdiklerine hediye vermelerini hiç mi, hiç yadırgamamak gerekir.
Benim, okuyucularıma naçizane bir tavsiyem olacak. Ülkemizde deprem afetinin yaşandığı bugünlerde, sevdiklerinize almayı düşündüğünüz hediyenin parasını, depremzedeler için kullanılmak üzere açılan kampanyalara veriniz.
SEVDİKLERİNİZİN SADAKASI OLSUN
. Sevdiklerinize de, durumu açıklayın, inanıyorum ki, onlar da, kendilerine verilmiş olmaktan çok daha mutluluk duyacaklardır.
TAŞLAMA
MEĞER BİZİM GÜNAHLAR
YÜZÜNDENMİŞ DEPREMLER
VAİZ EFENDİ BÖYLE
SÖYLEMEKTE HEP BEYLER
BİZ GÜNAH İŞLEMESEK
BU DEPREMLER OLMAZDI
ONBİNLERCE İNSANLAR
DEPREMLERDE ÖLMEZDİ
DEPREMDE ÖLENLERİN
KATİLLERİ BİZMİŞİZ
GÜNAHLAR İŞLEYEREK
FAYI TETİKLEMİŞİZ
HIRSIZ MÜTEAHHİDİN
HİÇ SUÇU YOKTUR BUNDA
BÜTÜN SUÇ BİZ GÜNAHKÂR
KULLARDAYMIŞ ASLINDA
NASUH BİR TÖVBE İLE
TÖVBE ETMEMİZ GEREK
BU GÜNAHLA GÖKKUBBE
ÜSTÜMÜZE DÜŞECEK
MÜTEAHHİT KARDEŞİM
ÖZÜR DİLERİM SENDEN
SUÇLU SEN DEĞİL MEĞER
GÜNAHLA BENMİŞİM, BEN